YOLUN AÇIK OLSUN PINAR YOLUN AÇIK OLSUN PINAR
Kendisine evlat dediğim, neredeyse çocuk yaştan bu yana tanıdığım Ayşegül Yıldız Ulaş öğrencilerine toz kondurmayan bir öğretmendir. O toz kondurmadıklarından biri de Pınar’dı işte.
Ne çabuk geçmiş yıllar. Pınar okulu bitirmiş, bitirme tezi olarak da Vern Thiessen’in “ Shakespeare’nin Vasiyeti” oyununu seçmiş.
Çağırdılar, gittim. İnanın en az Pınar kadar ben de heyecanlıydım. Kaldı ki bu tek kişilik oyunun son sahnesinde Ayşegül’ün oğlu, gelecekte çok başarılı bir oyuncu olacağından kuşku duymadığım, bana “dede” diyen Hakkı da vardı.
Tiyatroyu seven biriyim. Olabildiğince, özellikle kentimizdeki oyunları kaçırmamaya özen gösteririm. Kocaeli Şehir Tiyatroları’nın da kuruluşundan bu yana Türkiye’nin önemli tiyatrolarından biri olduğunu hep söylerim. Söylediğim bir şey de Şehir Tiyatroları’na gözümüz gibi bakmamız gerektiğidir.
Anne Hathaway’ı oynadı Pınar. Oyun bittiğinde ellerim kızarana kadar alkışladım kendisini ve oyundaki arkadaşını, bir de Hakkı’yı.
Bilirsiniz, mezuniyet günlerinin yoğun bir duygusallığı vardır. Yıllarca birlikte derslere girip çıktığınız, sevinçleri, hüzünleri birlikte yaşadığınız arkadaşlarınızdan ayrılacaksınız, kimilerini bir daha ya görecek ya da görmeyeceksiniz.
İşin belki de en önemli yanı burası idi Pınar için. O duygusallıkla çıkıyordu sahneye ve iddialı bir oyunu bitirme tezi olarak oynayacak, kendisini okutan hocalarının beğenisini kazanıp notlarını alma çabasında olacaktı.
Karıştırmadı, panik yapmadı. Yılların deneyimlerini özünde barındıran bir oyuncu gibiydi ve oyunu izlerken bende bıraktığı izlenim şu oldu;
“Oyunun bir yerinde, ezberinde bir unutma olursa Pınar takılmaz, gereğini yapıp boşluğu doldurur ve seyirciye belli etmeden oyunu bitirir.”
Oyuna ve sahneye hakimiyetinden söz ettim böylece. Bana ve izleyiciye güven veren bir duruştu bu ve bir oyuncu için çok önemliydi.
Oyunun bir başka yanından, Pınar’ın farklı bir başarısından söz etmek istiyorum şimdi de!
Oyun profesyonel bir sahnede oynanmadı, Okulun belki de iki odası sahne olarak düzenlenen küçük bir salonunda, az sayıda izleyici önünde oynandı. Şunu söylemek istiyorum ki, Pınar’ın sahneyi enine boyuna kullanabileceği bir rahatlık yoktu. Buna karşın sahnenin her köşesini en iyi biçimde değerlendirdi, oyunun akışını olumsuz biçimde etkileyecek en küçük bir kısıtlama yaratmadı kendine. Bir de, yüzlerce izleyicinin alkışını almakla, yıllardır birlikte olduğu arkadaşlarının beğenisini kazanmak aynı şeyler değildi kuşkusuz.
Sözün sonunda şunu söylemeliyim; yolun açık olsun sevgili Pınar. Daha büyük sahnelerde daha başarılı oyunlara…
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- KEŞKE!.. 16 Eylül 2026 Çarşamba
- İZMİT'İ ARAMAK 16 Eylül 2026 Çarşamba
- LÜTFÜ OBUZ İLE KISA BİR SOHBET 15 Eylül 2026 Salı
- İNCİR AĞACI MESELESİ 13 Eylül 2026 Pazar
- KILIÇDAROĞLU ÜSKÜDAR’I GEÇTİ 10 Eylül 2026 Perşembe
- AYŞE ÖĞRETMENİM 07 Eylül 2026 Pazartesi
- UTANMAK 05 Eylül 2026 Cumartesi
- ÖZGÜR ÖZEL’İ DİNLERKEN 03 Eylül 2026 Perşembe
- EĞİTİM SORUNUNU NASIL ÇÖZECEKLER 01 Eylül 2026 Salı
- 30 AĞUSTOS’U KUTLAMAK 30 Ağustos 2026 Pazar