Kocaeli’nin Çocukları ve Kocaelispor Gerçeği – 3. Bölüm
15 Ekim 2026 00:43

BAŞKA ŞEHİRLERİN ÇOCUKLARI NASIL YILDIZ OLUYOR? Kocaeli’nin Çocukları ve Kocaelispor Gerçeği – 3. Bölüm

Futbolun tuhaf bir kader ortaklığı vardır. Aynı mahallede büyüyen, aynı sahada top koşturan, aynı formayı giyen iki çocuktan biri yıllar sonra binlerce kişinin önünde millî takım formasını giyerken diğeri bir kahvehanede eski maçların hatıralarını anlatır. Oysa ikisi de çocukken aynı hayalin peşinden koşmuştur. Aralarındaki farkı yalnızca yetenekle açıklamak, futbolun yıllardır çözemediği bir meseleyi fazlasıyla basite indirgemek olur.

Hicri Uluçay Tüm haberleri

Çünkü futbolcu yetiştirmek, yetenekli bir çocuğu bulup sırtına forma geçirmekten ibaret değildir. Onu doğru antrenörle buluşturmak, gelişimini takip etmek, zamanı geldiğinde sahaya sürmek ve gerektiğinde başka bir takımda tecrübe kazanmasını sağlamak da bu işin parçasıdır. Kimi futbolcu ilk fırsatta kendisini gösterir, kimi ise yıllarca beklediği şansı bulduğunda herkesi şaşırtır. Futbolun güzelliği biraz da bu belirsizlikte saklıdır.

Geçen iki yazımda Kocaelispor’un altyapısından yetişen gençlerin A takıma uzanan yolculuğunu ve Kocaeli’nin amatör kulüplerinde yetişen futbolcuların farklı hikâyelerini ele almıştım. Şimdi aynı sorunun cevabını başka şehirlerde aramak istiyorum. Trabzon’un yokuşlarından Ankara’nın futbol okullarına, İzmir’in antrenman sahalarından Bursa’nın Vakıfköy’üne, Sakarya’nın yeşil sahalarından Samsun’un Karadeniz kıyılarına uzanalım. Bakalım başka şehirlerin çocukları gerçekten daha mı yetenekli, yoksa onların önüne açılan futbol yolları mı farklı?

Trabzon’da futbol, hayatın dışında kalan bir oyun değildir. Kahvehanenin sohbetine, mahallenin gündemine, çocukların hayallerine karışmıştır. Trabzonspor’un geçmişine baktığımızda Şenol Güneş’ten Hami Mandıralı’ya, Gökdeniz Karadeniz’den Yusuf Yazıcı ve Abdülkadir Ömür’e uzanan güçlü bir futbol geleneği görürüz. Bu isimlerin hepsi aynı yollardan geçmedi ama kulübün kendi bünyesindeki gençlere A takım kapısını açabildiği dönemlerin önemli temsilcileri oldular.

Özellikle Yusuf Yazıcı ile Abdülkadir Ömür’ün genç yaşlarda yalnızca maç kadrosuna alınmadığını, takımın hücum organizasyonunda sorumluluk üstlendiğini hatırlayalım. Genç futbolcuya güvenmenin karşılığı bazen bir gol, bazen bir asist, bazen de yıllar sonra önemli bir transfer olarak karşınıza çıkıyor. Ancak Trabzonspor’un geçmişte yetiştirdiği yıldızlar, bugün her altyapı oyuncusunun aynı fırsatı bulduğu anlamına gelmiyor. Nitekim orada da gençlerin A takıma geçişi zaman zaman tartışılıyor. Demek ki futbolcu yetiştirmekle yetiştirdiğiniz futbolcuyu takımın değişmez parçası hâline getirmek arasında, Trabzon’un bile her zaman aşamadığı bir mesafe var.

Karadeniz’in kıyısından Ankara’ya uzandığımızda karşımıza yıllardır futbolcu yetiştirme geleneğiyle tanınan Gençlerbirliği çıkıyor. Başkent kulübünün altyapısı, Türk futboluna birçok oyuncu kazandırdı. Bunların son yıllardaki en dikkat çekici örneklerinden biri hiç kuşkusuz Arda Güler. Henüz on üç yaşındayken Gençlerbirliği’nden Fenerbahçe’ye transfer olan Arda, futbol eğitimini sarı-lacivertli kulüpte sürdürdü, A takımda kendisini gösterdi ve ardından Real Madrid’e uzanan yolculuğuna çıktı.

