FENERBAHÇE-ROMA MAÇI KADIKÖY’ÜN ATEŞİ, ROMA’NIN GEOMETRİSİ: 1-1
Futbolda bazı beraberlikler puan cetveline yalnızca “bir” yazar; fakat hafızada çok daha büyük bir yer tutar. Fenerbahçe’nin Roma ile 1-1 berabere kaldığı gece de bunlardan biriydi. Çünkü sarı-lacivertliler yalnızca güçlü bir İtalyan takımının karşısına çıkmadı; 18 yıllık bir hasretin, yarım kalmış hayallerin ve kuşaktan kuşağa aktarılan büyük bir özlemin içinden geçerek yeniden Şampiyonlar Ligi sahnesine adım attı.
Kadıköy’de maç başlamadan önce tribünlerde yalnızca heyecan değil, geçmişin ağırlığı da vardı. Fenerbahçe’nin son kez bu arenada boy gösterdiği günlerde çocuk olanlar bugün yanlarında kendi çocuklarıyla tribündeydi. Böyle gecelerde futbolcuların omuzlarında formadan daha ağır bir şey bulunur: Beklentinin kendisi… İsmail Kartal’ın takımı işte bu duygusal yükün altında ezilmeden, Roma’nın tecrübesine ve Gian Piero Gasperini’nin yıllardır geliştirdiği taktik disipline karşı ayakta kalmaya çalıştı.
Fenerbahçe; İsmail Yüksek, N’Golo Kanté ve Bartuğ Elmaz’dan oluşan orta saha düzeniyle önce oyunun merkezini kaybetmemeyi hedefledi. Mason Greenwood ve Kerem Aktürkoğlu’nun kenarlardaki yaratıcılığı, Vedat Muriqi’nin ceza sahasındaki fizik gücüyle birleşecekti. Kâğıt üzerindeki düşünce doğruydu; ancak Şampiyonlar Ligi, düşüncelerle uygulamalar arasındaki küçücük boşlukları bile cezalandıran bir sahneydi. Roma’nın üçlü savunması alanları daralttı, Cristante ile Koné merkezde mesafeleri korudu; Dybala, Soulé ve Malen ise top Roma’ya geçtiği anda Fenerbahçe savunmasının dengesini sınadı.
Sarı-lacivertliler maça coşkuyla başladı, fakat Roma telaşlanmadı. İtalyan ekibi oyunu hızlandırması gereken yerde hızlandırdı, yavaşlatması gereken yerde soğuttu. Gasperini’nin takımları böyledir; rakibin yalnızca ayağındaki topu değil, zihnindeki sabrı da almaya çalışır. Fenerbahçe zaman zaman rakip yarı alana yerleşse de son pası verecek sakinliği bulamadı. Roma ise 39. dakikada Malen’in hazırladığı pozisyonda Bryan Cristante ile golü buldu. İlk yarının sonuna yaklaşırken gelen bu gol, Avrupa futbolunun acımasız kuralını yeniden hatırlattı: Bir anlık yerleşim hatası, dakikalarca verilen emeğin önüne geçebilir.
Fakat gecenin asıl anlamı ikinci yarının hemen başında ortaya çıktı. Fenerbahçe soyunma odasından yalnızca taktik değiştirmiş bir takım olarak değil, kaderine itiraz eden bir ruhla döndü. Henüz 48. dakika oynanırken Archie Brown sahneye çıktı ve skoru 1-1’e getirdi. Bu, sıradan bir beraberlik golü değildi. Fenerbahçe’nin Şampiyonlar Ligi’nde tam 18 yıl sonra attığı ilk goldü. Yılların sessizliğini bir sol bek bozmuş, Kadıköy’de bekleyen binlerce insanın içindeki düğümü tek vuruşla çözmüştü.
Brown’ın golü, Fenerbahçe’nin gecedeki en değerli tarafını da gösterdi: Geri düşmesine rağmen oyundan ve mücadeleden kopmamak… Avrupa’nın büyük sahnesinde kaliteli oyuncular kadar güçlü bir karaktere de ihtiyaç vardır. Çünkü Şampiyonlar Ligi’nde her takım futbol oynar; farkı, yenilgiyi kabullenmeyenler yaratır. Fenerbahçe, Roma’nın ilk yarıda kurduğu psikolojik üstünlüğü ikinci yarının daha üçüncü dakikasında ortadan kaldırarak bu seviyede bulunmasının tesadüf olmadığını gösterdi.
Beraberlikten sonra maçın dengesi yeniden kuruldu. Fenerbahçe tribünlerin yükselttiği rüzgârla galibiyeti ararken Roma savunma çizgisini ve merkezdeki mesafelerini mümkün olduğunca korudu. Ancak sarı-lacivertliler rakip ceza sahasına yaklaştığında zaman zaman acele etti; Greenwood ile Kerem’in bireysel becerileri oyunu açmaya çalışsa da Muriqi, Roma’nın kalabalık savunması arasında yeterince destek alamadı. Bartuğ Elmaz’ın sakatlanarak 62. dakikada yerini Levent Mercan’a bırakması da Fenerbahçe’nin merkezdeki planını zorunlu biçimde değiştirdi. Bu bölümde istek yüksekti, fakat büyük Avrupa maçlarını kazandıran o son pas, o doğru tercih ve o sakin bitiriş gelmedi.
Maç 1-1 bitti. Bu sonuç ne küçümsenecek bir puan ne de büyük bir zafer gibi sunulacak bir netice… Fenerbahçe, sezona üç galibiyetle başlayan ve henüz gol yemeden İstanbul’a gelen Roma karşısında geriden dönerek değerli bir puan aldı. Fakat yeni Şampiyonlar Ligi düzeninde iç saha maçlarının taşıdığı önem düşünüldüğünde, sarı-lacivertlilerin kaçan iki puanı da hesaba katması gerekiyor. Çünkü bu ligde cesaret alkış getirir, fakat sıralamayı ayrıntılar belirler.
Yine de gecenin sonunda tabeladan daha önemli bir gerçek vardı: Fenerbahçe yeniden buradaydı. Sadece marşın çaldığı seremoniye katılmak için değil, bu seviyede rekabet edebileceğini göstermek için… Roma’nın geometrisine karşı Kadıköy’ün ateşi vardı; tecrübeye karşı inat, disipline karşı cesaret vardı. Şimdi yapılması gereken bu duyguyu bir gecelik hatıraya dönüştürmeden, Aston Villa deplasmanına daha olgun, daha sakin ve daha güçlü taşımaktır.
On sekiz yıllık bekleyiş bir beraberlikle sona ermiş olabilir; fakat bazı dönüşlerin değeri ilk adımın büyüklüğünde saklıdır. Fenerbahçe o ilk adımı attı. Ne geçmişin özlemi artık bir mazeret ne de Şampiyonlar Ligi uzaktan seyredilen bir hayal… Sarı-lacivertliler yeniden Avrupa’nın en büyük sahnesinde ve bu gece alınan bir puan, belki de uzun bir yolculuğun ilk cümlesidir.