Biraz Soruna İhtiyacımız Var ya da Yazarın Alet Çantası Biraz Soruna İhtiyacımız Var ya da Yazarın Alet Çantası

19 Ağustos 2026 22:06
Sanat araçlar icat etmeyi mecbur kılıyor malum... Tiyatroyu ya da genişletelim, dramayı özel kılan şey; insanın aracın ta kendisi olabilmesi sanırım... Başka hiçbir şeye ihtiyaç duymadan, en klasik haliyle; “insanı, insana, insanca, insanla anlatma sanatı” tanımına uygun olarak anlamını üretebilmesi doğrusu beni biraz büyülüyor...

Daha dürüst olmam gerekirse, aklımı başımdan alıyor!


Sanatları yarıştırmıyorum, yanlış anlaşılmasın fakat bir icracı ve bir seyircinin yeterli olması, tiyatroyu bir anlamda daha ulaşılabilir yapıyor... Başımızdan geçenleri taklitle anlatırken ya da sadece anlatırken icracıya dönüşmemiz, karşımızdakinin katılımcı bir seyirciye kolaylıkla evrilmesi ancak yine de dramatik anlatının ciddi kalabilmesi, ustalık gerektirmesi gerçekten büyüleyici geliyor. Hem bu kadar erişilebilir, kolay üretilebilir olup hem de bu kadar profesyonelliğe ihtiyaç duyması etkileyici... Seyircinin ikna olmaya hazır oluşu, icracının yine de onu ikna etmek zorunda olması... Buradan doğan o katı anlaşma... Bilemiyorum... Sanırım iyi bir oyun izledikten sonra, bir süre midemde gezdirdiğim kelebeklerin besini tam olarak bu olabilir...

Gerçek olmadığını bildiğimiz bir şeye, karşılıklı olarak tutkuyla inandığımız ikinci bir oyun alanı açıyor drama böylece... Üstelik bu alanı yıkmaya çalıştığında (Brecht’ten daha önce söz etmiştik), o anlaşmayı hınzırca bozmak istediğinde, bir üçüncü alanın kapısını aralamış oluyor...

Dramaya, dramatik olana neden bu kadar tutkun olduğumu, olduğumuzu düşünüyorum aslında... Neden izlediğimiz bir Youtube videosunda bile bir çatışmaya ihtiyaç duyduğumuzu... Taraf seçmeye, haklı belirlemeye, ait olmaya neden bu kadar ihtiyaç duyduğumuzu... Neden topluluk olmak, ait olmak, taraf olmak kadar çatışmaya da ihtiyaç duyduğumuzu...

Biraz bu konuda konuşalım istedim çünkü dramanın çalışma prensibini öğrendiğimden beri, hayatla ilgili bir şeyleri çözmüşüm gibi hissediyorum... Yanlış anlamayın, her şeyi doğru yaptığımı, bu sırrın bana insan ilişkilerinde inanılmaz başarılı bir yol açtığını falan iddia etmiyorum. Sadece neyi neden yaptığımıza dramatik araçlarla baktığımızda, bir şeylerin daha belirgin hale geldiğini düşünüyorum...

Muhteşem giden ilişkiler biraz sıkıcıdır mesela... Ama tamamen ve sürekli aynı fikirde olunanlardan bahsediyorum. İlişkiler de biraz sorun ister, aileler biraz çatışır, insan kendini doğuranla kavgaya tutuşmuş bulur kendini, iş boğar, işsizlik yıpratır... Her şey yolunda olsa, her şeyin yolunda oluşundan bıkar insan... Çatışma, sadece dramanın motoru değil yani, çatışma; merakı da, tutkuyu da, hatta sevgiyi de diri tutan şey... Belki de 2000’lerin en popüler ilişki yemi olan heyecanı da yanında getiren asıl şey...

Delirmişsin demezseniz eğer, hayatı dramayla okuyabilmekten, okumaktan konuşalım diyorum... Bir arkadaşlığı, aşkı, iş ilişkisini batağa saplayan şey çatışmanın yokluğu, merakın ortamdan ayrılışı, kişilerin değişmez, dönüşmez hale gelişi ve/veya mekanın, atmosferin hiç değişmemesi... Bunu hayatın hemen her alanına uyarlayabiliriz sanki...

Yıllar önce, birinci sınıftayken, Sema Hocamdan duyup aklıma kazıdığım, büyüyünce de iki üç derste bir söylemeyi ihmal etmediğim bir drama kuralı; “aynı fikirde iki kişi varsa, biri gereksizdir” Elbette hayatın kuralları bu kadar keskin değil ama şu var; iki kişi aynı fikirdeyse bu kez onların karşısında olan başka bir “şey” gerekiyor. Bilemiyorum, mücadele etmeden tadı çıkmıyor sanki, ne dersiniz?

Belki bir Hamlet, Macbeth, Medea ya da Antigone gibi değil hayatlarımız -iyi ki de değil- ama hala muhtacız çatışmalarımıza... Sabah yataktan kalkmak istememek, komşuyla ya da iş yerinde biriyle gerilmek, canının çok istediği bir yiyeceğe mesela bir şekilde erişememek, otobüsü kaçırmak, taksi bulamamak, annenin ya da babanın seni asla anlamaması, sevgilinin ilgisizliği, arkadaşının tribi, “biri”nin seni asla görmeyişi... Seçenekler çoğaltılabilir... Yaşarken bazen nefret ettiğimiz bir sürü şey, hayatı yaşanabilir kılıyor aslında... Öfkelendiriyor, şaşırtıyor, neşelendiriyor, üzüyor belki fakat ilerletiyor...

Bu arada bir diğer drama kuralı; “zaman gerilese bile olay ilerler” Ha bir de, karakter mutlaka dönüşüm geçirir. Hayal kırıklığı dahil hissettiğimiz her kötü şey için üzgünüm ama müteşekkir olmamız gerekir... Shakespeare’in dediği gibi “dünya bir oyun sahnesidir” kısacası... Rolden sıkıldığımızda, yazar bizi yazmayı unutmuş gibi hissettiğimizde, aynı yere çarpıp durduğumuzda aklımıza gelsin isterim...

Çatışmanın yokluğu da sorundur, fazlalığı da... Dramada ya da hayatta... Dozunda çatışmalı günler dilerim!


Sevgi-ler!

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X