Vizeyle Başlayan Rüya: Miami’de Bir Millî Takım Hikâyesi

07 Haziran 2026 07:02
Objektif Kocaeli Gazetesi yazarı Ziya Ulaş, 2026 Dünya Kupası öncesinde A Millî Takım’ın son hazırlık maçını izlemek için çıktığı Miami yolculuğunda yaşadığı vize macerasını, tribünlerdeki coşkuyu ve Venezuela karşısında alınan 2-1’lik galibiyeti kaleme aldı.

Çarşamba günü telefonum çaldı. Arayan Kanada Büyükelçiliği’ydi. 8 Mayıs’ta başvurduğum vizemin onaylandığını belirterek beni Ankara’a davet ettiler. O an yüreğim bir garip çarptı. Çünkü aynı akşam, 2026 Dünya Kupası için Amerika’nın Florida eyaleti Miami’ye uçacağımı belirterek vizeyi alamayacağımı söyledim. Artık umutlarım tükenmişti.

Ama konsolosluk yetkilisi gayet nazik bir dille, “Vizeniz için Kanada’nın Miami Konsolosluğu’na bir mektup yazalım, vizenizi oradan alırsınız” dediler. İnanır mısınız, benim gibi birçok millî takımı takip eden basın mensupları vizelerini Miami’den aldı. Demek ki bu işlerde niyet ve destek çok önemli.

Miami sokaklarında monoray keyfi

Sabah yerel saatle 07.10’da Miami’deydim. Gözlerime inanamadım. O sıcak, o nem, o renkli kalabalık… Ama işim vardı. Metroyla şehir merkezine geldim. Kanada Konsolosluğu’ndaki randevum 13.15’ti. Vakit dolana kadar Miami sokaklarını monorayla turladım. Şu şehrin o enerjisi, o dans eden binaları, palmiyeleri insanı başka dünyalara götürüyor.

Vize saati geldiğinde konsolosluğa gittim. Hiç sıra yoktu. İşlemler birkaç dakika içinde tamamlandı. Pasaportuma basılan o küçük vize etiketi, aslında büyük bir hayalin anahtarıydı.

Stadyuma yürüme mesafesinde bir otel

Vizemi aldıktan sonra asıl hedefime yöneldim. Millî Takım’ın kamp yapacağı ve hazırlık maçı oynayacağı Inter Miami Stadyumu’na yürüme mesafesindeki otelime yerleştim. Yorgunluktan bitap düşmüştüm ama heyecan tüm bedenimi sarmıştı. Ertesi gün, 2026 Dünya Kupası öncesi son hazırlık maçında Venezuela ile karşılaşacak olan A Millî Takım’ın son provasına tanıklık edecektim.

Montella ve Arda Güler basın toplantısında

Maçtan bir gün önce, Teknik Direktör Vincenzo Montella ve yıldız oyuncumuz Arda Güler’in basın toplantısına katıldım. Montella’nın “Kendimize güvenen, cesaretli bir takımız” sözleri yüreklerimize su serpti. Arda ise “Rakip fark etmez, hiçbir takımdan çekincemiz yok” dediğinde, içimden “İşte bizim çocuklarımız işte” diye geçirdim.

Akşam saatlerinde ise Millî Takımı 15 dakika izledim. Herkesin gözü Dünya Kupası’ndaydı.

Maç günü: Tribünde memleket hasreti ve coşku

Maç sabahı erkenden kalktım. Amerikan kahvaltısı bana hiçbir zaman Kocaeli simidini unutturamaz ama ne yapalım, gurbetin tadı böyle işte. Inter Miami Stadyumu’na doğru yürürken uzaktan Türkçe tezahüratlar duymaya başladım. Yüreğim hopladı.

Karşılaşmayı sadece Florida’daki Türkler değil, ABD’nin dört bir yanından gelen vatandaşlarımız tribünden takip etti. Gözüm hemen Jacksonville’de yaşayan Derbentli Şaban Bilgin ailesine takıldı. Şaban abim, eşi, çocukları, hepsi üzerinde ay-yıldızlı formalar, meşaleler yakmış, “Türkiye, Türkiye” diye bağırıyorlardı. Derbent’in o taşlı yollarını, Çoban Mustafa’nın türkülerini hatırladım. Şaban Abiye yanıma gelip sarıldı, “Ziya kardeşim, buraya üç bin mil yol geldik, bu takım bizi mahcup etmez” dedi. Gözleri doldu, benim de gözlerim doldu.

Bir başka gurur kaynağımız ise USA Kocaelispor Derneği Kurucularından Hakan Üreten ve oğlu Kerem’di. Hakan kardeşimde, Washington DC’den yola çıkmış, oğlu Kerem’i de alıp gelmişti. “Kocaeli’nin yeşil-siyahlı sevdasını buraya taşıdık” dedi gülerek. Kerem ise elindeki Kocaelispor atkısını havaya kaldırmış, “Babamla birlikte Millî Takım’a destek olmak çok güzel bir duygu” diyordu. Onları görünce insan ister istemez düşünüyor: Bu toprakların insanı sınır tanımıyor, vatan neredeyse oraya koşuyor.