Şimdi Arda Güler’in hikâyesini yalnızca Real Madrid’in ya da Fenerbahçe’nin başarısı olarak anlatabilir miyiz? Elbette hayır. Gençlerbirliği’nin erken yaşta fark ettiği yeteneğin, Fenerbahçe’de gelişmesi ve Avrupa futbolunun en büyük sahnelerinden birine ulaşması, futbolcu yetiştirmenin birden fazla kulübün emeğiyle gerçekleşebileceğini gösteriyor. İrfan Can Kahveci ve Mert Çetin gibi isimler de Gençlerbirliği’nin oyuncu yetiştirme geçmişinde önemli bir yere sahip. Ancak burada dikkat edilmesi gereken bir nokta var: Bir kulübün geçmişte yetiştirdiği yıldızlar, bugün aynı başarıyı sürdürdüğünün tek başına kanıtı değildir. Futbolda dünün alkışıyla bugünün maçını kazanamıyorsunuz.

Ankara’dan İzmir’e indiğimizde ise futbolcu yetiştirmeyi uzun yıllar kulüp anlayışının merkezine yerleştiren Altınordu’nun hikâyesiyle karşılaşıyoruz. Çağlar Söyüncü, Cengiz Ünder ve Berke Özer gibi isimlerin yetişmesinde önemli pay sahibi olan İzmir kulübü, genç futbolcuları yalnızca kendi takımında oynatılacak oyuncular olarak görmedi. Onları eğitti, geliştirdi, profesyonel futbola hazırladı ve başka kulüplerde başarılı olmalarını da kendi yetiştiricilik anlayışının bir sonucu saydı.

Bu yaklaşım, transfer dönemlerinde pahalı futbolcu alınmasını başarı kabul etmeye alışmış futbol dünyamız için üzerinde düşünülmesi gereken bir örnek. Çünkü yetiştirdiğiniz bir futbolcunun Avrupa’ya transfer olması, yalnızca kasanıza giren para değil, altyapınızın aldığı bir karne notudur. Ne var ki Altınordu’nun hikâyesi bugünlerde başka bir gerçeği de hatırlatıyor. Kulübün Temmuz 2026’da profesyonel liglerde yer almama kararı, başarılı bir akademinin ekonomik açıdan ayakta kalmasının da en az futbolcu yetiştirmek kadar önemli olduğunu gösterdi. Demek ki verimli bir tarla kurmak yetmiyor; o tarlanın her yıl yeniden ekilebilmesini sağlayacak düzeni de oluşturmak gerekiyor.

İzmir’den Bursa’ya geçtiğimizde futbolcu yetiştirme geleneğinin adı Vakıfköy oluyor. Bursaspor’un yıllarca Türk futboluna kazandırdığı oyuncular arasında Enes Ünal, Ozan Tufan, Okan Kocuk, Ertuğrul Ersoy ve Zeki Çelik gibi isimler bulunuyor. Kiminin yolu erken yaşta başka bir kulübe uzandı, kimi Bursaspor formasıyla profesyonel futbola adım attı, kimi ise Avrupa sahalarında kendisine yer buldu. Hepsinin ortak noktası, futbolculuklarının gelişiminde Bursa’da aldıkları eğitimin önemli bir yer tutmasıydı.

Bursaspor’un son yıllarda yaşadığı sportif ve ekonomik sıkıntılar, Vakıfköy’de oluşan futbol kültürünün geçmişteki değerini ortadan kaldırmadı. Hatta bu durum bize altyapının kulüpler açısından ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi. Çünkü altyapı, A takımın işleri kötü gittiğinde hatırlanacak bir kurtuluş kapısı değil, kulübün iyi gününde de kötü gününde de korunması gereken temelidir. Bir kulübün ligdeki yeri değişebilir, kadrosu dağılabilir, yönetimi yenilenebilir ama yıllarca emek verilerek oluşturulan futbolcu yetiştirme geleneği kolay kurulmaz.

Bursa’dan Sakarya’ya geçtiğimizde ise daha güncel bir gelişmeyle karşılaşıyoruz. Sakaryaspor, Eylül 2026’da altyapısından yetişen Mehmet Yusuf Can, Yunus Emre Tekerci, Ayberk Açıkgöz, Erdem Dağlı ve Baran Baranır’ı A takım kadrosuna aldı. Henüz futbol kamuoyunun geniş kesimlerince tanınmayan bu gençlerden Erdem Dağlı ile Ayberk Açıkgöz’ün maç kadrosuna girmesi, profesyonel futbola uzanan yolda önemli bir başlangıç oldu.

