GOLÜ BULDUK, DENGEYİ KAYBETTİK
06 Ekim 2026 07:55

İTALYA-TÜRKİYE MİLLİ FUTBOL MAÇI GOLÜ BULDUK, DENGEYİ KAYBETTİK

Bologna’da maçın benim için en çok şey anlatan bölümü, beraberlik golümüzle yeniden geriye düşüşümüz arasındaki birkaç dakikaydı. Aral Şimşir topu ağlara gönderdiğinde karşılaşma yeniden başlamış gibiydi. Sonra Calafiori yükseldi, İtalya tekrar öne geçti. Türkiye, büyük emekle geri döndüğü maçta beraberliğin üzerine oyununu yerleştirecek zamanı kendisine tanıyamadı.

Hicri Uluçay Tüm haberleri

Renato Dall’Ara’dan 3-1’lik yenilgiyle ayrıldık. Fakat bu karşılaşmayı yalnızca sonuç üzerinden okumayı eksik buluyorum. Türkiye’nin rakibini zorladığı, kaleye gittiği, oyuna tutunduğu anlar vardı. Asıl mesele, o anları bir sonuca bağlayacak devamlılığı sağlayamamasıydı.

Maç öncesi yazımda eksilen isimlerin yanında tamamlanması gereken oyundan söz etmiştim. Bologna’da bu soruya kısmen cevap veren bir takım vardı. Ancak cevabın sonu yine gelmedi.

İlk bölümde Ozan Kabak ve Yunus Akgün’ün girişimlerinde Donnarumma’nın devreye girmesi, Türkiye’nin sahaya yalnızca rakibini beklemek için çıkmadığını gösteriyordu. Bu başlangıcı önemsiyorum. Eksik kadroyla güçlü bir deplasmana çıkıp rakip kalede tehlike yaratabilmek, oyuncuların mücadele isteği bakımından değerliydi.

Ne var ki futbol, iyi başladığınız için size doksan dakikalık dokunulmazlık tanımıyor.

Scamacca’nın 26. dakikada attığı golde ceza alanındaki seken top İtalyan santrforun önünde kaldı. Böyle pozisyonları tek bir oyuncunun hatasına indirgemek kolaydır. Ben biraz daha geniş bakılması gerektiğini düşünüyorum. İlk top karşılandıktan sonra savunma işi bitmez. Seken topa kimin yaklaşacağı, rakibin kim tarafından takip edileceği, tehlikenin nasıl uzaklaştırılacağı da aynı işin parçasıdır.

Bir müdahaleyi yapmakla bir hücumu bitirmek arasındaki fark, bazen tabelaya gol olarak yazılır.

Aral Şimşir’in 61. dakikada Zeki Çelik’in hazırladığı pozisyonda bulduğu beraberlik, Türkiye’nin oyundan kopmadığının karşılığıydı. Genç bir oyuncunun böyle bir deplasmanda sorumluluk almasını ayrıca değerli buluyorum. Ancak bu golü yalnızca Aral’ın kişisel kazancı olarak görmek istemem. O anda takımın önünde, maçın kalanını daha sağlam bir zeminde oynama fırsatı vardı.

İşte benim üzerinde durduğum yer burası.

Beraberliği yakaladığınızda rakibin vereceği tepkiye de hazırlanmanız gerekir. Birbirinizle konuşmanız, eşleşmeleri yenilemeniz, topun olduğu yere odaklanırken arkanızdaki koşuyu unutmamanız gerekir. Sevinç biter bitmez oyunun sorumluluğu yeniden başlar.

Calafiori’nin kısa süre sonra gelen kafa golü, bu fırsatı elimizden aldı. Montella da maçın ardından duran topta yaşanan konsantrasyon hatasına dikkat çekti. Benim açımdan bu, karşılaşmanın dipnotu değil, ana cümlesiydi. Çünkü beraberliği bulmak kadar, o beraberliğin ardından doğru oynamak da takım olmanın ölçüsüdür.

İtalya kulübesinin katkısı ise somuttu. Mancini’nin oyuna aldığı Calafiori ve Pio Esposito gol attı; Esposito’nun 87. dakikadaki vuruşu sonucu belirledi. Oyuncu değişikliği, sahadaki ihtiyaca karşılık verdiğinde anlam kazanıyor. İtalya bunu skora yansıttı.

Yine de Türkiye’nin ikinci golden sonra bütünüyle sustuğunu söylemek doğru olmaz. Salih Özcan’ın girişiminde Donnarumma’nın yaptığı kurtarış da maçın içinde kalma çabasının bir parçasıydı. Dolayısıyla benim gördüğüm sorun, yalnızca fırsat üretememek değil; üretilen fırsatlara, puan almayı mümkün kılacak bir savunma devamlılığının eşlik etmemesiydi.

Montella, maç sonu açıklamalarında oyuncularının mücadelesini savundu; eksiklere, bu düzeyde kazanılacak deneyime ve Avrupa Şampiyonası hedefine vurgu yaptı. Taktik açıdan iyi oynadıkları görüşünü de dile getirdi.

Oyuncusunu koruyan teknik direktörü anlarım. Eksiklerin oyunun kalitesini etkilemesini de anlarım. Ancak deneyimin değeri, bir sonraki karşılaşmada neyi düzelttiğimizle anlaşılır. Aynı sorun tekrar ediyorsa, geçirilen doksan dakika kendiliğinden gelişim anlamına gelmez.

Mancini ise maçın ardından dokuz oyuncuyu değiştirmenin akıcılığı azaltabileceğini bildiklerini, buna rağmen sonuca ulaştıklarını anlattı. İki teknik adamın açıklamalarını yan yana koyunca benim aklımda şu soru beliriyor: Oyuncular değiştiğinde takımın hangi alışkanlıkları ayakta kalıyor?

Kasım ayına kadar aranması gereken cevaplardan biri bu.

İtalya’nın ANSA ajansı karşılaşmayı Mancini’nin yeniden yapılanma sürecindeki bir adım olarak değerlendirdi. Bizim açımızdan ise dört maç sonunda puansız kalmak, değerlendirmeyi birkaç olumlu bölümle sınırlamaya izin vermiyor. Fransa’nın 10, İtalya’nın 7, Belçika’nın 6 puana ulaştığı grupta Türkiye henüz puanla tanışamadı.

Bu tabloyu futbolcuları aşağılayarak değiştiremeyiz. Teknik heyetin kararlarını tartışmadan da değiştiremeyiz. Eleştirinin işe yaradığı yer, suçlu arayışının sona erip oyunun konuşulmaya başlandığı yerdir.

Ben Bologna’dan yalnızca karamsarlık çıkarmıyorum. Rakip kaleye giden, geriye düştüğünde beraberliği arayan bir takımın tutunabileceği şeyler var. Fakat o çabanın puana dönüşmesi için savunma yerleşimi, ceza alanındaki paylaşım ve gol sonrasındaki dikkat birlikte düzelmeli.

Aral’ın golü bize bir maça geri dönebileceğimizi gösterdi.

Şimdi öğrenmemiz gereken, geri döndüğümüz maçta kalabilmek.

Habere ait diğer görseller

Güncelleme: 06 Ekim 2026 08:00
BENZER HABERLER
X