Hayatın Geçiciliğine Dair Bir Şiir: Six Feet Under

07 Nisan 2026 00:12
Bahar neşesiyle selamlar!Bir şeyin “en”ini seçmek çok zor değil mi? Bahar’ı neşeli kucaklayayım, şöyle en sevdiğimi konuşalım dedim aslında ama ne zor cidden... Zar zor seçtiğimin de Bahar’la pek ilgisi yok galiba... Ama (bence) gerçekten dünyanın en iyi dizisini konuşalım mı bugün?

CNBC-e’de tanışmıştım kendisiyle ama tamamen izlemem, ne olduğunu idrak etmem üniversite yıllarına dayanıyor, sonrasında da kaç kez izledim bilmiyorum... Six Feet Under, galiba sadece en sevdiğim dizi değil, izlediğim en iyi şeylerden biri... İzlemeyen varsa biraz söz edeyim istedim aslında... Galiba yıllar ilerledikçe, bu dizinin bilinme oranında ciddi bir düşüş yaşanıyor... Fisher Ailesinin, cenaze levazımatçılığı mesleğini ve normal bir aile olmak performansını gösterdikleri evlerine konuk olacağız... Nate, evin kopuk uçurtması, serseri abisi... Babasının beklenmedik ve son derece ani ölümüyle eve dönmek zorunda kalır ve hikaye başlar... Oldukça tuhaf bir aile Fisherlar... Zaten evin bir kısmında düzenli olarak cenaze töreni düzenlenirken, çocukların ilk arabası tabut taşımaya uygun bir araba olurken ve iletişim bir lükse dönüşmüşken normal olmaları pek mümkün değil...

Hayatın döngüsü, her aile için kaçınılmaz ama Fisherlar, fazla içli dışlı bu hikayenin sonuyla... Teselli etmek, tören düzenlemek ve daha bir sürü işlem onların işi... Üstelik rekabet çetin... Kapitalist dünya, hüngür hüngür ağlayana daha afili bir tabut önermelerini emrediyor en basitinden... Duygularla ilişkileri tabii ki bizimki gibi değil... Sık görmekten gelen bir kanıksama tüm ailenin içine işlemiş... Biraz da o yüzden, ilk bölüm babalarını kaybetmeleriyle başlıyor zaten... Nathaniel Fisher, bazı sırlar, sürdürülmesi gereken bir iş, kendisi olmadan var olmayı bilmeyen bir eş bırakıyor geride, dolayısıyla hiçbir şey eskisi gibi olmayacak...

Her bölüm farklı bir tören düzenleniyor, her bölüm, birinin hayatının son anına tanık olmamızla başlıyor... Six Feet Under’ı etkileyici kılan şeylerden biri de bu... Kaçınılmaz bir sonu, daima, hatırlatıyor... Fakat bu çok depresif geliyorsa, izlemeyenler için iliştireyim hemen, dizinin tamamında muazzam bir kara mizah tonu var... Karanlığı kanıksamış bir ailenin, son derece tuhaf şaka anlayışı her zaman eşlik ediyor bize...

Bir büyüme hikayesi Six Feet Under, halihazırda büyük olanlar bile büyüyor, keşfediyor, sınırlarını öğreniyor... Her dramatik anlatıda dönüşüm yaşanır elbette, karakterler başladıkları gibi bitirmezler hikayeyi... Ben Six Feet Under’ın bu işte biraz daha iyi olduğunu düşünüyorum sanırım... Nathaniel Fisher yani ailenin babası, sadece babası değil çünkü... Görünen ya da görünmeyen bir şekilde, aileyi baskılayan bir el... Sadece kendisi çok baskıcı olduğu için de değil üstelik, toplumsal olarak rolü bu olduğu için... Onun gidişi derin bir üzüntünün yanında, büyük bir rahatlama getiriyor... Kimliklerini, ne istediklerini, kim olduklarını bu süreçte öğreniyor geride kalanlar... Herkesin çekindiği, kimsenin gitmek istemediği bir evin daimi sakinleri olarak, toplum içinde de kendilerine yer bulmakta çok başarılı değiller... Herkesinki birbirinden farklı olsa da, tümünün defosu çok büyük...

Hayatı sorgulayan anlatılara bayılmam doğrusu... Üzerine düşünmeyi sevmiyorum, biraz korkuyorum sanırım... Sonunu düşünmek, düşünmek zorunda kalmak kendimi bildim bileli endişe veriyor bana... Bu sorgulamaların arasında kalmak edebiyatta da, tiyatroda da, sinema ve televizyonda da çok tercih etmediğim bir şey oluyor... Ama tabii çok popüler bir konu, bundan kaçmak imkansız... Ancak yine de adeta bir karakter gibi Ölüm’ün oynadığı bir dizi de ancak güçlü referanslarla izleyebileceğim bir şeydi... Çok güçlü bir mesajı var, harika bir akışı var, kusursuza yakın bir olay örgüsü var bu dizinin... Ama tüm bunlardan çok daha güçlü bir duygusu var bana kalırsa... Üzüntüyü, hayal kırıklığını, sevgiyi, aşkı, kıskançlığı... Neyse tek tek saymayayım, aklınıza gelebilecek tüm duyguları, hayatında “katılacağın” o son etkinlikte tekrar sorgulamaya açan bir yanı var...

Elbette çok güçlü oyuncuları izleme fırsatı bulduğumuzu atlamayalım, gerçekten inanılmaz bir kadroya eşlik ediyoruz bu diziyi izlerken... Şiir derken inanın biraz bile abartmıyorum... Şiir demişken, final sahnesinin gücünü, Sia’nın harika şarkısı Breathe Me eşliğinde bir film şeridi gibi geçen hayatı, her şeye rağmen umutlu bitmeyi başarmasını da elbette övmeliyiz!

Hayatın geçiciliğine dair mükemmel bir anlatı izlemek isteyen olur belki diye anmak istedim, gerçekten izlemek isteyen olursa diye de spoiler vermemeye çalıştım... Galiba yakın zamanda tekrar ziyaret edeceğim ben de o evi... Hayatın geçiciliğini şu an neden dert edindiğimi de, eğer anlatmayı başarabilirsem önümüzdeki yazıya saklıyorum... Klasik motivasyon cümleleri gibi bir şey söylemek istemiyorum aslında ama galiba bazı klişelerin, klişe olma sebebi doğru olmaları... Hayat oldukça kısa ve anlamı arayıp bulmak, kendimizle barışmak, el sıkışmak için çok uzun zamanımız yok...

Tekrar görüşene dek,
Sevgi-ler!

YORUMLAR
  • Toplam 1 yorum
Pınar Sayın 09:47 - 09 Nisan 2026

Derslerden sonra dersin devam ettiği güzel yazılarınız. Iyi ki ❤️

2 Beğenmedim

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X