AJAX, BENFICA VE BILBAO’NUN SIRRI NE? Kocaeli’nin Çocukları ve Kocaelispor Gerçeği – 4. Bölüm
Futbolun garip bir huyu vardır. Bir çocuğun yetişmesi için yıllarca sabır gösterir, ilk ciddi maçında yaptığı hataya ise bazen beş dakika bile tahammül edemeyiz. Altyapıda geleceğin yıldızını ararken A takımda bugünün sonucunu düşünürüz. Sonra da kendi yetiştirdiğimiz çocukların başka kulüplerde başarılı olmasına şaşırırız.
Oysa futbolcu yetiştirmek, toprağa fidan dikmeye benzer. Her fidan aynı mevsimde çiçek açmaz. Kimi erken boy verir, kimi yıllarca kök salar. Futbolda da yetenek kadar zamanın, doğru eğitimin ve fırsatın önemi vardır. Ne var ki bizim futbol dünyamızda sabırdan çok puan cetveline, yarından çok gelecek haftanın maçına bakılır.
Üç yazıdır Kocaeli’nin çocuklarını konuşuyoruz. Önce Kocaelispor’un altyapısından A takıma uzanan yolu, ardından ilimizin amatör kulüplerinde yetişip başka takımlarda kendilerine yer bulan futbolcuları inceledik. Son yazımızda ise Trabzon’dan Ankara’ya, İzmir’den Bursa’ya, Sakarya’dan Samsun’a uzandık. Gördük ki yetenek yalnızca bir şehrin çocuklarına verilmiş ayrıcalık değil. Asıl fark, o yeteneğin önüne açılan yolda ortaya çıkıyor.
Bu kez sınırlarımızı biraz genişletelim. Amsterdam’ın kanallarından Lizbon’un kıyılarına, oradan Bilbao’nun yeşil tepelerine uzanalım. Avrupa futbolunun üç köklü kulübü Ajax, Benfica ve Athletic Bilbao’nun yıllardır yaptığı işe bakalım. Çünkü bu kulüplerin hikâyelerinde yalnızca büyük transferler, kupalar ve yıldız futbolcular yok; çocukların hayallerini profesyonel futbola taşıyan uzun bir emek de var.
Amsterdam’da Ajax’ın altyapı tesislerine verdikleri isim bile insanı düşündürüyor: De Toekomst. Yani “Gelecek”.
Bir futbol kulübünün çocuklarını yetiştirdiği yere bundan daha anlamlı bir isim bulmak kolay değil. Ajax, Johan Cruyff’tan Marco van Basten’e, Frank Rijkaard’dan Dennis Bergkamp’a uzanan büyük futbol geleneğini yalnızca müzesinde saklamamış. O geleneğin izlerini yeni kuşaklara aktarmaya çalışmış.
Amsterdam kulübünde çocuklara top sürmek, pas vermek, şut çekmek kadar oyunu okumak, doğru yerde bulunmak ve doğru zamanda karar vermek de öğretiliyor. Küçük yaş gruplarında öğrenilen futbol anlayışı, yıllar içinde gelişerek A takımın oyununa bağlanıyor. Böylece genç futbolcu, profesyonel takıma yükseldiğinde kendisini bütünüyle yabancı bir futbol düzeninin içinde bulmuyor.
Bu anlayışın yakın dönem örneklerinden biri Jorrel Hato.
Rotterdam’da doğan Hato, futbol eğitimine Sparta Rotterdam’da başladı. On iki yaşındayken Ajax’a geçti. Henüz on altı yaşında A takım formasını giydi. Sonraki sezonlarda yalnızca kadroya yazılan gençlerden biri olmadı; sahada sorumluluk üstlendi, takımın önemli oyuncuları arasına girdi, kaptanlık yaptı. 2025 yazında, on dokuz yaşındayken Chelsea’ye transfer oldu.
Ajax’ın açıkladığı transfer bedeli 44,18 milyon avroydu.
