KOCAELİ FUTBOLCU YETİŞTİRİYOR, PEKİ NEREYE GÖNDERİYOR? Kocaeli’nin Çocukları ve Kocaelispor Gerçeği – 2. Bölüm
Futbolda bazı yolculuklar vardır, bir mahalle sahasında başlar, yıllar sonra binlerce kişinin doldurduğu tribünlerin önünde devam eder. O yolculuğun nerede biteceğini ise çoğu zaman ne futbolcu bilir ne de ilk antrenörü.
Kimi çocuk doğduğu şehrin formasını giymeyi hayal eder, kimi daha büyük kulüplerin yolunu tutar. Kiminin yolu açılır, kimi yeteneğine rağmen profesyonel futbolun kapısından geri döner.
Futbolun cilvesi biraz da budur.
Bir çocuğun geleceğini bazen bir antrenörün güveni, bazen doğru zamanda gelen transfer teklifi, bazen de hiç beklenmedik bir maçta gösterdiği performans değiştirir.
Geçen yazımda, “Kimse Memleketinde Peygamber Olamaz mı?” diye sormuştum. Kocaelispor’un altyapısından yetişen gençlerin A takıma uzanan yolculuğunu, bu yolun önündeki engelleri ve yıllardır süren tartışmaları ele almıştım.
Bu kez Kocaelispor’un kapısından biraz uzaklaşıp Kocaeli’nin futbol sahalarına bakmak istiyorum.
Gölcük’e, Derince’ye, Gebze’ye, Körfez’e, Kartepe’ye…
Çünkü bu şehirde futbolcu yetiştiren yalnızca Kocaelispor değil. İlçelerin amatör kulüplerinde, çoğu zaman sınırlı imkânlarla çalışan antrenörlerin elinde nice yetenekler yetişiyor.
Bu çocukların bazıları Kocaelispor’a geliyor, bazıları başka şehirlerin takımlarına gidiyor. Bazılarıysa futbol hayatına başladığı kulüpte kalıp profesyonelliğin kapısını aralamaya çalışıyor.
Peki, biz bu futbolcuların hikâyelerini ne kadar biliyoruz?
İşe hepimizin yakından tanıdığı bir isimle başlayalım.
İsmail Yüksek…
Bugün Fenerbahçe ve A Millî Takım formasıyla tanıdığımız İsmail’in futbol yolculuğunda Gölcükspor’un önemli bir yeri var.
Ancak hikâyeyi doğru yerinden anlatmak gerekiyor.
İsmail futbola Gölcükspor’da başlamadı. İlk lisansı Bursaspor’da çıktı. Bursa’da farklı kulüplerde oynadıktan sonra 2018 yılında Gölcükspor’da profesyonelliğe adım attı.
2020 yılında Fenerbahçe’ye transfer oldu. Ardından farklı kulüplerde kiralık oynayarak maç tecrübesi kazandı ve sonunda sarı-lacivertli takımda kendisine yer buldu.
Şimdi dönüp bu yolculuğa baktığımızda önemli bir ayrıntı görüyoruz.
İsmail’i yetiştiren tek bir kulüp yok.
Bursa’da başlayan futbol eğitimi, Gölcük’te profesyonel futbolla buluştu. Fenerbahçe’nin transfer tercihi ve kiralık oynadığı takımlarda kazandığı tecrübe ise onu bugünkü seviyesine taşıdı.
Demek ki futbolcu yetiştirmek, bir çocuğu küçük yaşta bulup yıllarca aynı kulüpte tutmaktan ibaret değil.
Bazen bir kulüp tohumu eker, bir başkası sular, üçüncüsü meyvesini toplar.
Ama ağacın büyümesinde emeği olanları unutursak hikâyeyi eksik anlatmış oluruz.
İsmail Yüksek’in kariyeri, Kocaeli’nin profesyonel futbolcu yetiştirme zincirindeki yerini gösteren önemli bir örnek.
Şimdi biraz daha yakın zamana gelelim.
Eymen Çavdar…
İzmit’te doğan, ilk futbol lisansı Gölcükspor’da çıkan genç futbolcu, henüz çocuk yaşta Kocaeli’nin farklı kulüplerinde forma giydi.
Kullar 1975 Spor, Kocaeli 1937 SEKA Spor, Gebzespor, Gölcükspor ve Derince Birlikspor…
Her kulüpte başka bir antrenörle çalıştı, başka bir oyun anlayışıyla tanıştı. Futbolun yalnızca topla oynanan bir oyun olmadığını, çalışmayı, disiplini ve takım olmayı da öğrenerek büyüdü.
Sonunda Fenerbahçe’nin dikkatini çekti ve Eylül 2026’da sarı-lacivertli kulübe transfer oldu.
