KÖRFEZ’DE YENİ BİR SAYFA: ZİDANE’IN İLK GECESİ, TÜRKİYE’NİN BÜYÜK SINAVI
Türkiye–Fransa | UEFA Uluslar A Ligi | 25 Eylül 2026 Cuma, 21.45 | Kocaeli Stadyumu
Kocaeli yarın akşam yalnızca bir millî maça ev sahipliği yapmayacak; Dünya Kupası’ndan kalan iki ayrı hikâyenin ilk ciddi hesaplaşmasına tanıklık edecek. Türkiye, tarihinde ilk kez UEFA Uluslar A Ligi sahnesine çıkarken karşısında Fransa’yı, Fransa’nın kulübesinde ise ilk kez Zinedine Zidane’ı bulacak. Bir tarafta Amerika’dan grup aşamasında dönmenin burukluğu, öte tarafta Dünya Kupası’nı dördüncü bitirdiği hâlde alıştığı zirveye ulaşamamanın huzursuzluğu var. Böyle gecelerde top yalnız çimde yuvarlanmaz; hafıza, gurur ve gelecek fikri de onunla birlikte hareket eder.
Bizim Dünya Kupası karnemiz üç maçta bir galibiyet, iki yenilgiydi. Avustralya ve Paraguay karşısındaki kayıpların ardından ev sahibi ABD’yi 3-2 yenerek turnuvaya başımız biraz daha dik veda ettik. Fakat o galibiyet, erken vedanın sorularını ortadan kaldırmadı. Fransa ise yarı finalde İspanya’ya, üçüncülük maçında İngiltere’ye yenilerek dördüncü oldu. Sonra Didier Deschamps’ın on dört yıllık devri kapandı ve mavi formanın büyük hikâyelerinden biri olan Zidane teknik direktör koltuğuna oturdu. Yarın akşam karşımızdaki ekip yalnızca güçlü bir rakip değil; yeni hocasıyla ilk cümlesini kurmaya çalışan bir futbol ülkesi.
Basın toplantısında iki tarafın da ortak kelimesi yenilenmeydi. Montella, Dünya Kupası’nda yaşanan büyük üzüntünün geçmişte bırakılması gerektiğini söyledi; güvenlerinin eksilmediğini, böylesine üst düzey rekabetler için bu işi yaptıklarını vurguladı. Kendisine gelen teklifleri dinlemediğini anlatırken kullandığı “Kalbim burada” sözü, teknik bir açıklamadan fazlasıydı. Çünkü yarın akşam onun için de yalnız Fransa’ya karşı oynanan bir maç değil, Dünya Kupası sonrasında yeniden ayağa kalkma sınavı olacak.
Salih Özcan’ın sözleri soyunma odasının ruh hâlini biraz daha görünür kıldı. Dünya Kupası’nın ardından büyük bir hayal kırıklığı yaşadıklarını saklamadı; buna karşılık takımın fiziksel ve zihinsel olarak iyi durumda olduğunu, morallerin yerine geldiğini ve “yeni bir sayfa” açmak istediklerini söyledi. Futbolda yeni sayfa sözle değil, ilk ikili mücadelede, kaybedilen topun ardından atılan ilk deparla açılır. Fransa karşısında görmek istediğimiz değişimin ölçüsü de bu olacak.
Ne var ki Montella’nın eli eksikler nedeniyle rahat değil. Hakan Çalhanoğlu, Kenan Yıldız ve Mert Müldür aday kadroda bulunmuyor. Montella, ayak parmağındaki ağrıları süren Orkun Kökçü’yü de önemli sakatlar arasında saydı; fakat Orkun’un kamptan ayrılmadığını ve maça yetişmeye çalıştığını özellikle belirtti. Salih ise takım arkadaşının son dönemde ağrı kesici ve iğnelerle oynamak zorunda kaldığını, nihai kararı doktorların vereceğini söyledi. Bu nedenle Orkun’u kesin oynayacakmış gibi on bire yazmak da kesinlikle yok saymak da doğru değil. Kaleci Muhammed Şengezer’in hafif sakatlığına ilişkin yeni ve kesin bir oynayabilirlik açıklaması da henüz bulunmuyor.