Elbette böyle bir rakam futbol dünyasında hemen dikkat çeker. Ama benim dikkatimi çeken başka bir ayrıntı var. Hato’nun futbolculuğu, A takımın yedek kulübesinde yıllarca bekletilerek değil, oynayarak gelişti. Hata yapma ihtimali de vardı, gelişme fırsatı da. Ajax, genç futbolcusunu yalnızca geleceğe hazırlamadı; ona bugünün futbolunda da yer açtı.
Amsterdam kulübünün Eylül 2026’da sürdürdüğü bölgesel antrenman programı ise bu anlayışın daha küçük yaşlardaki karşılığını gösteriyor. Yaklaşık 250 çocuk, kulübün tesislerinde bir araya geldi. Amaç yalnızca o günün en iyi futbolcularını seçmek değil, çocukların gelişimini daha geniş bir zaman diliminde izlemekti.
Bence işin en önemli tarafı da bu.
Çünkü on iki yaşındaki bir çocuğun fiziksel gücüne bakarak yirmi yaşındaki futbolculuğu hakkında hüküm vermek mümkün değil. Bugün sahanın en hızlısı olan çocuk yarın aynı üstünlüğü koruyamayabilir. Sessiz, çekingen, fiziksel gelişimini henüz tamamlamamış bir başka çocuk ise birkaç yıl sonra herkesi şaşırtabilir.
Ajax’ın yaklaşımı, yeteneği bir günlük seçmenin sonucuna hapsetmemek gerektiğini hatırlatıyor. Elbette Amsterdam’da da her çocuk yıldız olmuyor, her genç A takımda kalıcı yer bulamıyor. Ancak kulübün aradığı şey yalnızca hazır futbolcu değil, gelişebilecek futbolcu.
Amsterdam’dan Lizbon’a uzandığımızda bu kez başka bir futbol hikâyesiyle karşılaşıyoruz.
Benfica’nın Seixal’deki futbol akademisi, Eylül 2026’da yirminci yılını geride bıraktı. Yirmi yıl, insan hayatında gençlik sayılır ama futbol dünyasında birkaç kuşağın yetişmesine yetecek kadar uzun bir zaman.
Bernardo Silva, Rúben Dias, Renato Sanches, João Félix ve João Neves gibi isimler, Benfica’nın futbol eğitimine yaptığı yatırımın önemli örnekleri. Fakat bu oyuncuların kariyerlerine baktığımızda asıl dikkat çeken şey, yeteneklerinin yanında geçtikleri futbol eğitiminin düzeni.
João Neves’in hikâyesi bunu çok güzel anlatıyor.
Neves, Benfica’nın futbol eğitimine 2012 yılında Portekiz’in güneyindeki Tavira’da başladı. Ardından Faro’daki gelişim merkezinde yetişti ve 2016-2017 sezonunda Benfica Campus’e geçti. Yaş gruplarında oynadı, 2022’de UEFA Gençlik Ligi şampiyonluğu yaşayan kadroda yer aldı, B takımda profesyonel futbolun sertliğiyle tanıştı. Sonunda 30 Aralık 2022’de Benfica A takımının formasını giydi.
Dikkat edin, bu hikâyede bir sabah uyanıp yıldız olmuş futbolcu yok. Çocuk yaşta başlayan, yıllar içinde gelişen, her basamağında yeni sorumluluklar verilen bir futbolcu var.
Neves, Benfica’nın orta sahasında kendisini kabul ettirdikten sonra 2024 yazında Paris Saint-Germain’e transfer oldu. Kulübün açıkladığı kayıtlara göre A takımda 75 resmî karşılaşmaya çıkmıştı.
Benfica’nın 2022’de UEFA Gençlik Ligi’ni kazanması, 2025’te 15, 17 ve 19 yaş altı takımlarıyla Portekiz şampiyonluğuna ulaşması elbette önemli başarılar. Ancak beni daha çok ilgilendiren, bu gençlerin kaçının profesyonel futbolun içinde kalabildiği.
