Gitme Biçimleri, Terk Etmenin Yolculuğu
Ibsen’i bilir misiniz? 1800’lerin sonunda, kadın karakterlerine alışmadığımız çıkışlar bahşeden, modern tiyatronun babası kabul edilen, Kuzey’in incisi Henrik Ibsen; özellikle Nora ve Hedda Gabler’le kadın karakterler için yeni bir düşüncenin kapısını açalı çok yıllar oldu... Benim en sevdiğim dizilerden olan Friends, Ibsen’in izin verdiği gidiş yolunu, Rachel için kapatalı çok daha az zaman geçti... Arada neredeyse 100 yıl oynarken, feminizm yükselirken, insan hakları, bireysellik kazanımlar elde ederken, şöyle bir baktığımızda iki karakterin yolculuğu bana şunu düşündürüyor: Drama bu yolculuğa ne kadar eşlik ediyor ya da bu yolculuğun neresinde duruyor?
Erkek karakterlerin yolculuğu, dünya tarihiyle ilgili bir yolculuğu açıkça gösterirken, kadın karakterlerin yolculuğu öncelikle kadınlığın yolculuğunu gösteriyor bence... Dünyayı bir erkekle gezebilirken, yazarlar bize kadın karakterin kendi dünyasını açıyor... Ve bunu genellikle bir erkek yazar yapıyor... Dolayısıyla edebiyatta, tiyatroda kadın karakterle kurduğumuz özdeşliğin yolculuğuna baktığımızda her zaman kırıcı bir yan buluyorum... Sınırı aşmanın korkunç bulunduğu mutlaka anlaşılıyor...
Kısaca Nora’dan söz etmek istiyorum; Nora, eşinin hastalığı sırasında babasından borç almak zorunda kalır, bu borcu ödemek için de geceleri yazıları temize çekerek para kazanmaya başlar. Bu onun çok derinden güçlenmesidir, ekonomik olarak minik de olsa bir güç kazanmak, Nora’nın yaşantısının yeni bir penceresini açar... İyileşmiş ve eski kurallarla dönmüş kocası Torvald, onun gizli borçlarını, gizli çalışma hayatını ahlaksızlık olarak nitelediğinde ve onu affedebileceğini belirttiğinde, Nora bu affı da suçlamayı da kabul etmez ve bir bilinmezliğe doğru kapıyı çekip çıkar... Bu modern tiyatronun devrim niteliğindeki sahnesini konuşurken genelde Nora’nın çıkabilmesinden etkileniriz... Nora’nın nereye çıktığını düşünmemeye eğilimliyizdir... Para kazanmayı öğrenmiş olması içimizi rahatlatır, çocuklarını almak için döneceğini söylemesi yüreğimize sular serper fakat Nora’nın kurtuluş umutlu çıkışının, gerçekçi sonuçlarını pek düşünmeyiz... Öğrendiği kadarının, hayatta kalmasına yetmesini umarız aslında... Aynı şekilde düşünmek istiyorum ben de fakat oyun bitmiş, seyirci gitmiş gibi düşünmeyip, Nora’nın yolunu düşündüğümüzde, yazarın Nora’yı iradesiyle kutlamaktan çok, karanlığa ve billinmezliğe gönderdiğini görmemiz gerekiyor sanki...
Şimdi zamanda büyük bir sıçramaya davet ediyorum sizi... Rachel Green kapıda karşılıyor bizi... Sitcom efsanesi Friends’in gerçek başrolü, kendi düğününden kaçıp, kalıplarından çıkmak istediğini açıkça ifade eden, kendisi için tasarlanan hayatı tüm bilinmezliğe rağmen reddedip, düğününe bile çağırmadığı eski arkadaşı Monica’ya sığınan Rachel Green... Tam da terkten başlıyor bu öykü... Bir anlamda Nora’yı bıraktığımız yerden Rachel’ı alıyoruz durum açısından... Rachel da bebek evini terk ediyor, tıpkı Nora gibi... Tüm öykü, onun kendini var etmesi öyküsü... Para kazanmayı öğrenmesi, özgürlüğünü öğrenmesi, aşkı öğrenmesi, ihaneti öğrenmesi, fedakarlığı, fiziksel bir işin yorgunluğunu öğrenmesi... Friends dizisi; Rachel Green için bir okuldur bir anlamda... Yine de daha önemli olan Rachel’ın bu okuldan başarıyla mezun olamayışı...
Nora, bilinmezliğe, karanlığa, geceye doğru adımını atarken, ondan yıllar sonra Rachel, ışıklı bir Paris’e, yeni bir düzene, gerçek bir kariyere adımını atamaz... Nora, Torvald’ı terk eder, Rachel, Ross’u bir türlü terk edemez... Güçlenen kadın yüz yıl arayla özgürlüğüne aynı yerden tutunamaz... Kuşkusuz coğrafya, zaman, tür... Tümü bu anlatıların durduğu yeri değiştirecek... Tam da bu değişikliği konuşmayı hedefliyorum müstakbel çalışmamla... Aradaki tüm o zaman farkına rağmen, toplumu organize etmeyi hedefleyen drama, mesajını farklı mı kuruyor gerçekten? Yoksa yerinde saymaktan da öte, daha geriye mi götürüyor bizi?
Ben bu konuda biraz uzun düşüneceğim, çalışmaya da başlıyorum... Başlarken bir not düşeyim, sonra bitince tekrar konuşmak için de bir ayraç olsun dedim... Dramatik anlatım araçları bize bir dünyayı boşuna kurmuyor, eskiden de kurmazdı, yine kurmuyor... Bu dünyanın altına biraz daha bakalım diyorum... Ne dersiniz?
Tekrar görüşene dek, Sevgi-ler!
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Kaç Kez Yeniden Başlayabiliriz ve Sıfırlanmak Üzerine Notlar 31 Ekim 2026 Cumartesi
- Beklemeyi Beklerken 24 Ekim 2026 Cumartesi
- Tiyatronun Çöpçüsü, Hatıra İstifçisi 17 Ekim 2026 Cumartesi
- Eşyaların Hafızası ve Bir Yazarlık Egzersizi 10 Ekim 2026 Cumartesi
- Bir İşe Yarar mı? 08 Ekim 2026 Perşembe
- Yanlış Yerlerdeki Yalnızlıklarımız 01 Ekim 2026 Perşembe
- Dramatik İhtimaller, Aşklar, Yanılgılar 20 Eylül 2026 Pazar
- Elveda ve Bütün O Seyir Zevki İçin Teşekkürler... 09 Eylül 2026 Çarşamba
- Biraz Soruna İhtiyacımız Var ya da Yazarın Alet Çantası 19 Ağustos 2026 Çarşamba
- Bir Yol Bulmak ya da Bir Yol Açmak... 11 Temmuz 2026 Cumartesi