Henüz on altı yaşında bir futbolcunun böyle bir kulübe gitmesi, elbette Kocaeli futbolu adına sevindirici.
Ancak transferin ardından aynı soru gündeme geldi:
Kocaelispor bu çocuğu neden almadı?
Aslında bu sorunun cevabı, futbolun en zor meselelerinden birine dayanıyor.
Kocaelispor altyapı yönetiminin basına yansıyan açıklamasına göre Eymen, kulübün tanımadığı bir futbolcu değildi. Ancak aynı özelliklerde başka genç oyuncular bulunduğu için tercih edilmemişti.
Bu açıklamayı doğru okumak gerekiyor.
Bir futbolcuyu izlemek başka, onu kadroya almak başka. Hele altyapıda aynı mevkide oynayan birkaç yetenekli çocuk varsa tercih yapmak hiç kolay değil.
Fakat işte tam burada kulüplerin futbol aklı devreye giriyor.
Bugün kadroya almadığınız bir çocuğun gelişimini takip ediyor musunuz? Bir yıl sonra ne durumda olduğunu biliyor musunuz? Başka bir kulüpte gösterdiği ilerlemeyi yeniden değerlendiriyor musunuz?
Yoksa bir kez verilen karar, o futbolcunun dosyasının kapanması anlamına mı geliyor?
Bence üzerinde durulması gereken mesele bu.
Çünkü futbolcu seçimi, yalnızca bugünün en iyisini bulmak değildir. Yarının en iyisinin kim olabileceğini de görebilmektir.
Üstelik genç yaşlarda yapılan değerlendirmelerde yanılmak son derece doğaldır.
On beş yaşında fiziksel üstünlüğüyle dikkat çeken bir futbolcu, birkaç yıl sonra aynı avantajı bulamayabilir. O yaşlarda fazla göze batmayan başka bir çocuk ise zamanla takımın en önemli oyuncusuna dönüşebilir.
Futbolun güzelliği de zorluğu da burada.
Eymen’in Fenerbahçe’ye transfer olması onun gelecekte mutlaka yıldız olacağını göstermiyor. Kocaelispor’un başka futbolcuları tercih etmesi de şimdiden yanlış karar verdiği anlamına gelmiyor.
Ancak bu olay bize bir gerçeği hatırlatıyor.
Kocaeli’nin amatör kulüplerinde yetişen çocukların gelişimini izlemek, yalnızca transfer dönemlerinde yapılacak bir iş olmamalı.
Şimdi madalyonun öteki yüzüne bakalım.
Onur Öztonga…
Kocaelispor altyapısından yetişen, profesyonelliğe yeşil-siyahlı formayla adım atan bir futbolcu.
Onun hikâyesi, diğer iki örnekten biraz farklı.
Çünkü Onur’un yolu Kocaelispor’dan başladı, başka kulüplere uzandı ve yeniden Kocaelispor’a döndü.
Esenler Erokspor, Fethiyespor, Nevşehir Belediyespor ve Karacabey Belediyespor’da kiralık oynadı.
Farklı liglerde, farklı takımlarda forma giydi. Kimi zaman ilk on birde yer buldu, kimi zaman forma mücadelesi verdi. Profesyonel futbolun kolay olmayan yollarından geçti.
Sonra yeniden Kocaelispor’a döndü.
Üstelik yeşil-siyahlı formayla 3. Lig’den Süper Lig’e kadar dört farklı lig seviyesinde görev yaptı.
Bu hikâyenin üzerinde biraz durmak gerekiyor.
Çünkü altyapıdan yetişen bir futbolcunun başka kulübe gitmesi, her zaman kaybedildiği anlamına gelmez.
Bazen genç oyuncunun ihtiyacı olan şey, kendi takımında yedek kulübesinde beklemek değil, başka bir takımda düzenli oynamaktır.
Antrenman futbolcuyu geliştirir ama maç başka bir okuldur.
Tribünün baskısını, skorun sorumluluğunu, rakibin sertliğini ve doksan dakikanın ağırlığını ancak sahada öğrenirsiniz.
Onur’un yolculuğu, genç futbolcular için doğru planlanan kiralık dönemlerin ne kadar önemli olabileceğini gösteriyor.
Şimdi üç futbolcunun hikâyesini yan yana koyalım.
İsmail Yüksek, Bursa’da başlayan yolculuğunu Gölcükspor’da profesyonelliğe taşıdı, ardından Fenerbahçe ve Millî Takım seviyesine ulaştı.
Eymen Çavdar, Kocaeli’nin amatör kulüplerinde yetişti ve Fenerbahçe altyapısına transfer oldu. Önünde henüz uzun bir futbol yolu var.
Onur Öztonga ise Kocaelispor altyapısından yetişti, başka takımlarda tecrübe kazandı ve yeniden kendi kulübünün formasını giydi.