Çünkü genç takımda kupa kazanmak güzeldir ama o kupayı kazanan çocukların yıllar sonra futbol sahalarında kendilerine yer bulabilmesi çok daha değerlidir.
Benfica’nın futbol anlayışında genç oyuncunun A takıma uzanan yolu bir anda açılmıyor. Önce yaş grubunda, sonra daha yüksek rekabet ortamında, ardından profesyonel futbolda kendisini göstermesi bekleniyor. Bu süreçte her oyuncu aynı hızda ilerlemiyor. Kimi erkenden A takıma çıkıyor, kimi başka kulüplerde gelişimini sürdürüyor.
İşin ekonomik tarafı da var. Benfica yetiştirdiği oyuncuların önemli bir bölümünü başka kulüplere transfer ederek gelir elde ediyor. Ancak bu modelin yalnızca futbolcu satışına indirgenmesi, yapılan işin değerini eksiltir. Çünkü bir futbolcunun kulübüne kazandırdığı şey, bonservis bedelinden ibaret değildir.
Lizbon’dan ayrılıp İspanya’nın kuzeyine, Bilbao’ya geldiğimizde ise futbolun alışılmış transfer anlayışına meydan okuyan bir kulüple karşılaşıyoruz.
Athletic Bilbao, dünyanın dört bir yanından futbolcu toplayarak kadro kurmuyor. Bask bölgesinde doğmuş veya futbol eğitimini bu bölgedeki kulüplerde almış oyuncularla yoluna devam ediyor. Yıllardır sürdürdüğü bu anlayış, kulübün yalnızca futbol politikasını değil, kimliğini de belirliyor.
Bu anlayışın kalbi, 1971 yılında açılan Lezama akademisinde atıyor.
Lezama’nın hikâyesini ilginç kılan, yalnızca kendi tesislerinde yetiştirdiği çocuklar değil, çevresindeki futbol kulüpleriyle kurduğu bağ. Athletic Club’ın resmî kayıtlarında erkek ve kadın futbolunu kapsayan 179 anlaşmalı kulüp bulunuyor.
Bir düşünün…
Bir kulüp, futbol geleceğini yalnızca kendi sahalarında aramıyor. Bölgesindeki başka kulüplerin yetiştirdiği çocukları da aynı futbol dünyasının parçası olarak görüyor.
Bilbao’nun yetiştirdiği Nico Williams, bu anlayışın son yıllardaki en güzel örneklerinden biri.
Nico, 2013 yılında Athletic Club altyapısına katıldı. Lezama’da farklı yaş gruplarında oynadı, ikinci takımda tecrübe kazandı ve 28 Nisan 2021’de henüz on sekiz yaşındayken A takım formasını giydi. O akşam sahada ağabeyi Iñaki Williams da vardı.
İki kardeşin aynı takımda buluşması, futbolun bazen en güzel hikâyeleri kendiliğinden yazdığını gösteriyor.
Nico’nun yolu daha sonra İspanya Millî Takımı’na uzandı. 2024 Avrupa Futbol Şampiyonası finalinde İngiltere’ye karşı gol attı ve ülkesinin şampiyonluğunda önemli rol oynadı.
Ama Bilbao’nun başarısını yalnızca Nico Williams üzerinden değerlendirmek haksızlık olur. Çünkü Athletic Club’ın asıl farklılığı, yetiştirdiği oyunculara kadrosunda geniş yer vermesi.
Kulübün 1 Ekim 2026’da yayımladığı verilere göre Lezama’da yetişen futbolcular, A takım kadrosunun toplam tahmini piyasa değerinin yüzde 89,7’sini oluşturuyor.
Bu rakamın ne anlama geldiğini doğru okumak gerekiyor. Yüzde 89,7, altyapı oyuncularının sahada geçirdiği süreyi değil, kadrodaki futbolcuların tahmini piyasa değerleri içindeki payını gösteriyor.
