Kendimce... Yazılar
Hicri Uluçay

İNSAN EVİNE BENZER İNSAN EVİNE BENZER

17 Haziran 2026 10:29
Bir insanı tanımak için bazen uzun sohbetlere gerek yoktur.Çalıştığı masaya bakmak yeterlidir.Kitaplığına bakmak yeterlidir.Evine bakmak yeterlidir.

Çünkü insan yalnızca yaşadığı şehri şekillendirmez.

Yaşadığı mekânı da şekillendirir.

Ve çoğu zaman farkında olmadan kendi iç dünyasını evinin duvarlarına yansıtır.

Bazı evlere girersiniz.

Her şey yerli yerindedir.

İnsan kendini huzurlu hisseder.

Bazı evlere girersiniz.

Eşyalar çoktur ama ferahlık yoktur.

Bazı evlerde ise yıllardır dokunulmamış çekmeceler, kırılmış eşyalar ve bir türlü atılamayan hatıralar vardır.

Belki de evlerimizin içinde yalnızca eşyalar yaşamıyordur.

Geçmişimiz de yaşıyordur.

Yatak odasındaki karmaşa bazen zihindeki karmaşanın sessiz bir yansıması olabilir.

Yıllardır ertelenen kararlar…

Tamamlanmamış konuşmalar…

Kapanmamış hesaplar…

Bazen insan onları zihninde taşıdığını fark etmez.

Ama hayatının çeşitli köşelerine bırakır.

Dolapların en arka raflarında duran bazı eşyalar vardır.

Yıllardır kullanılmaz.

Ama yine de atılamaz.

Çünkü mesele eşya değildir.

Mesele hatıradır.

Mesele bazen geçmişteki bir kimliği bırakmaya hazır olmamaktır.

İnsan bazen eski kıyafetlerini değil, eski hayatını saklar.

Tarihin en büyük dahilerinden biri olan Leonardo da Vinci’nin çalışma odasında ölümünden sonra yüzlerce yarım kalmış not, taslak ve proje bulundu.

Bazıları tamamlanamadı.

Bazıları yalnızca birkaç çizim olarak kaldı.

Demek ki yarım kalan işler yalnızca bizim hayatımızın değil, dahilerin hayatının da bir parçasıydı.

Fakat yine de insanın zihninde en çok yer kaplayan şey, çoğu zaman bitiremedikleridir.

Dağınık bir masa çoğu zaman yalnızca dağınık bir masa değildir.

Yarım kalmış işlerdir.

Ertelenmiş kararlar.

Birbiriyle yarışan fikirlerdir.

Nitekim Albert Einstein’ın çalışma masası da çoğu zaman oldukça dağınıktı.

Bir gün kendisine bu durum sorulduğunda şu meşhur cevabı verdiği anlatılır:

“Dağınık bir masa dağınık bir zihnin işaretiyse, boş masa neyin işaretidir?”

Belki de mesele dağınıklık değil, dağınıklığın sizi yönetip yönetmediğidir.

Bir de bunun tam tersi vardır.

Hayatı boyunca mümkün olduğunca az eşya ile yaşamayı seçen insanlar…

Bunların en meşhurlarından biri Diogenes’tir.

Bir fıçı içinde yaşadığı anlatılan Diyojen, insanın sahip olduklarının değil, ihtiyaç duyduklarının önemli olduğunu savunurdu.

Bir gün avuçlarıyla su içen bir çocuğu görünce, yanında taşıdığı tası bile gereksiz bulup attığı rivayet edilir.

Belki de bazen huzur, yeni şeyler almakta değil, gereksiz olanlardan kurtulmaktadır.

Kırık bir sandalye…

Çalışmayan bir saat…

Tamir edilmeyi bekleyen bir çekmece…

Aslında bunların hiçbiri büyük meseleler değildir.

Ama bazen insanın hayatında da böyledir.

Uzun zamandır ertelenen küçük sorunlar zamanla görünmez hale gelir.

Alışırız.

Fark etmemeye başlarız.

İlginç olan şudur:

İnsanlar çoğu zaman hayatları değişince evlerini toplar.

Ama bazen bunun tersi olur.

Evlerini topladıkları için hayatlarında yeni bir sayfa açılır.

Çünkü düzen yalnızca eşyaların değil, düşüncelerin de nefes almasını sağlar.

Şehirler de biraz böyledir aslında.

Bir şehrin meydanları, parkları, sokakları neyse…

İnsanların iç dünyaları da odur.

Bakımlı şehirler tesadüfen oluşmaz.

Önce insan kendine özen gösterir.

Sonra yaşadığı eve.

Sonra sokağına.

Sonra mahallesine.

Ve sonunda şehrine.

Medeniyet bazen büyük projelerle değil, küçük özenlerle başlar.

Belki de mesele daha büyük bir eve sahip olmak değildir.

Daha huzurlu bir eve sahip olmaktır.

Çünkü insan günün sonunda en çok yaşadığı yere benzer.

Ve bazen bir evin anlattığı hikâye, içinde yaşayan insanın anlattığından daha fazladır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X