Snape'e Bir Kimlik Daha Gerekir Mi?: Temsil Krizinde Ötekinin Sömürüsü
Temsil, bu anlamda da bir krize dönüştü... İnandırıcılık meselesini yine masaya koyma zamanı geldi... Tüm travmalar, trajik olaylar tek bir kişinin başına geldiğinde, ötekiliği bir yarışa, maratona dönüştürüp bol bol etiketle süslendiğinde bir karakter, ne yazık ki trajik kimliğini yitirip gülünç oluyor... Snape, zaten “dışarıda”, Snape, ten renginden ötürü değil ama “half-blood” olduğu için, safkan olmadığı için zaten öteki... Snape’in anlatısı, zaten bir kimlik mücadelesi... Snape’e bir kimlik mücadelesi daha eklemek gerçekten gerekiyor mu?
Doktora tezimin konusu 2000 Sonrası Yerli Oyun Yazarlarında İleti ve Kimlik’ti... Elbette bu konu, bol bol çağdaş oyun yazarımızı okumamı gerektirdi, ki zaten tam da çağdaşlarımı doya doya okumak için bir fırsat yaratmaktı bu konuyu seçmemin sebebi... Metinlerin ortak noktası, kuşkusuz önceki kuşağa göre çok daha yüksek bir bireysel farkındalık, kişi hak ve özgürlüklerine karşı duyarlılık, cinsiyetlerarası eşitliğin altını kalın kalın çizen mesajlar üretmeleriydi... Harika metinler okudum bu esnada, ki bir ara da onlardan söz etmek isterim size... Bence Türk Tiyatrosunda kimlikle ilgili sorunların aşıldığı konuşulacaksa bir gün, bu yazarların adı o tarihte ışıl ışıl parlıyor olacak... Fakat elbette her zaman madalyonun bir de öteki yüzü var... “Öteki” satmaya başladı, “öteki” bir ambalaja dönüştü, daha “öteki”yi kim yazacak yarışı başladı... “Öteki”, “öteki”ni savunanlar tarafından sömürülmeye başladı... İş böyle olunca acıların toplamı, acının kendisini öldürüyor.
Burada biraz yazarlık konuşmak gerekiyor... Daha önce de biraz değinmiştik, yazar derdini yazar... Başkasının derdini, doğrusunu isterseniz biraz zor yazar... Bir öteki anıtına çevirdiği karaktere, beş çeşit farklılık, aykırılık eklediğinde, bu beş çeşidin beşiyle de dert ortaklığı yaptığına inanmakta zorlanıyorum doğrusu... Bir temsilci, bir savunucu olarak çıktığı yolda, isteyerek ya da istemeyerek sömüren tarafa geçiyor bazı yazarlar... Kötü niyetle değil belki... Fakat bilmediğini anlatmaya çalışıyor, yanlış anlatıyor haliyle... Ben size bugün markete giderken yaşadıklarımı anlatsam ve siz onu bir başkasına aktarmaya kalkışsanız, o diğerine... Biliyorsunuz ki, zincire 2-3 kişi daha eklense, bana dönen hikaye bambaşka olacaktır... Bu zaten hikaye anlatmanın temelidir ve hiç kötü bir şey değildir. Malzeme için kötü değildir, işlemektir... Fakat hassasiyetin böyle çekilmesi, zedelenmesi altını oyar, bomboş bırakır...
Öyle olsun, eksik olmasın, yapmadı demesinler diye eklenen sözde hassasiyetlerin sonucunu konuşuyoruz aslında... Bu dertlerin sahipleri, bu dertleri böyle anlatmazlar... Aynı Yağmur Altında’da da konuştuğumuz buydu, Arka Sokaklar’daki Güllü hikayesinde de... Dramatik bir evrende, her zaman herkese yer var... Dramatik bir evren, son derece demokratik bir evrendir... Yönetim öyle olmayabilir, sonuçlar öyle olmayabilir ancak kurduğunuz evrende, istediğiniz herkese yer var mutlaka... Sınır yok, sınır sizsiniz... Yalnız, belki de güçlü göstermek istediğinizi, üstüne fazla titreyerek zayıf gösteriyor olabilirsiniz... Bunu herhalde en iyi anneler bilir, çocuğu biraz bırakmak, düşmesine izin vermek, yolunu bulması için alan açmak, iyi kötü arkadaşlar edinmesini izlemek ve sonrasında gerektiğinde gözyaşlarını silmek, yarasını sarmak gerekir... Dramatik anlatılarda, kayırmak iyi değildir...
Temsil edilmeyecek mi derseniz, elbette edilecek. En ön sıradayım bu görüşte, tiyatroda da, sinemada da, dizilerde, reklamlarda da... Aklımıza gelecek tüm iletişim araçlarında, tüm kimlikler temsil edilecek... Dramayı zedelemeden edilecek ama... Nerede okuduğumu anımsamıyorum ama yazarlara öğüt bol verilir, merakınız varsa bilirsiniz... Hatırladığım kadarıyla aktaracağım, şöyle bir şey okumuştum: Bir kişi seç ve onun için yaz, pencereyi açıp tüm dünyayla aşk yaşamaya çalışırsan, üşütüp hasta olursun... Sanırım anlatılar tüm dünyayla aşk yaşamaya çalışan bir evreye geçti ve bu şimdilik sadece beni ve benim gibi düşünenleri hasta ediyor...
Görmezden gelmeyi, yok gibi davranmayı ne kadar korkunç ve yanlış buluyorsam, olmaması gereken yere adeta “sıkıştırmayı” da o kadar yanlış buluyorum... Bir sorunun çözülmesi için sahip olunan o güç, abartılınca gülünç olmaya başlıyor, aslında söylemek istediğim bu... Bazen galiba fazla hassasiyet de iyi değil...
Elbette bu çağın önemli bir meselesi bu, kimlikler, temsil, birey dünya tarihinde galiba ilk kez bu kadar sahnede... Az, çok derken elbette kararı bulunacak... Şimdilik kararında demek zor... Böyle yollar her zaman zor, uzun ve keşif dolu tabii... Neyse, bir ara çağdaş oyun yazarlarımızı da konuşur muyuz? Ben konuşalım diyorum... Tekrar görüşene dek;
Sevgi-ler!
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Kaç Kez Yeniden Başlayabiliriz ve Sıfırlanmak Üzerine Notlar 31 Ekim 2026 Cumartesi
- Beklemeyi Beklerken 24 Ekim 2026 Cumartesi
- Tiyatronun Çöpçüsü, Hatıra İstifçisi 17 Ekim 2026 Cumartesi
- Eşyaların Hafızası ve Bir Yazarlık Egzersizi 10 Ekim 2026 Cumartesi
- Bir İşe Yarar mı? 08 Ekim 2026 Perşembe
- Yanlış Yerlerdeki Yalnızlıklarımız 01 Ekim 2026 Perşembe
- Dramatik İhtimaller, Aşklar, Yanılgılar 20 Eylül 2026 Pazar
- Elveda ve Bütün O Seyir Zevki İçin Teşekkürler... 09 Eylül 2026 Çarşamba
- Biraz Soruna İhtiyacımız Var ya da Yazarın Alet Çantası 19 Ağustos 2026 Çarşamba
- Bir Yol Bulmak ya da Bir Yol Açmak... 11 Temmuz 2026 Cumartesi