Yine de oldukça dikkat çekici bir tablo.
Düşünün ki Avrupa’nın güçlü liglerinden birinde mücadele eden bir kulüp, futbolcu varlığının ekonomik değerinin büyük bölümünü kendi yetiştirdiği oyuncularla oluşturuyor.
Elbette Bilbao’nun tercih ettiği yolun zorlukları da var. Bölgesel oyuncu politikası transfer seçeneklerini daraltıyor. Her mevkide ihtiyaç duyulan futbolcuyu bulmak kolay olmuyor. Bu nedenle Lezama’nın ve bölgedeki amatör kulüplerin iyi çalışması, Athletic Club için yalnızca bir tercih değil, aynı zamanda zorunluluk.
Belki de Bilbao’nun sırrı biraz burada saklı.
Başka kulüpler transfer piyasasında çözüm ararken Athletic, önce kendi futbol çevresinin imkânlarına bakmak zorunda.
Şimdi Amsterdam’ın kanallarını, Lizbon’un kıyılarını, Bilbao’nun yeşil tepelerini geride bırakıp yeniden İzmit’e dönelim.
Üç kulüp, üç ayrı futbol anlayışı…
Ajax çocukları erken yaşta kesin hükümlerle değerlendirmek yerine gelişimlerini izlemeye çalışıyor. Benfica genç futbolcunun profesyonelliğe geçişini farklı basamaklarla hazırlıyor. Bilbao ise kendi bölgesinin futbol birikimini kulübün geleceğinin merkezine yerleştiriyor.
Bunların hiçbirini olduğu gibi Kocaelispor’a taşımak mümkün değil. Zaten böyle bir düşünceye de ihtiyaç yok. Çünkü her şehrin futbol kültürü, ekonomik imkânları ve kulüp yapısı farklı.
Ama bu üç kulübün yaptıklarından Kocaeli için çıkarabileceğimiz önemli dersler var.
Gebze’den Kandıra’ya, Gölcük’ten Kartepe’ye, Derince’den Körfez’e kadar çok sayıda amatör kulübümüz yıllardır çocuklara futbol eğitimi veriyor. Kimi kulübün tesisleri iyi, kiminin imkânları sınırlı. Kimi antrenör yıllardır aynı sahada yüzlerce çocuk yetiştiriyor. Kimi zaman bu emeklerin karşılığını başka şehirlerin kulüpleri alıyor.
Burada asıl sorulması gereken soru, Kocaelispor’un bütün bu futbol birikimiyle nasıl daha güçlü bir bağ kurabileceği.
Örneğin Ajax’ın uyguladığı bölgesel antrenman anlayışından yararlanılarak ilçelerdeki yetenekli çocuklar belirli aralıklarla izlenebilir. İlk seçmede beğenilmeyen bir futbolcunun dosyası kapatılmak yerine gelişimi takip edilebilir. Böylece bugün dikkat çekmeyen bir çocuk, birkaç yıl sonra yeniden değerlendirilebilir.
Benfica’nın yaklaşımı ise altyapıdan A takıma geçişte bize önemli bir düşünce sunuyor. Genç futbolcu yalnızca iyi oynadığı için profesyonel kadroya alınmamalı; oraya çıktığında nasıl gelişeceği de planlanmalı. Hangi maçlarda süre alacağı, ne zaman daha yüksek rekabet ortamına gireceği, gerekirse hangi kulüpte tecrübe kazanacağı futbolun kendi şartları içinde değerlendirilmelidir.
Bilbao’dan öğrenebileceğimiz en önemli konu ise amatör kulüplerle kurulacak sürekli ilişki.
Kocaelispor’un her ilçede kendi futbol okulunu açması gerekmiyor. Var olan amatör kulüplerin antrenörleriyle ortak çalışmalar yapılması, futbolcuların gelişiminin izlenmesi ve kulüpler arasında düzenli bilgi alışverişi sağlanması bile önemli bir başlangıç olabilir.
