BEŞİKTAŞ-KOCAELİSPOR MAÇI GELECEK İÇİN OYUN ÜMİT VERDİ
Futbolda bazı yenilgiler insanı yalnızca üzer; bazılarıysa bir de içini kemirir. “Buradan böyle dönülmemeliydi” dedirtir. Kocaelispor’un Dolmabahçe’den 2–1’lik yenilgiyle ayrıldığı gecenin bende bıraktığı duygu bu. Sonuç tabelada kaldı ama akılda direkten dönen toplar, kaçan fırsatlar ve cevabı aranan kararlar var.
Yine de bu maçı yalnızca hakem üzerinden anlatırsak Kocaelisporlu futbolcuların emeğine eksik bir karşılık vermiş oluruz. Çünkü bu karşılaşmada tartışılacak kararlar kadar konuşulacak bir futbol da vardı. Ben önce oradan başlamak istiyorum.
Beşiktaş’ın 18. dakikada bulduğu gol, savunmanın arkasına yapılan koşuyla ceza sahası önünden gelen desteğin birleşmesiydi. Murillo’nun pasına hareketlenen Cerny, topu Orkun Kökçü’ye çıkardı; Orkun da düzgün bir vuruşla golü buldu. Kocaelispor açısından bu pozisyonun dersi açık: Kanattaki koşuyu takip ederken geriden gelen oyuncuyu unutursanız, rakip size bunun bedelini ödetir. Savunma yalnızca topun bulunduğu yerde yapılmaz.
Fakat asıl önemli olan, golden sonra verilen cevaptı. Sissoho’nun 20. dakikada direkten dönen şutu, ardından Nübel’i aşamadığı fırsat ve 27. dakikada Show’un getirdiği beraberlik… Bu bölümün benim için anlamı, Kocaelispor’un yediği golün altında kalmamasıdır. Büyük deplasmanlarda önce insanın cesareti sınanır. Skor aleyhinize döndüğünde de rakip kaleye gidebiliyorsanız, sahada söyleyecek sözünüz vardır.
Bu karşılaşmanın oyun planı açısından üzerinde durulması gereken yanı, Kocaelispor’un rakip savunmanın arkasında bulduğu fırsatlardı. Agyei’nin hazırladığı pozisyonda Sissoho’nun, ikinci yarının başında da Metehan’ın kaleciyle karşı karşıya kalması, hücumda sonuç verebilecek bir yol bulunduğunu gösterdi. Benim buradan çıkardığım sonuç şu: Kocaelispor’un sorunu yalnızca pozisyona girmek değildi; bulduğu fırsatları değerlendirmek ve savunmada verdiği açıkları azaltmaktı. Selçuk İnan’ın bundan sonraki çalışmasında bu iki başlık birlikte ele alınmalı.
Show’un golünde duran topun devamını takip etmenin karşılığı alındı. Uğur Kaan’ın ortasında Nübel’in uzaklaştıramadığı top, yaşanan karambolün ardından Show’un önüne geldi. Futbol bazen çok sade bir şey ister: Herkes pozisyonun bittiğini düşünürken siz bir adım daha atacaksınız. Kocaelispor o adımı attı ve maça döndü.
Ne var ki beraberliğin sevinci uzun sürmedi. Beşiktaş’ın kullandığı köşe vuruşunda Tayfur Bingöl ile Djalo arasındaki mücadeleye Abdullah Buğra Taşkınsoy penaltı kararı verdi. Vlahovic de 31. dakikada Beşiktaş’ı yeniden öne geçirdi. Sonucu belirleyen gol böyle geldi. Kocaelispor, bulduğu beraberliği yerleştirecek zamanı bulamadan yeniden geriye düştü.
Ancak gecenin hakem tartışması bu penaltıyla sınırlı kalmadı. Asıl büyük itiraz, ikinci yarının hemen başında Kocaelispor ceza sahasından değil, Beşiktaş kalesinin önünden yükseldi.
