Kendimce... Yazılar
Hicri Uluçay

KURBAN SADECE KESİLEN DEĞİL, İNSANIN İÇİNDE VAZGEÇTİĞİ ŞEYDİR

27 Mayıs 2026 05:52
Bu sabah Anadolu’nun dört bir yanında aynı ses yükselecek…Bir cami avlusunda çocukların koşuşturması…Bir apartman dairesinde erkenden kaynayan çay…Bir köy evinin önünde telaşla hazırlanan sofralar…Yeni alınmış ayakkabıların kokusu…Bıçağını sessizce bileyen bir adam…El öpmeye hazırlanan çocuklar…

Ve her bayram olduğu gibi, görünmeyen ama hissedilen o eski duygu:

“Biz aslında aynı hikâyenin çocuklarıyız…”

Kurban Bayramı, modern dünyanın en yanlış anlaşılan bayramlarından biridir.

Çünkü çağımız artık ritüellerin ruhunu değil, sadece görüntüsünü görüyor.

Oysa kurban; sadece bir hayvan kesme meselesi değildir.
Hatta meselenin en küçük kısmı odur.

Asıl mesele;
insanın kendi içindeki putlarla yüzleşmesidir.

Kimi kibirini keser…
Kimi öfkesini…
Kimi cimriliğini…
Kimi yıllardır konuşmadığı kardeşine duyduğu inadı…

Çünkü kurbanın özü “yakınlaşmak”tır.
İnsanın Allah’a, insana, vicdana ve hakikate yaklaşması…

İslam geleneğinde Kurban Bayramı’nın temelinde Hz. İbrahim’in büyük teslimiyeti vardır. İnsanlık tarihinin en sarsıcı imtihanlarından biri… Bir baba, en sevdiğini Allah’a teslim etmeyi göze alıyor. Ve tam o anda aslında Allah’ın istediğinin kan değil, sadakat olduğu ortaya çıkıyor.

İşte o yüzden Anadolu irfanı kurbanı hiçbir zaman sadece et olarak görmedi.

Bizim kültürümüzde kurban;
paylaşmanın,
mahallenin,
kapı çalmanın,
fakiri gözetmenin,
küslüğü bitirmenin adıdır.

Eskiden bayram sabahları başka olurdu…

Mahallenin bütün erkekleri aynı camiye giderdi.
Dönüşte herkes birbirinin evine uğrardı.
Çocuklar poşet poşet şeker toplardı.
Büyüklerin eli öpülürdü.
Bir evde kavurma kokusu yükselince, o kokunun yarısı zaten komşuya ait sayılırdı.

Çünkü Anadolu’da yemek yalnız yenmezdi.
Sevinç yalnız yaşanmazdı.
Bayram yalnız geçirilmezdi.

Şimdi ise apartmanlar büyüdü…
Ama sofralar küçüldü.

Evler yükseldi…
Ama insanlar birbirinden uzaklaştı.

Eskiden aynı sofrada üç kuşak otururken, şimdi aynı evde bile herkes başka ekrana bakıyor.

Belki de bu yüzden bayramlar artık bize biraz hüzünlü geliyor.

Çünkü bayram aslında bize kaybettiğimiz şeyi hatırlatıyor:
Birlik olmayı…

Bakın dikkat edin…
Bayram sabahı mezarlıklar dolar.

Çünkü insan en çok bayramlarda eksiklerini hisseder.

Bir baba yoktur…
Bir anne eksiktir…
Eskiden kahkaha atan bir kardeş artık sessiz bir toprak parçasının altındadır.

İşte tam o an insan şunu anlar:

Hayat dediğimiz şey;
biriktirdiklerimiz değil,
paylaştıklarımızdır.

Bu yüzden Kurban Bayramı sadece dini bir gün değildir.
Aynı zamanda toplumsal hafızadır.

Çocukluğumuzun sesidir.
Kapı önü sohbetleridir.
Köy meydanıdır.
Sobanın üstündeki çaydır.
Dedemizin cebimize sıkıştırdığı harçlıktır.
Annemizin “önce komşuya götür” dediği tabaktır.

Ve belki de en önemlisi…
İnsanın insana yeniden hatırlatılmasıdır.

Bugün dünya büyük bir hız çağında yaşıyor.
İnsanlar birbirine çok yakın ama ruhen çok uzak.

Belki de bu yüzden Kurban Bayramı hâlâ kıymetli.

Çünkü bize yavaşlamayı öğretiyor.

Durmayı…
Hatırlamayı…
Kapı çalmayı…
Hal hatır sormayı…
Bir sofrayı bölüşmeyi…
Ve en önemlisi;
kendimizden biraz vazgeçmeden insan olamayacağımızı…

Belki de gerçek kurban budur.

Kesilen değil…
İnsanın içinde bırakamadığı şeydir.

Yarın sabah bayram olacak…

Bazıları yeni kıyafet giyecek.
Bazıları mezarlığa gidecek.
Bazıları çocuklarını öpecek.
Bazıları ise sessizce geçmişini hatırlayacak.

Ama hepimiz aynı gökyüzünün altında aynı duaya yakın olacağız.

Çünkü bayramlar…
Bir milletin kalbinin aynı anda attığı nadir günlerdir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X