Bunun için yalnızca bir yöneticinin iyi niyeti ya da bir antrenörün gayreti yeterli değil. Kulüp yönetimleri değiştiğinde de devam edecek bir çalışma düzenine ihtiyaç var. Çünkü bir çocuğun futbolcu olarak yetişmesi, çoğu zaman bir başkanın görev süresinden daha uzun zaman alıyor.
Bir noktayı da unutmamak gerekiyor.
Her çocuk Ajax’ın Hato’su, Benfica’nın Neves’i ya da Bilbao’nun Nico Williams’ı olmayacak. Zaten böyle bir beklenti de gerçekçi değil. Ancak iyi yetiştirilen bir futbolcu, Süper Lig’de, 1. Lig’de ya da başka bir profesyonel kulüpte kendisine yer bulabilir.
Kocaelispor altyapısından yetişen bir gencin başka takımda başarılı olması, mutlaka kayıp olarak görülmemeli. Önemli olan, o futbolcunun gelişimine katkı sağlamak ve kulüple bağını koparmamak. Yetiştirilen oyuncuların yıllar sonra nerede oynadığını, ne kadar süre aldığını ve hangi aşamaya ulaştığını bilmek, altyapının gerçek başarısını anlamamıza yardımcı olur.
Yıllarını futbol sahalarında geçirmiş biri olarak bu araştırmada beni en çok düşündüren şey, Avrupa’nın başarılı kulüplerinin geleceği yalnızca transfer dönemlerinde aramaması oldu.
Onlar geleceği çocukların antrenman yaptığı sahalarda, gençlerin oynadığı maçlarda, amatör kulüplerle kurdukları ilişkilerde ve yıllarca sürdürülen futbol eğitiminde arıyor.
Kocaeli’nin de böyle bir futbol birikimi var.
Bugün Derbent Stadı’nda, Gebze’nin bir mahallesinde, Gölcük’ün bir antrenman sahasında ya da İzmit’in bir okul bahçesinde top koşturan çocuklardan hangisinin yıllar sonra profesyonel futbolcu olacağını bilmiyoruz. Belki içlerinden biri Kocaelispor’un formasını giyecek, belki millî takıma kadar yükselecek, belki de başka bir kulüpte futbol hayatını sürdürecek.
Ama o çocukların önüne nasıl bir yol açacağımıza bugünden karar verebiliriz.
Ajax, tesislerine “Gelecek” adını vermiş. Benfica yirmi yıldır aynı akademinin birikimini büyütüyor. Bilbao ise futbol geleceğini kendi bölgesinin çocuklarıyla kurma düşüncesini kuşaklar boyunca yaşatıyor.
Bizim de Amsterdam’a, Lizbon’a ya da Bilbao’ya taşınmamıza gerek yok. Oralarda yapılan doğru işleri anlamamız ve kendi şehrimizin şartlarına uygun bir futbol düzeni kurmamız yeterli.
Dört yazıdır Kocaeli’nin çocuklarını konuşuyoruz. Önce altyapıdan A takıma uzanan kapıyı, ardından başka kulüplere giden yetenekleri, Türkiye’nin farklı şehirlerini ve şimdi de Avrupa’nın futbol okullarını inceledik.
Artık sıra bütün bu araştırmaların sonucunu Kocaelispor’un geleceğine ilişkin somut önerilere dönüştürmeye geldi.
Çünkü Kocaeli’nin çocukları var. Futbol sevgisi var. Yetiştiren kulüpleri, emek veren antrenörleri var.
Şimdi bütün bu emeği birbirine bağlayacak, yıllarca işleyecek bir futbol düzenini konuşmanın zamanı.
Gelecek yazı: KOCAELİ’NİN ÇOCUKLARINA AÇILAN KAPI