Onların yanı sıra çok sayıda Türk taraftar, meşaleler ve tezahüratlarla Ay-Yıldızlı ekibimize unutulmaz bir atmosfer yaşattı. Stadyum sanki bir Anadolu köyüne dönmüştü. Halaylar çekildi, marşlar söylendi, gözyaşları döküldü.

Maçın hikâyesi: Geri düştük, yıkılmadık

Gelelim maça… Venezuela karşısında iyi başlamadık. 13. dakikada Mendoza’nın golüyle 1-0 geriye düştük. O an tribünlerde bir sessizlik oldu. Ama takımımız pes etmedi. Montella’nın “cesur takım” dediği bu çocuklar, vites yükseltti.

İlk yarının sonlarına doğru sahneye Arda Güler çıktı. Sağ kanattan kullandığı kornerde topu doğrudan kaleye gönderdi. Direkten dönen meşin yuvarlak Barış Alper Yılmaz’a çarptı ve ağlara gitti. 44. dakikada eşitliği yakalamıştık. Barış Alper’in o gole sevinci yürekleri ısıttı. Ama asıl alkışı Arda hak etti. O çocuk, 19 yaşında Real Madrid’de oynuyor, topa öyle bir asaletle vuruyor ki…

İkinci yarıda 54. dakikada yine Arda sahne aldı. Bu kez ceza sahası dışındaki Yunus Akgün’ü topla buluşturdu. Yunus düşünmeden vurdu, top filelere yapıştı: 1-2. Tribünler adeta yıkıldı. Şaban Amca oğluna sarıldı, Hakan Bey “İşte bu gol” diye bağırdı. Ben de kalemimi fırlattım neredeyse.

Oyuncu değerlendirmesi: Arda tartışmasız yıldız

Arda Güler’i ayrı bir parantez açmak lazım. İki gole de direkt katkı verdi. Topla buluştuğu her an rakibe korku saldı. Sadece 52. dakikada aldığı sarı kart biraz gereksizdi ama o da gençlik heyecanı. Barış Alper Yılmaz ise gole çarpmasının ötesinde, sağ kanatta müthiş bir enerji verdi. Yunus Akgün’ün gol vuruşundaki soğukkanlılık takdire şayan.

Zeki Çelik kaptan olarak sahaya çıktı. Hakan Çalhanoğlu yedekti ama Zeki ağabeylik yaptı, savunmayı organize etti. İkinci yarıda oyuna giren Kerem Aktürkoğlu sakatlıktan yeni çıkmış olmasına rağmen birkaç güzel ara pası verdi. Deniz Gül ilk yarıda yoruldu ama yerine giren Kerem’in de süre alması moral oldu.

Savunmada Ozan Kabak ve Abdülkerim Bardakcı zaman zaman açık verse de Uğurcan Çakır kritik kurtarışlar yaptı. Özellikle son dakikalarda Venezuela’nın beraberlik golüne izin vermediler.

Montella’nın sınavı: Sakatlar dönüyor, takım toparlanıyor

Maç sonrası düşündüm de, Montella’nın en büyük başarısı takıma bir karakter aşılaması. Geriye düşüp yılmayan, korkmayan bir ruh. Ferdi Kadıoğlu ve Kenan Yıldız hâlâ tam hazır değil ama Kerem’in süre alması, Hakan’ın ikinci yarıda forma giymesi umut verici. 13 Haziran’daki Avustralya maçına herkesin yetişeceğini düşünüyorum.

Tarihi not: 93’üncü ülkeye ilk maçta galibiyet

Bir de şu not düşülsün: Türkiye, tarihinde ilk kez Venezuela ile karşılaştı ve ilk maçından galibiyetle ayrıldı. 93’üncü ülke rakibimiz oldu. 651’inci maçımızda 259’uncu zafer. Amerika kıtasındaki 26’ncı maçımız. Güzel istatistikler.

Final: Şimdi gözler Dünya Kupası’nda

Maç bittiğinde tribünlerden yükselen “Türkiye, Türkiye” sesleri hâlâ kulaklarımda. Hakan Üreten ile vedalaştım. “Kocaeli’ye selam söyle” dediler. Kocaeli’ye selam olsun, İzmit’e, Derbent’e, Karamürsel’e, Gebze’ye… Bu galibiyet hepinizin.

Şimdi sırada Dünya Kupası var. 14 Haziran’da Avustralya, ardından Paraguay ve ABD. Bu takım, bu yürek, bu inanç… Vallahi billahi güzel günler yakın. Miami’den notlar devam edecek, siz yeter ki okuyun.

Not defterimden: Monorayla turlarken aklıma Kartepe’nin karları geldi, İzmit Körfezi’nin mavisi geldi. Ama şu da bir gerçek: Yeşil-siyahlı sevda nerede olursa olsun peşimizi bırakmıyor. Haydi Kocaeli, haydi Millî Takım!

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X