TÜRKİYE - İTALYA MİLLİ MAÇI BURSA’DA TARİHİN KAPISI ARALIK
Türkiye–İtalya | UEFA Uluslar A Ligi 1. Grup | 28 Eylül 2026 Pazartesi, 21.45 | Atatürk Spor Kompleksi Matlı Stadyumu, Bursa | ATV
Futbol bazen daha ikinci haftada, son maçın ağırlığını getirip sahanın ortasına bırakır. Bursa’da yarın akşam oynanacak Türkiye–İtalya karşılaşması tam da böyle bir gece olacak. Takvim bunun yalnızca grubun ikinci maçı olduğunu söylüyor; puan cetveli ile iki takımın ruh hâli ise erken bir finalden söz ediyor.
Biz Kocaeli’de Fransa’ya 1-0 yenildik. İtalya, Roma’da Belçika’ya 2-0 kaybetti. Fransa ile Belçika üçer puanla yolun önüne geçti; Türkiye ile İtalya ise henüz puanla da golle de tanışamadı. Bu nedenle Bursa’daki doksan dakika yalnızca ilk puanları değil, grubun geri kalanına hangi duyguyla bakacağımızı da belirleyecek. Kazanan nefes alacak, kaybedenin önündeki yol daha eylül bitmeden dikleşecek.
Fransa mağlubiyetinin tabelası canımızı sıktı ama oyunun tamamı umutsuzluk vermedi. Millî Takım, dünya futbolunun en güçlü hücum hatlarından birine karşı ürkmeden oynadı; mesafelerini uzun süre korudu, ikili mücadeleden kaçmadı ve rakibine kolay bir gece yaşatmadı. Kylian Mbappé’nin golünü doğuran o küçük hata, bu düzeyde küçük hataların nasıl büyük bir faturaya dönüştüğünü bir kez daha gösterdi. Montella’nın maçtan sonra “Daha fazlasını hak ettik” demesi yalnızca yenilginin tesellisi değildi; sahadaki cesarete duyduğu güvenin ifadesiydi.
Şimdi asıl mesele, o cesareti yorgunluğun ve sonucun gölgesinde kaybetmemek. Fransa karşısında hem bedenen hem zihnen çok enerji harcayan takımın dinlenmek için yalnızca üç günü vardı. Üstelik 87’nci dakikada kırmızı kart gören Uğurcan Çakır cezalı. Kalede büyük ihtimalle Altay Bayındır olacak. Ayak parmağındaki ağrı nedeniyle kampın başından beri takımla çalışamayan Orkun Kökçü de İtalya hazırlıklarında fizyoterapist eşliğinde ayrı çalıştı. Hakan Çalhanoğlu, Kenan Yıldız ve Mert Müldür’ün bulunmadığı bir kadroda bu eksikler, Montella’nın elini daha da daraltıyor.
Fakat bazen eksik oyuncular kadar, elinizde kalanların ne yaptığı önemlidir. Salih Özcan ile İsmail Yüksek, Fransa karşısında merkezin direncini ayakta tuttu. Merih Demiral ile Abdülkerim Bardakcı savunmanın gövdesini oluşturdu. Zeki Çelik ve Ferdi Kadıoğlu yalnız kendi çizgilerini değil, takımın boyunu da kontrol etmeye çalıştı. Arda Güler ise her dokunuşunda oyuna akıl katabilecek oyuncumuz olduğunu yeniden hatırlattı. İtalya karşısında ihtiyacımız olan, bu omurgayı korurken hücumdaki son pası ve ceza sahası içindeki kararlılığı biraz daha yükseltmek.
Karşımızdaki İtalya da huzurlu değil. Dünya Kupası’na üst üste üçüncü kez gidememenin ardından Roberto Mancini yeniden göreve getirildi. Çok sayıda genç oyuncunun çağrıldığı yeni dönemin ilk gecesi ise Roma’da alkışla değil, Belçika yenilgisi ve tribünlerin ıslıklarıyla bitti. İtalya ilk yarıda oyunu kurmakta zorlandı, merkezde top kaybetti, savunma arkasına koşuları durduramadı. İkinci yarıda toparlanıp beraberlik için öne çıktığı sırada yediği ikinci gol, ayağa kalkmaya çalışan takımın dizlerini yeniden büktü.