Fransa cephesindeki en büyük soru Mbappé. Gribal belirtiler nedeniyle hafta içindeki bir çalışmayı kaçıran yıldız oyuncu hakkında Zidane son noktayı koymadı; yalnızca yarın bir şekilde oynayabilmesini umduğunu söyledi. Bu cümle, ihtimalin güçlü fakat kararın kesin olmadığını gösteriyor. Fransa’nın taktik çalışmalarında 4-3-3 düzeni, Mbappé’nin solda ve Dembélé’nin merkezde kullanılması öne çıkmıştı. Mbappé yetişemezse Barcola ya da Doué o koridorun güçlü adayları.
Rabiot da Zidane’ın gelişiyle oyun düzeni ve antrenmanların değiştiğini söylerken Kocaeli’deki sıcak futbol ortamını bildiklerini ve atmosfere hazırlandıklarını ifade etti. Demek ki tribünün gücünü onlar da hesaba katıyor.
Zidane’ın Arda Güler için “çok çok iyi bir oyuncu” demesi gecenin hoş cümlelerinden biriydi. Fakat asıl önemli olan, Türkiye’nin Dünya Kupası’nda elenmesini beklenmedik bulduğunu ve Millî Takımımızın Fransa’ya sorun çıkaracağını açıkça söylemesiydi. Bu, nezaket cümlesi olarak okunabilir; ama rakibin bizi hafife almadığının da işaretidir. Fransa Kocaeli’ye yalnız Zidane’ın ilk maçını kutlamaya değil, güçlü bulduğu bir rakibi yenmeye geliyor.
Benim maç önü okumama göre Türkiye’nin en makul başlangıç planı 4-2-3-1:
Uğurcan; Zeki, Merih, Abdülkerim, Ferdi; İsmail, Salih; Yunus veya Oğuz, Arda, Kerem; Barış Alper.
Kalede Altay, sol bekte Eren ve hücumun merkezinde Deniz Gül de teknik heyetin tercihine göre denkleme girebilir. Orkun’un son sağlık kontrolünden olumlu sonuç çıkması orta saha seçimini değiştirebilir; mevcut tablo ise İsmail-Salih ikilisini öne çıkarıyor.
Fransa’da 4-3-3 içinde şu kadronun sahaya çıkması güçlü bir ihtimal:
Maignan; Koundé, Konaté, Upamecano, Truffert; Camavinga, Rabiot, Zaïre-Emery; Olise, Dembélé, Mbappé.
Mbappé’nin oynayamaması durumunda hücum üçlüsünün yapısı değişecektir. Bunlar resmî on birler değil; kadrolar, sakatlık bilgileri, taktik çalışmalar ve oyuncu profilleri üzerinden yapılmış maç önü tahminleridir.
Maçın düğümü bence orta sahadan önce mesafelerde çözülecek. Dembélé merkeze geldiğinde klasik bir dokuz numara gibi stoperlerin arasında beklemiyor; geriye, yana ve boşluğa hareket ederek savunmanın şeklini bozuyor. Merih ya da Abdülkerim onun peşinden gereğinden fazla çıkarsa Fransa’nın soldan içeri koşacağı koridor açılır. Çıkmazlarsa Dembélé yüzünü kaleye döner. Zeki’nin önündeki oyuncunun savunma yardımı bu nedenle lüks değil, zorunluluk.
Öte yandan Fransa’nın hücum iştahı beklerinin arkasında alan bırakabilir. Arda ilk baskıyı temiz bir dokunuşla aşar, Kerem ile Barış Alper doğru anda koşarsa bizim de can yakacağımız yollar var. Arda’nın sürekli top istemesi kadar, topsuz oyunda Camavinga ile Rabiot’nun arasına saklanmaması da önemli.