Ancak burada üzerinde durmamız gereken mesele, gençlerin A takıma alınmasından sonraki süreç. Çünkü bir futbolcunun adını maç kadrosunda görmek sevindiricidir ama o futbolcunun gerçekten gelişebilmesi için sahada süre alması gerekir. İlk on birde oynayabilecek mi, hata yaptığında yeniden şans bulabilecek mi, başka bir kulübe gönderildiğinde gelişimi takip edilecek mi? Sakaryaspor’un attığı bu adımın gerçek başarısını, genç futbolcuların önümüzdeki yıllarda sahada gösterecekleri gelişim belirleyecek. Futbolcuya kapıyı açmak önemlidir ama onu kapının önünde bekletmemek daha da önemlidir.

Sakarya’dan yeniden Karadeniz’e, bu kez Samsun’a uzandığımızda futbolcu yetiştirmenin farklı bir yönüyle karşılaşıyoruz. Samsunspor’un son yıllarda geliştirmeye çalıştığı akademi anlayışı, genç oyuncunun yalnızca saha içindeki becerilerini değil, eğitimini ve kişisel gelişimini de kapsıyor. Bunun dikkat çekici örneklerinden biri genç kaleci Efe Berat Törüz. Futbola Kuşadası’nda başlayan, 2020 yılında Samsunspor altyapısına katılan Efe Berat, burada gelişimini sürdürerek profesyonel sözleşmeye ve Avrupa kupası kadrosuna uzanan bir yolculuk yaşadı.

Elbette Avrupa kupası kadrosunda yer almakla o maçlarda kaleyi korumak aynı şey değil. Ancak bu örnek, bir kulübün başka şehirlerden gelen gençleri de geliştirerek profesyonel futbola hazırlayabileceğini gösteriyor. Dolayısıyla bir futbolcunun doğduğu şehirle yetiştiği kulübü birbirine karıştırmamak gerekiyor. Kocaeli’de Gölcükspor’un İsmail Yüksek’in profesyonel kariyerindeki rolünü anlatırken üzerinde durduğumuz ayrıntı da buydu.

Şimdi bu altı şehrin hikâyesini bir kenara bırakıp biraz da rakamlara bakalım. Türkiye Futbol Federasyonu’nun Şubat 2026’da yayımladığı TamSaha dergisinde, Süper Lig’in 2025-2026 sezonunun ilk yarısına ilişkin genç futbolcuların oynama süreleri yer alıyor. Bu verilere göre genç oyuncuların toplam süre içindeki payı Trabzonspor’da yüzde 11,18, Kocaelispor’da yüzde 3,75, Samsunspor’da yüzde 2, Gençlerbirliği’nde ise yüzde 0,10.

İlk bakışta Trabzonspor’un diğer kulüplerden oldukça ileride olduğu düşünülebilir. Ancak rakamların içine baktığımızda farklı bir gerçek ortaya çıkıyor. Trabzonspor’daki genç oyuncu sürelerinin önemli bir bölümü başka kulüplerden transfer edilen futbolculara aitken Kocaelispor’un ilk yarıdaki 632 dakikalık genç oyuncu süresinin tamamı Belçikalı Joseph Nonge tarafından kullanılmıştı. Yani bu rakamlar, kulüplerin genç futbolcu oynatıp oynatmadığını gösteriyor ama kendi altyapısından yetiştirdiği oyunculara ne kadar fırsat verdiğini tek başına anlatmıyor.

Futbol istatistiklerinin bazen insanı yanıltan tarafı da burada. Rakam doğru olabilir ama yanlış soruya cevap ararken kullanılırsa bizi yanlış sonuca götürür. Bir kulüp yirmi yaşındaki yabancı bir futbolcuyu transfer edip ona bin dakika oynatabilir. Başka bir kulüp kendi altyapısından yetiştirdiği on dokuz yaşındaki oyuncuya yüz dakika verebilir. İlk kulüp genç oyuncu süresinde önde görünür ama bu, kendi yetiştirdiği futbolculara daha fazla fırsat verdiği anlamına gelmez. Bu nedenle Kocaelispor’u değerlendirirken de başka şehirlerin kulüplerini incelerken de genç futbolcu oynatmakla özkaynak oyuncusuna forma vermeyi birbirinden ayırmak zorundayız.