Mancini şimdi yalnız sistemi değil, oyuncuları da değiştirecek. Dört maçın on bir güne sıkıştığı bu millî arada on futbolcuyu Bursa’ya getirmeyip Coverciano’da bıraktı. Barella, Gianluca Mancini, Coppola, Ricci ve Pessina bu grubun içinde. Zaniolo ise sakatlığı nedeniyle kamptan ayrıldı. Buna karşılık Belçika maçında cezalı olan Bastoni dönecek; Sandro Tonali de tamamen hazır olduğunu söylüyor. Yani Bursa’ya eksilmiş fakat hafife alınamayacak, gençleşmiş fakat hâlâ Donnarumma, Bastoni, Di Lorenzo, Calafiori, Tonali, Frattesi, Kean ve Raspadori gibi oyunculara sahip bir İtalya geliyor.
Bu kadro tercihi iki türlü okunabilir. Birincisi, Mancini’nin fikstürü yönetmek istemesi. İkincisi ise gençleri zor bir deplasmanda sınama arzusu. Bizim açımızdan bunun anlamı açık: Karşımızda alışılmış ezberleri tam oturmamış, baskı altında hata yapabilecek bir takım bulunacak. Ama aynı takımın kendini göstermek isteyen, koşmaktan çekinmeyen ve kaybedecek yerinin az olduğunu düşünen gençleri de olacak. İtalya’nın eksiklerini sayıp maçı oynanmadan kazanmış gibi davranmak, gecenin ilk ve en büyük yanlışı olur.
İki kulübenin hikâyesi de ayrı bir yazıyı hak ediyor. Roberto Mancini ile Vincenzo Montella, yıllar önce Sampdoria forması altında aynı hücum hattını paylaşmış, 1996-97 sezonunda birlikte 37 gol atmış iki eski yol arkadaşı. Şimdi biri İtalya’yı yeniden ayağa kaldırmaya, diğeri Türkiye’yi ülkesine karşı zafere taşımaya çalışacak. Montella’nın Fransa maçından sonra söylediği söz bu gecenin duygusunu tek cümlede özetliyordu:
“İtalya bizden sonra istediği maçı kazanabilir.”
Dostluk soyunma odasının kapısına kadar gelir; düdük çaldığında herkes taşıdığı armaya aittir.
Benim maç önü okumama göre Montella’nın 4-2-3-1 düzenini koruması beklenebilir. Altay; Zeki, Merih, Abdülkerim, Ferdi; İsmail, Salih; Yunus veya Oğuz, Arda, Kerem; Barış Alper ilk on biri güçlü bir ihtimal. Can Uzun’un yeniden başlaması ya da Deniz Gül’ün santrforda kullanılması da şaşırtıcı olmaz. Üç günde bir oynanan böylesine yoğun bir takvimde iki veya üç değişiklik yalnızca taktik değil, fiziksel bir zorunluluk olabilir.
İtalya’nın da 4-3-3’ten vazgeçmesini beklemiyorum. Donnarumma; Di Lorenzo, Scalvini, Bastoni, Calafiori veya Ruggeri; Frattesi, Tonali, Fagioli veya Romano; Cambiaghi, Kean veya Pio Esposito, Raspadori olasılığı öne çıkıyor. Ancak Mancini’nin Bursa’ya getirdiği genç ve geniş seçenekler nedeniyle rakibin on biri bizimkinden daha belirsiz. Bunlar resmî kadrolar değil; mevcut oyuncu grubu, cezalar, sakatlıklar ve ilk maçtaki tercihler üzerinden yapılmış tahminlerdir.
Maçın ilk düğümü İtalya’nın geriden oyun kurarken çıkacağı yerde çözülecek. Donnarumma ile Bastoni topu rahat kullanır, Tonali de ilk pas istasyonu hâline gelirse İtalya oyunun temposunu ele geçirir. Bu nedenle Barış Alper’in yalnız stoperlere koşması yetmez; Arda’nın Tonali’ye giden hattı kapatması, kanatlarımızın da rakip bekleri doğru anda sıkıştırması gerekir. Baskıyı öfkeyle değil, akılla yapmalıyız. Her topa koşan takım çabuk yorulur; doğru topa birlikte koşan takım ise rakibini yorar.