Fransa’ya saygı başka şeydir, topu ve inisiyatifi doksan dakika boyunca teslim etmek başka. Türkiye kompakt kalmalı, merkezde basit top kaybından kaçınmalı ve presi gelişigüzel değil doğru işaretlerle yapmalı: kötü bir geri pas, çizgiye sıkışan bir bek ya da sırtı dönük alınan bir top… Baskı anlarımızı bunlar belirlemeli.
Orkun oynayamazsa ilk pas kalitesinde eksilme hissedilebilir. O zaman Arda’nın zaman zaman geriye gelmesi, İsmail ile Salih’in topu acele etmeden dolaştırması ve hücumcuların ilk uzun topu beklemek yerine pas istasyonu olması daha da değer kazanır.
Duran topları da küçük bir ayrıntı saymayalım. 2019’daki iki Fransa maçında attığımız üç golün ikisini Kaan Ayhan kaydetmişti; biri Konya’daki 2-0’lık zaferde, diğeri Paris’teki 1-1’lik beraberlikte. Bazen büyük rakibe karşı cesaretin kapısını iyi kesilmiş tek bir orta açar.
İki ülke A millî düzeyde bugüne kadar altı kez karşılaştı: Fransa dört kez, Türkiye bir kez kazandı; bir maç berabere bitti. Rakamlar Fransızları işaret ediyor, yakın hafıza ise bize başka bir şey söylüyor. O 2019 gecelerinde Türkiye rakibinin adından ürkmemiş, oyunun ihtiyacını doğru okumuştu. Yarın aynı sonucu kopyalamak değil, aynı zihinsel berraklığı bulmak gerekiyor. Çünkü Fransa’nın forması ağırdır ama maça tabelada 1-0 önde başlamaz.
Ve Kocaeli…
Bu şehir büyük maçın sesini bilir. Fabrika vardiyasından çıkan işçinin de üniversiteden gelen gencin de Kandıra’dan, Gebze’den, Gölcük’ten yola düşen ailenin de aynı tribünde birleştiği bir yerdir burası.
Kocaeli Stadyumu A Millî Takım’ı ikinci kez ağırlayacak. İlkinde, 14 Ekim 2025’te Gürcistan’ı 4-1 yenerken tribünlerde 27 bin 974 kişi vardı. Şimdi rakibin adı Fransa, gecenin yükü biraz daha ağır. TFF kapıların 18.45’te açılacağını duyurdu ve ulaşım yoğunluğunu düşünerek erken gelme çağrısı yaptı. Millî marşlara saygı, taşkınlığa değil oyuna omuz verme ve doksan dakika sabır… Kocaeli’ye yakışacak ev sahipliği budur.
Hava da futbol için elverişli görünüyor. Başlama saatinde sıcaklığın yaklaşık 17 derece, havanın bulutlu ve yağış ihtimalinin çok düşük olması bekleniyor; maç sonunda termometre 16 dereceye yaklaşabilir. Çimden, yağmurdan ya da ağır sıcaktan gelecek bir mazeret görünmüyor. Geriye yalnız oyun kalıyor.
Ben yarın skordan önce bir tavır görmek istiyorum: Dünya Kupası’ndaki vedeyi sırtında taşımayan, ondan ders çıkaran; Zidane adına hayranlık duyarken Fransa formasından çekinmeyen; tribünün heyecanını telaşa değil cesarete çeviren bir Türkiye…
Çünkü bu, Uluslar A Ligi’ndeki ilk gecemiz. İlk geceler unutulmaz. Hele o gece Körfez’in ışıkları altında, Kocaeli’nin sesinde ve karşınızda dünyanın en güçlü futbol ülkelerinden biri varsa…
Zidane ilk cümlesini yazmak istiyor.
Biz ise yeni bir sayfa açmak…
Öyleyse son sözü neden biz söylemeyelim?