48. dakikada savunma arkasına atılan topa hareketlenen Metehan Altunbaş’ın vuruşu, Nübel’den sekip üst direğe çarparak dışarı çıktı. Fakat bu pozisyonu yalnızca kaçan bir gol fırsatı diye anlatmak eksik olur. Nübel’in Metehan’ın ayağına müdahalesi, Kocaelispor’un penaltı itirazına yol açtı. Hakem bir süre VAR kontrolünü bekledi; ardından penaltı kararı çıkmadan oyun sürdü.
Kocaeli futbol kamuoyunun üzerinde durduğu mesele tam da bu. Eski hakem Deniz Ateş Bitnel, Nübel’in müdahalesinin penaltı ve kırmızı kartla cezalandırılması gerektiğini söyledi. Bu, bir hakem yorumudur; ancak itirazın yalnızca taraftar duygusundan doğmadığını göstermesi bakımından önemlidir. Skor 2–1 iken verilebilecek bir penaltının, hele buna bir ihraç da eklenecekse, maçın gidişatını değiştirme ihtimali küçümsenemez.
Elbette verilmeyen penaltıyı atılmış gol sayamayız. Ama Kocaelispor’un böyle bir fırsattan mahrum kalıp kalmadığını da konuşmak zorundayız. Benim beklediğim, bu müdahalenin neden ihlal sayılmadığının ve hakemin neden saha kenarında izlemeye çağrılmadığının anlaşılır biçimde açıklanması. Bir takımın kaçırdığı goller, lehine verilmesi gereken bir karar varsa onu önemsizleştirmez. Hakem kararlarını sorgulamakla takımın eksiklerini konuşmak birbirinin alternatifi değildir.
Direkten dönen toplar için insanın diline hemen “şans” geliyor. Elbette futbolun içinde o da var. Fakat bu geceden geriye yalnızca şanssızlık duygusu kalmamalı. Kocaelispor, güçlü bir rakibin sahasında oyunun içinde kalabildiğini gösterdi. Bu, yenilginin üzüntüsünü silmez ama gelecek haftalar için dayanılacak bir temel oluşturur.
Üstelik rakibin teknik direktörü Vincenzo Italiano da maç sonunda ilk yarıyı iyi oynadıklarını, ikinci yarıda ise zorlandıklarını söyledi. Ben bu değerlendirmeyi, Kocaelispor’un ortaya koyduğu direncin rakip kulübesindeki karşılığı olarak okuyorum. Beşiktaş üç puanı aldı ama rahat bir akşam geçirmedi.
Selçuk İnan’ın açıklamalarında ise öfke vardı. Oyuncularının mücadelesini övdü; onların haklarını koruyamadığını düşündüğü için kendilerinden özür dilediğini anlattı. Hakemlerin niyetine kadar uzanan ağır eleştiriler yöneltti. Bunlar teknik direktörün iddialarıdır; ben buradan bir niyet hükmü çıkarmıyorum. Fakat o sözlerin arkasındaki emek ve adalet duygusunu da görmezden gelemem.
Tam burada soğukkanlılığa ihtiyaç var. Kulübün itirazı somut pozisyonlarla güçlenmeli; takımın çalışması da kaçan fırsatlar ve verilen açıklar üzerinden sürmeli. Öfke, bir sonraki maçın hazırlığını yönetmemeli. Çünkü bu futbolun karşılığı yalnızca “İyi mücadele ettik” cümlesi olarak kalırsa, bir süre sonra o cümle de teselli olmaktan çıkar.
Ben bu yenilgiden umutsuzluk çıkarmıyorum. Ama yenilgiyi süsleyip başarı diye sunmayı da doğru bulmuyorum. Kocaelispor puan alabileceği bir maçtan eli boş döndü. Üzüntünün büyüklüğü biraz da bundan; takımın yapabileceklerini gördüğünüzde, kaybedilene daha çok yanıyorsunuz.
Dolmabahçe’de puan kaldı. Kocaelispor’un bu ligde rakiplerine söyleyecek sözü olduğu düşüncesi ise benimle birlikte geri döndü. Şimdi o sözün karşılığını tabelaya da yazdırmak gerekiyor.