İkinci düğüm, topu kazandıktan sonraki ilk beş saniyede olacak. İtalya hücuma çıkarken Di Lorenzo ve sol bekini ileri gönderdiğinde arkada alan bırakabiliyor. Arda’nın baskıdan tek dokunuşla çıkardığı bir top, Kerem’in ya da Yunus’un çapraz koşusu ve Barış Alper’in stoperleri geriye sürüklemesi, bize aradığımız kapıyı açabilir. Fakat geçiş hücumunu aceleyle karıştırmamak gerekir. İlk gördüğümüz yere uzun top atarsak, topu İtalya’ya iade eder ve yeniden savunmaya koşarız. Önce başımızı kaldırmalı, sonra hızlanmalıyız.
Üçüncü düğüm ceza sahasında. Fransa karşısında mücadele ettik, oyunun içinde kaldık ama golü bulamadık. Büyük maçlarda iyi oynamak kıymetlidir; o iyi oyunu sonlandırmak ise zorunluluktur. Barış Alper’in stoperlerin arasında yalnız kalmaması, Arda’nın ceza alanına biraz daha yaklaşması, ters kanattaki oyuncunun arka direğe girmesi gerekiyor. Ferdi’nin bindirmeleri de yalnız genişlik sağlamak için değil, İtalya savunmasının yüzünü kendi kalesine döndürmek için kullanılmalı. Duran topları da küçümsememeliyiz. Böyle dengeli maçlarda bazen tarih, iyi kesilmiş bir orta ile değişir.
Bursa tribünlerinin rolü burada başlayacak. TFF, 43 bin 361 kişilik stadyumun kapılarının 18.45’te açılacağını duyurdu. Bu şehir futbolu sever; coşkuyu da hayal kırıklığını da yüksek sesle yaşar. Fakat yarın ihtiyacımız olan, ilk hatada homurdanan değil, ilk dakikadan son dakikaya kadar takımı oyunun içinde tutan bir tribün. İtalya’nın genç oyuncularına deplasmanda olduklarını hissettirmek başka, kendi futbolcumuzu telaşa sürüklemek başka şeydir. Bursa’nın sesi baskı yaratmalı, acele değil.
Hava tahmini başlama saatlerinde sağanak ihtimalini gösteriyor. Islak zemin topu hızlandırır, kontrolü zorlaştırır ve ikinci topların değerini artırır. Böyle bir gecede gereksiz geri pas, ceza alanı çevresindeki kontrolsüz müdahale ve kaleciyi zor durumda bırakacak kısa paslar daha büyük risk taşır. İngiliz hakem Michael Oliver’ın yöneteceği karşılaşmada duyguyu yüksek, itirazı düşük tutmak da oyunun parçası olmalı.
Tarihin bir başka ağırlığı daha var. Türkiye, üçü İtalya B Millî Takımı’na karşı olmak üzere rakibiyle bugüne kadar 16 kez karşılaştı; beş beraberlik aldı, on bir kez yenildi. Henüz galibiyetimiz yok. Son buluşma, 4 Haziran 2024’te Bologna’da golsüz sona erdi. Bu rakamları sahaya korku taşımak için değil, önümüzde duran fırsatın büyüklüğünü anlamak için okumalıyız. Her seri bir gün başlar, her seri bir gün biter. Mesele, o günü beklemek değil; o günü kendi ellerinizle hazırlamaktır.
Yarın Bursa’da iki yaralı takım sahaya çıkacak. Birinin yarası Fransa’ya karşı iyi oyunun karşılığını alamamak, diğerinin yarası kendi evinde Belçika’dan iki gol yiyip ıslıklarla uğurlanmak. İki takımın da adı büyük, puanı sıfır. İki takımın da zamana ihtiyacı var ama futbol bazen kimseye zaman tanımıyor.
Ben Türkiye’den kusursuz bir oyun beklemiyorum. Yorulmamasını, hata yapmamasını da beklemiyorum. Beklediğim şey daha yalın: Fransa karşısındaki cesareti kaybetmeden o oyuna biraz daha sakinlik, biraz daha keskinlik ve ceza sahasında biraz daha inanç eklemesi.
Çünkü İtalya formasının dört yıldızı olabilir; fakat maç tabelası yine 0-0 başlayacak.
Tarih kapıyı kendi kendine açmaz.
Bazen kırmızı-beyaz bir omuz ister.