Yanlış Yerlerdeki Yalnızlıklarımız Yanlış Yerlerdeki Yalnızlıklarımız

01 Ekim 2026 23:38
Günlük tutma alışkanlığınız var mı? Gerçekten “günlük” olarak yapamıyorum bu işi ama vazgeçemediğim bir alışkanlık yine de... Çok fazla defter, fazlaca Word dosyası bu iş için birikiyor... Yeni yıl biraz daha yaklaştığında ajandalarla olan tutkulu ilişkimden de söz ederim belki ama henüz yılı bitirmemize var, sürprizler de yoldadır mutlaka, erken konuşmak doğru olmaz...
İlkokuldan itibaren, yazı yazmayı öğrendiğimizden beri ne kadar tutkuyla günlük tutmayı öğrenmemize uğraşıyorlar fark ettiniz mi? Bu kuşaklar arasında fark ediyordur belki ama ben 1989’da hayata katılmış biri olarak, her eğitim basamağında, İngilizce ya da Türkçe günlükleri gerekirse ödev olarak dahil ettim hayatıma... Hala merak ediyorum, ödev olarak verilip, sonrasında derste kontrol edilecek bir günlüğe ne yazmamız gerekiyordu? Özellikle o günlüğüm keşke bir yerlerde dursa, “uyandım, markete gittik, bugün pikniğe gittik, Burcu’yu gördüm, kitap okudum, uyudum...” gibi bir şey yazıyor olsa gerek içinde... Kuşkusuz günlük öğretmenimizle paylaşmak isteyeceğimiz bir şey değil... O dönem gerçek günlüğümün yanında yalandan bir günlük tuttuğumu anımsıyorum derste göstermek için... Belki birilerine alışkanlık kazandırmıştır diye düşünerek üzerinde uzun durmayayım... Kendini yazarak ifade etmenin gerçek bir büyüsü var gibi geliyor, bunu elbette meslek seçimiyle de gösteriyorum ve tartışmaya açık değil inançlarım kendi açımdan... Yine de yazmak, daha uzun, daha detaylı bir düşünmek gibi geliyor bana... Belki de bu yüzden yazmadığım şeylerde başarısız oluyorum daima...
 
Günlük, tüm bu serüvenin en özel yeri... Dürüst olmak gerekirse bir öfkeyi dindirmek, bir aşkı unutmak için oyun da yazdım, kalemimi alet edemeyeceğim şey yok fakat yine de kendinle baş başa kalabildiğin, kimsenin görmeyeceğine güvendiğin ve dünyadan göçüp gittiğinde gerçekten güvendiğin birilerine emanet ettiğine emin olmak istediğin bir kişisel külliyat bırakıyorsun galiba... Şahsen çok yakın arkadaşlarımdan ikisi, neyi nerede bulacaklarını ve ne hızla yok edeceklerini biliyorlar beklenmedik bir kaza bela halinde... Gülünç bir emniyet ama yine de gerekli geliyor içten içe... Güven de tazeliyor hem...
 
Günlük meselesine şu yüzden girdim aslında... Kendime bir not bırakmışım geçtiğimiz haftalarda, kısacık bir zaman geçse de ihtiyaç duyduğum bir notmuş bu... Şöyle diyor Sevgi Sevgi’ye: “Çoğul olunacak yerlerde yalnız kalmaya uğraşıp, tekil olman gereken yerlerde çoğaltma kendini. Öyle daha iyi olacak...” Bunu yaşayan, paylaşan birileri vardır belki dedim... Yalnız olmayı ne kadar kutsuyoruz bazen, birine güvenmeyi, yardım istemeyi ne kadar da zayıflık sayıyoruz... Elbette yardım istemek öğrenilen bir şey, muhtaçlık da harika bir öğretmen fakat yine de kendini birine emanet edebilmek müthiş bir konfor değil mi? Bunu sevgiden, güvenden ya da ne bileyim aşktan gözümüz kör olsun diye söylemiyorum tabii... Fakat bazen incinmekten korkmaktan kaçırdığımız ne çok şey olduğunu da görmezden gelemeyiz sanki...
 
Birtakım cüretler ve korkaklıklar el ele tutuşup yönetiyor bizi bazen, uç çoğunlukla iyi bir şey değildir, drama tarihi uçta olanı her gün cezalandırır, bunu iyi biliyorum. Fakat korkunun da ucu olduğu, temkinin fazlasının zararı, daha az görünüyor galiba hırs ve tutkuyla karşılaştırınca... Uysal duyguların uç noktası çok daha az cezalandırılıyor mesaj üreten yapılarda... Yeterince oyun, dizi, film izlersen aşırı olmamayı öğrenirsin mutlaka fakat fazla korkmakla ilgili bir mesaj genelde vermezler... O yine de evladır çünkü...
 
Sanki hayatımız bir “cesaret edemediklerimiz” tarihine dönüşüyor böylece... Ürkek, temkinli, kurallı, pişman ve mutlaka sınırlar içinde debeleniyoruz. Biraz dışına çıkınca mutlaka cezalandırılıyor ve bir ders alıyoruz. Cüret, hayatta en erken kaybettiğimiz şeye dönüşüyor fakat cüret o kadar tehlikeli mi gerçekten? Cüret yıkıcı olmak zorunda mı? Altı dolu bir özgüven, haklı bir cüret, güvenli bir sevgi... Çoğaltılabilir ve hiçbiri imkansız değil...

Aşırılık mutlaka cezasını bulur dramatik evrenlerde, burası kesin. Yalnız korkaklık, fazla çekince de ödüllendirilmez, unutmamak gerek... Yine kendimle konuşurken “hep gülüyorsun ama az gülümsüyorsun sen” demişim, belki gülmekle gülümsemek arasındaki küçük görünen büyük farkları da konuşuruz bir ara...

Kendinizi kaptırmaya korkmadığınız mutluluklar dilerim, ben öğreniyor gibiyim!
Sevgi-ler!

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X