Anneler İçin Bir Kabus: Kevin Hakkında Konuşmalıyız
Normalde tercihim olacak olanın dışında önce film, sonra roman girdi hayatıma... Bu sıralamadan mı bilmiyorum ama filmi kitaptan daha çok sevdiğim nadir örneklerden biri oldu... Elbette bunda Ezra Miller ve Tilda Swinton’ın muhteşem performanslarının, Lynne Ramsay’nin ürperten gözünün katkısı çok büyük...
Anneliğe hazırlananlara tavsiye ederken iki-üç kez düşünmek gereken bir roman ve film bu... Açtığı tartışmalar keskin, konuyu kısaca aktarıp öyle devam edelim... Eva, anneliği planlamadığı bir noktada, hayatının eğlenceyi önceleyen, sorumluluktan kaçan bir zamanında hamile kalır ve kendisinden çok eşinin arzusuyla bebeği doğurmaya karar verir. Kevin, doğduğu andan itibaren, Eva’yla sanki bir savaş içindedir. Eva varken ağlamakta, hiç susmamakta, babası gelince dünyanın en tatlı bebeğine dönüşmektedir. Dünya Eva ve Kevin arasında bir savaş meydanına dönüşür... Kevin, öyle rahatsızlık verir ki Eva’ya; bir hiltiyi dinlemek, Kevin’ın ağlamasını dinlemekten daha huzurludur Eva için... Kevin’ın ilgisiz büyüdüğünü düşünmeyin yalnız, Eva bakım vermekte, tüm ihtiyaçlarını kendini zorlayarak da olsa sevgiyle karşılamaya çalışmaktadır... Fakat Kevin bilir, Eva bilir, hatta kocası Frank de bilir, onların ilişkisinde yapay olan bir şeyler vardır...
Kevin büyüdükçe, meydan okumaları da büyüyecektir... Kız kardeşinin gelişi ise meseleyi bambaşka bir boyuta taşır. Kevin’ın beklenmedik gelişinin aksine bu hamilelik ve bebek istenen, beklenen, hazır olunan bir durumdur. Üstelik bir anlamda, Eva’nın, kötü bir anne olmadığını, Kevin’ın kötü bir çocuk olduğunu kendisine ispatlama “fırsatı”dır. Eva ve Kevin arasında, bitmeyen bir kavga fakat aynı zamanda tutkulu bir rekabet vardır. Kevin, her şeyi Eva için, Eva’yı rahatsız etmek için, onun dikkatini çekmek için yapar aslında...
Görünürde belki de bazı evlerden daha normal bile görünebilecek olan bu ev, Kevin’ın dehşet verici planının olgunlaşmasıyla hayat boyu unutulamayacak bir trajedinin sahnesi olur... Kevin, Eva’yla kendisini, bu dünyada yapayalnız bırakmanın bir yolunu bulmuştur...
O kadar dehşet verici bir öykü ki bu... Her ne kadar sıradan bir sonuç doğurmasa da, sevgisizliğin neye yol açabileceğiyle ilgili bir fikir veriyor... Her sevgisizlik bir Kevin yaratmaz belki ancak sevgisizliğin yıkıcılığı kuşkusuz... Suç geliyor, suç hazırlanıyor, suç evde talim yapıyor...
Yazıya başladığımda, film ülke gündemimizle bu kadar ilgili değildi... Tamamlanana kadar ne yazık ki böyle bir gündemle sarsıldık... Sıraya girip yasaklanacak şeyler listesi paylaşılmaya başlandı hemen, pedagogları dinlemek gerekir, benim uzmanlık alanım değil... Fakat kötüyü görmenin, kötüyü eylemek için gerekçe olduğuna inanmıyorum... Görmekten çok daha kompleks bir yapı bu şiddeti doğuran... Sansürle, sakınmayla ve saklamayla bir yere kadar yol alınabilir. Yol, her zaman bilince çıkıyor... Bir insan, suç diye değil, ceza var diye de değil... İnsanı tutan bu olmamalı... İnsan, kendini zarar vermekle motive etmemeli... Sorununu böyle çözebileceğini sanmamalı. Sorununu çözmeye niyetlenmeli, bu konuda yardım istemeye çekinmemeli. Sorununu böylesine sarmalayıp peşinden gitmemeli. Sorunun sorun olduğunu bilmeli kısaca... Anlatılar, bunca yıkımı yaratır mı... Bundan gerçekten kuşkuluyum ancak sorumsuz bir anlatı, anlatmayı atladığı bedelle, yücelttiği şiddetle, kutsadığı zararla potansiyeli öyle hızlı açığa çıkarabilir ki...
Yazarlara, meslektaşlara tutuyorum ben burada projeksiyonu, ilk sorumluluk bizde, ilk taş bizim elimizde... O taşı niye ve nereye attığımıza iyice bakmak gerek... Kötüler hiç olmasın demek ne kadar yanlışsa, kötülükte sakınca yok demek de o kadar yanlış çünkü... Anlatı okul mu? Değil. Ders mi verecek? Mecbur değil. Ancak doğruyu önerecek, yanlışı pişman edecek, bunun başka yolu yok. Ders vererek değil, parmağını sallayarak değil ama dizi de, film de ne söylediğini bilmeli, ağızlarından çıkanı kulakları duymalı... Suçu göstermekte, yazmakta özgürüz ancak suçu, suçlunun yanına bırakmamak gerek kurduğumuz o evrende...
Tekrar görüşene dek, sevgi-ler!
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Kaç Kez Yeniden Başlayabiliriz ve Sıfırlanmak Üzerine Notlar 31 Ekim 2026 Cumartesi
- Beklemeyi Beklerken 24 Ekim 2026 Cumartesi
- Tiyatronun Çöpçüsü, Hatıra İstifçisi 17 Ekim 2026 Cumartesi
- Eşyaların Hafızası ve Bir Yazarlık Egzersizi 10 Ekim 2026 Cumartesi
- Bir İşe Yarar mı? 08 Ekim 2026 Perşembe
- Yanlış Yerlerdeki Yalnızlıklarımız 01 Ekim 2026 Perşembe
- Dramatik İhtimaller, Aşklar, Yanılgılar 20 Eylül 2026 Pazar
- Elveda ve Bütün O Seyir Zevki İçin Teşekkürler... 09 Eylül 2026 Çarşamba
- Biraz Soruna İhtiyacımız Var ya da Yazarın Alet Çantası 19 Ağustos 2026 Çarşamba
- Bir Yol Bulmak ya da Bir Yol Açmak... 11 Temmuz 2026 Cumartesi