Üç ayrı yol, üç ayrı hikâye…
Ama hepsinin ortak bir tarafı var.
Futbolcu yetiştirmek, bir kulübün kapısından girip aynı kapıdan profesyonel olarak çıkmak kadar basit değil.
Bu işin içinde amatör kulüpler var, antrenörler var, aileler var, gözlemciler var. En önemlisi de yıllarca emek veren çocuklar var.
İşte bu nedenle Kocaeli futbolunu yalnızca Kocaelispor’un altyapısından çıkan oyuncularla değerlendirmek eksik olur.
Gölcükspor’un, Derbentspor’un, Hisareynspor’un, Derince’nin, Gebze’nin ve diğer amatör kulüplerin emeğini de hesaba katmak gerekiyor.
Bu kulüpler yalnızca hafta sonları maç oynayan takımlar değil. Kocaeli futbolunun geleceğini hazırlayan önemli birer okul.
Bir çocuk ilk pasını orada öğreniyor, ilk yenilgisini orada yaşıyor, ilk kez takım arkadaşları için mücadele etmeyi orada kavrıyor.
Sonra büyüyor.
Kimisi Kocaelispor’a geliyor, kimisi başka şehirlerin yolunu tutuyor.
Ancak mesele, bu çocukların nereye gittiğinden daha büyük.
Biz onların nereye kadar gidebildiğini biliyor muyuz?
Başka kulüplere transfer olan gençlerin kaçını takip ediyoruz?
Kaçı profesyonel sözleşme imzalıyor, kaçı düzenli forma giyiyor, kaçı birkaç yıl sonra futbolun dışında kalıyor?
Bu soruların cevaplarını bilmeden, yalnızca bir transfer haberi üzerinden Kocaelispor’u suçlamak da amatör kulüplerin başarısını ölçmek de doğru değil.
Kocaeli’nin futbolcu yetiştirme gücünü anlamak istiyorsak, yıllar boyunca bu şehirden çıkan oyuncuların izini sürmeliyiz.
Çünkü bir futbolcunun hikâyesi transfer imzasıyla bitmez.
Asıl hikâye bazen o imzadan sonra başlar.
Kocaelispor’un da bu büyük futbol havuzuna yalnızca oyuncu alacağı bir kaynak olarak bakmaması gerekiyor.
Amatör kulüplerle daha güçlü ilişkiler kurulmalı. Yetenekli çocukların gelişimi düzenli izlenmeli. Henüz hazır olmayan gençler için başka kulüplerde oynama imkânları değerlendirilmeli.
Ve en önemlisi, bir futbolcu hakkında verilen karar son karar olmamalı.
Bugün beğenmediğiniz bir çocuk, iki yıl sonra karşınıza çok daha iyi bir futbolcu olarak çıkabilir.
Futbolda bazen en büyük hata yanlış oyuncuyu seçmek değil, bir kez seçmediğiniz oyuncuya bir daha bakmamaktır.
Yıllarını futbol sahalarında geçirmiş biri olarak şunu da söylemek isterim:
Bir şehrin futbol zenginliği yalnızca büyük takımının ligdeki sırasıyla ölçülmez.
O şehirde kaç çocuğun futbolla tanıştığı, kaçının iyi eğitim aldığı, kaçının profesyonelliğe ulaştığı ve kaçının yıllar sonra hâlâ futbolun içinde kaldığı da önemlidir.
Kocaeli, futbol kültürü güçlü bir şehir.
Ancak bu gücü doğru değerlendirmek için yalnızca yetenek bulmak yetmez. O yeteneğin gelişeceği yolu da hazırlamak gerekir.
Kendi şehrimizin çocuklarının başka takımlarda başarılı olmasından gurur duymalıyız.
Ama aynı zamanda neden daha fazlasının Kocaelispor formasını giyemediğini de sorgulamalıyız.
Bunlar birbirine karşıt düşünceler değil.
Çünkü Kocaelispor’un başarısıyla Kocaeli futbolunun başarısı birbirinden ayrı düşünülemez.
Şimdi önümüzde başka bir soru var.
Acaba Trabzon, İzmir, Ankara, Bursa, Sakarya ve Samsun kendi çocuklarına nasıl sahip çıkıyor?
Bu şehirlerin kulüpleri genç futbolcuları nasıl yetiştiriyor, nasıl değerlendiriyor ve profesyonel futbola nasıl hazırlıyor?
Kocaeli’de yaşadığımız sorunlar yalnızca bize mi özgü, yoksa Türk futbolunun ortak meselesi mi?
Bir sonraki yazımda bu soruların cevaplarını arayacağım.
Çünkü insan bazen kendi evindeki eksikleri, komşusunun penceresinden bakınca daha iyi görür.
Gelecek yazı: Başka Şehirlerin Çocukları Nasıl Yıldız Oluyor?