Uyarlamada Sadakat: Metne mi, Ruha mı?
Uyarlamalarla ne zaman tanışmıştım diye düşündüğümde ucunu bulamıyorum doğrusu... İlk izlediğim serbest uyarlama Aslan Kral’mış, yaşıtlarım için sinemada izlenen ilk film olma özelliği taşıyan bir anıdır kendisi... Fakat Aslan Kral’ın Hamlet’le kurduğu ilişkiyi anlayabilmem için çok büyümem gerekti... O yüzden onu karıştırmayalım... Benim gerçek bir uyarlamayla tanışmam, hem kitabı okuduğum, hem koşarak sinemaya gittiğim bir öyküyle karşılaşmam Harry Potter’la oldu... Sanıyorum ilkokul 4’e gidiyordum. Hugo, tekrar yayınlanmaya başlamıştı ve Tolga Abi, Yapı Kredi Yayınlarından, biz çocuklar için harika bir kitap çıktığını söylüyordu... Tolga Abi, benim kuşağım için önemli bir figür, Tolga Gariboğlu bir şey söylediğinde, bu dikkate değer bir şeydir... Okumayı da seven bir mini insan olarak, çekiştirerek Harry Potter almaya götürdüm annemi ya da babamı... “Nahoş” kelimesiyle de bu romanda tanışmıştım fakat bunun konumuzla alakası yok, yine de sonrasında şiirlerine hayran olacağım Ülkü Tamer’in çevirisini okuma fırsatı bulmuş olmak, elinin değdiği kelimelerle tanışmak başlı başına bir şans o yaş için...
Harry Potter’ı yutarak, uyumayarak, elimden bırakmayarak okuduğumu hatırlıyorum. Sonra Belsa Plaza’da filmi izlediğimi hatırlıyorum... Antikahramanlara bayılırım. Romanı okurken ne kadar Harry Potter’ın takımındaysam, o gün Belsa’da Malfoylar da azıcık kazansın istediğimi hatırlıyorum... Kaybedeni gözümle görünce, mücadeleye bakışım değişti biraz galiba... Harry Potter’ı o yüzden önemserim ben... Benim çoğunlukla çizgi filmlerle, pür iyi ve pür kötülerle dolu dünyama, sebepli kötüler, kötü huyları olan iyiler karıştıran seridir...
Uyarlama, benim yazar olarak çok korktuğum bir alan... Herkesi memnun etmenin imkansız olduğu bir cephe... Romana sadık kalırsın, çok sadık derler; uyandırdığı bir hissi sahneye dönüştürmek istersin, ne alakası var, öyle bir şey yok ki romanda derler... Bilemiyorum, ömrümde herkesi memnun eden bir uyarlama hiç görmedim ya da aklıma gelmiyor... Yine de tutkuyla uyarlama yapılıyor dünyada ve Türkiye’de... İyi örnekler, kötü örnekler ve asla pes etmeyen bir sistem...
Ben ılımlıyım, tam olarak hayal ettiğim gibi olmayacağını biliyor ve bununla barışarak başlıyorum izlemeye... Sanki burada seçilmesi gereken bu... Sanat alımlayıcıya aitse eğer, sen ve ben başka başka alımlayıcılarsak, sen ve ben aynı eserden, aynı duyguyu, hatta bazen aynı mesajı bile almayacaksak... Bir uyarlama karşısında da hep beraber mutlu olamayız... Fakat zaten bir romandan da tüm insanlık olarak memnun olmuyoruz...
Romanı görmeyi beklemeden fakat hala bir sadakat beklentisiyle yaklaşıyorum ben... Farazi bir örnekle gidelim, basitçe ilerleyelim, benim romanımın mesajı “hırsızlık kötüdür” ise, uyarlama için ele alan kişiler tarafından “bazen de hırsızlık yapılabilir” olarak değiştirildiyse buradaki sorun küçük değil. Bu durumda ben romanımı istismar eden bu arkadaşlara, “gitseydin de kendine göre mesajı olan bir şey bulsaydın, mesajını aktarabileceğin bir öykü yazsaydın” demeliyim öyle değil mi? Yalnız ikimiz de hırsızlık kötüdür diyorsak, bazen yol değişebilir, yolculuk anlatım aracına göre değişebilir, kullandığım araç araziye uygun hale gelebilir...
Demek istediğim şu ki; uyarlamada sadakat, her zaman iyi sonuç demek değildir... Uyarlamada sadakat, mesaja, dünyaya, söyleme sadakattir... Tüm romanı, ayaklandırıp görsel bir hale getirmek, romana daha büyük haksızlık olabilir... Sanat, edebiyat söz söylemek, bir iletişim kurmak için var... Aynı sözü söylerken, en etkili yolu seçmek en iyi, en doğru yol değil mi? Bence öyle...
Önümüzdeki günlerde hem Ahkâm Masası’na bir video, hem de köşemize en az bir yazıyla konuk edeceğiz Masumiyet Müzesi’ni... Henüz okumaya başlamadan, beklentilerim oluşmamışken, hem romana hem de diziye eşit mesafedeyken söyleyeyim istedim bunları... Sonra konu derinleşecek, ben biraz anlayışlı kalacağım belki... Ama çok şey gördüm, şunu söylemeden geçmek istemedim; onların doğum yeri aynı sadece, kendi karakterleri var, birbirlerine fiziksel olarak benzeseler de huyları tam tutmayabilir... Kardeşlerinizle aynı kişi olmadığınızı unutmadan, kaynak eserin uyarlamayla aynı kişi olmadığını atlamadan bakmak, izlemek gerek belki de...
Neyse, ben uzatmayayım, gidip diziyi izleyeyim, romanı okuyayım, sonra da bu konuda uzun uzun yazıp konuşayım... Eşlik ederseniz pek sevinirim!
Tekrar görüşene kadar,
Sevgi-ler!
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Kaç Kez Yeniden Başlayabiliriz ve Sıfırlanmak Üzerine Notlar 31 Ekim 2026 Cumartesi
- Beklemeyi Beklerken 24 Ekim 2026 Cumartesi
- Tiyatronun Çöpçüsü, Hatıra İstifçisi 17 Ekim 2026 Cumartesi
- Eşyaların Hafızası ve Bir Yazarlık Egzersizi 10 Ekim 2026 Cumartesi
- Bir İşe Yarar mı? 08 Ekim 2026 Perşembe
- Yanlış Yerlerdeki Yalnızlıklarımız 01 Ekim 2026 Perşembe
- Dramatik İhtimaller, Aşklar, Yanılgılar 20 Eylül 2026 Pazar
- Elveda ve Bütün O Seyir Zevki İçin Teşekkürler... 09 Eylül 2026 Çarşamba
- Biraz Soruna İhtiyacımız Var ya da Yazarın Alet Çantası 19 Ağustos 2026 Çarşamba
- Bir Yol Bulmak ya da Bir Yol Açmak... 11 Temmuz 2026 Cumartesi