Bütün bu yolculuğun sonunda yeniden Kocaeli’ye döndüğümüzde, üzerinde düşünmemiz gereken önemli bir gerçekle karşılaşıyoruz. Başka şehirlerin çocuklarının bizim çocuklarımızdan daha yetenekli olduğunu gösteren bir kanıt yok. Ancak bazı kulüplerin yetenek keşfetmek, futbolcu yetiştirmek, profesyonel futbola hazırlamak ve başka takımlarda gelişimini sürdürmesini sağlamak konusunda yıllar içinde farklı yöntemler geliştirdiğini görüyoruz.

Trabzonspor’un gençlere sorumluluk verdiği dönemlerden, Gençlerbirliği’nin erken yaşta keşfettiği Arda Güler’den, Altınordu’nun yetiştiricilik anlayışından, Bursaspor’un Vakıfköy geleneğinden, Sakaryaspor’un gençlere açtığı yeni kapıdan ve Samsunspor’un akademi çalışmalarından çıkarılacak dersler var. Ancak hiçbirini kusursuz örnek olarak göstermemeliyiz. Çünkü her kulübün başarılarının yanında eksikleri ve çözmeye çalıştığı sorunları da bulunuyor.

Kocaelispor açısından asıl mesele, başka kulüpleri taklit etmek değil, Kocaeli’nin kendi futbol gücünü doğru kullanmak olmalı. Gölcük’te, Gebze’de, Derince’de, Kartepe’de, Körfez’de ve diğer ilçelerde yetişen çocuklarla Kocaelispor arasında sürekli bir futbol bağı kurulmalı. Bir oyuncunun ilk seçmede beğenilmemesi, o çocuk için kapının sonsuza kadar kapanması anlamına gelmemeli. A takıma alınan gençlerin gelişimi tesadüflere bırakılmamalı, başka kulüplere gönderilen futbolcuların performansı düzenli takip edilmeli.

En önemlisi de altyapının başarısı yalnızca kazandığı kupalarla ölçülmemeli. Genç takımın şampiyon olması elbette sevindiricidir ama o takımdan tek bir futbolcunun bile profesyonel futbolda kalıcı olamaması, üzerinde düşünülmesi gereken bir sonuçtur. Çünkü altyapının gerçek başarısı, kazandığı maçlardan çok yetiştirdiği futbolcuların yıllar sonra nerede oynadığıyla anlaşılır.

Yıllarını futbol sahalarında geçirmiş biri olarak şuna inanıyorum: Yetenekli çocuğu bulmak önemlidir, onu geliştirmek daha önemlidir ama geliştiği hâlde sahaya çıkamayan futbolcu için verilen emeğin karşılığı eksik kalır. Bazı çocuklar erken gelişir, bazıları geç olgunlaşır. Kimi ilk fırsatta kendisini gösterir, kimi ikinci, hatta üçüncü şansı bekler. İyi bir futbol düzeni yalnızca ilk fırsatı veren değil, gerektiğinde ikinci fırsatı da hazırlayabilen düzendir.

Kocaeli’nin çocukları için istediğim tam olarak bu. Çünkü bu şehrin futbol geleceği yalnızca Kocaelispor’un bugün sahaya çıkardığı on bir futbolcudan ibaret değil. O geleceğin bir bölümü şu anda Derbent’te, Gölcük’te, Gebze’de, Kartepe’de ya da İzmit’in bir mahalle sahasında topun peşinden koşuyor. Belki de içlerinden biri yıllar sonra millî takım formasını giyecek. Mesele, o çocuğun bugün nerede oynadığından çok, yarın önüne nasıl bir futbol yolu açacağımız.

Üç yazıdır Kocaeli’nin çocuklarını konuşuyoruz. Şimdi bir adım daha ileri gidip Avrupa’nın futbol okullarına bakalım. Ajax, Benfica ve Athletic Bilbao’nun yıllardır sürdürdüğü altyapı anlayışlarında bizim öğrenebileceğimiz neler var? Futbolcu yetiştirmeyi kulüp kültürünün parçası hâline getiren bu takımlar, genç oyunculara profesyonel futbolun kapısını nasıl açıyor?

Bir sonraki yazımda bu soruların peşine düşeceğim. Belki de Kocaelispor’un geleceğine ilişkin aradığımız bazı cevapları, Avrupa’nın futbol sahalarında bulacağız.

Gelecek yazı: AJAX, BENFICA VE BILBAO’NUN SIRRI NE?

Habere ait diğer görseller

Güncelleme: 15 Ekim 2026 00:45
BENZER HABERLER
X