Eşyaların Hafızası ve Bir Yazarlık Egzersizi Eşyaların Hafızası ve Bir Yazarlık Egzersizi

10 Ekim 2026 18:28
Bugün başlarken bir yazarlık egzersizinden söz etmek istedim, umarım ilgisini çeken birilerine ulaşır... Sema Göktaş Hocamın verdiği, en sevdiğim ödevlerden biri bu... Umarım meslek sırlarımızı açık etmiyorumdur tam şu anda...
Çocukluğundan itibaren sana eşlik etmiş bir nesne gözünden kendini anlatmak diyebiliriz kabaca... Bir biblo olabilir, bir boya kalemidir belki, benim için bir bardak galiba... Zaten bardaklarla ilişkim hep çok incelenesi olmuştur... Mutfağım yangından sonra tekrar yapılacağında, bardaklarıma özel birkaç dolap rica etmiştim... Mutfağımın yanışını başka bir zaman konuşuruz belki... Bardaklarıma gerekli ilgiyi gösterememekten korkuyorum bazen...
 
Neyse, konumuz nesneler... Benimki bardak diye sizinki de öyle olacak değil mutlaka... Kalemler var bir de, hayat boyu anlayamadığım o standart tükenmez kalemlerle yetinebilmek oldu... Kaç kalemim vardır sayamam sanırım, gözümden sakındığım en az 30 tane vardır... Derste imza alırken başında beklediğim kalemlerim... E tabii kalemlerin boynu bükük kalacak değil, bir de fena sayılmayacak bir defter koleksiyonundan söz etmek mümkün. Sayfasına hayran olduğum, dokusuna ya da rengine vurulduğum... Zamanını bekleyen, henüz içine yazılmayı hak edecek bir şey yaşanmadığı için bomboş bekleyen defterler... Tüm bu anlattıklarım umarım en azından bir kişi için anlamlıdır, yapayalnız olmam beni pek anormal kılar bu noktada...
 
Yaşım ilerledikçe, evim nesnelerin hakimiyetinde bir müzeye dönüşüyor galiba... Bu bana tuhaf geliyor ve söz konusu etmek istedim çünkü babaannemi kaybettiğimizde bir ev dolusu ıvır zıvırla baş başa kalmıştık ve rahmetli babamın onları bir türlü ayıklayamayışına galiba biraz şaşırmıştık... Bilmeyene değersiz görünen, bilen için pek kıymetli nesneler bütünü... Bir insanın hayat boyu biriktirdikleri... Deseninden dolayı saklanan kırık bardak, toruna çeyiz diye yaptırılıp elde kalmış örtüler, kim bilir hangi anının eşlikçisi bir broşür parçası, yenisi 5 kez alınmış bir şeyin kullanma kılavuzu... Gerçekten garip bir seri... Aslında bunların neden saklandığını anlamaya başlıyorum sanırım, o yüzden yazıyorum bu yazıyı da... Eşyalar, oldukları haliyle kıymetli değiller aslında... Bazen öyleler ama çoğunlukla eşlik ettikleri zamanı çağrıştırdıkları için kıymetliler... Evimde iki koltuk var, kimse oturmuyor ve dünyanın en rahatsız koltukları... Birinin ayağı bile kırık hatta.... Onu neden atmadığım da soruldu birkaç kez... O koltuk, henüz sağlamken, ömrünün son günlerini yaşarken, doktora yeterlilik sınavım için üzerinde saatlerce kitap okuduğum koltuk çünkü... Diğerini de renkleri için tuttuğumu sanıyorlar çoğunlukla fakat o koltukta da yüksek lisans tezimi yazmıştım... Onlarsız kendimi hayal edemediğimden evin bir köşesinde mutlaka varlıklarını sürdürecekler... Bilemiyorum gözümün önünden gitmelerini ister miyim bir gün ama bana nedense ben taşınacak olsam, benden önce yeni eve gidecekler gibi geliyor...
 
Bunu açıkladığım bir arkadaşım, eşyaya bu kadar vefası olan insana neler yapmaz demişti, bilemiyorum bu bir övgü cümlesi galiba, övgü kabul etmeye meraklı değilim, kendime vurmayı daha çok severim... Yalnız bir eşikten geçerken elimi tutmuş olan her neyse artık onunla kopmaz bir bağım var gibi hissediyorum...

Yazarlık egzersizine dönelim tam şimdi, evdeki, odadaki bir nesne gözünden kendini anlatmak... Yalın bir şekilde sana şahit olmuş, maruz kalmış, belki sinirine, belki neşene eşlik etmiş bir nesneyi anlatıcı kılmak... Bunun en kıymetli yanlarından biri, kuşkusuz nesnelerin yanında kendimizi gizlemeyişimiz, pür halimizi tanımaları, neşemizi de öfkemizi de yakından bilmeleri... Bir de o nesneye yeni bir yerden bakabilmek meselesi... İki yönden de çok kıymetli bir yazarlık egzersizi bu... Biraz çocukça bir oyun gibi duyuluyor olabilir, kabul de ederim ama kendin dahil herhangi bir insanın yargılarından sıyrılıp anlatmak kendini başka bir farkındalığın da kapısını aralıyor kuşkusuz...
 
Demek istediğim mala değer vermek değil elbette... Anlamı olan bir şeylerin peşine düşebilmek... Koleksiyonu olan insanlara çok özendiğimi, bir koleksiyon edinmek için uğraştığımı anımsıyorum... Peçete koleksiyonları, para koleksiyonları son zamanlarını sürüyordu ben çocukken... Tasolar, sporcu kartları falan da koleksiyona dönüşebilirdi ama tam olmadı o iş... Neyi biriktireceğimi bulamamış, sabır gösterememiş, birçok denememi başarısızlıkla sonlandırmıştım çocukken... Bugün galiba minik bir koleksiyonum var... Geyikli eşyalar koleksiyonu diyebiliriz. Onların gözünden kendimi yazsam pek keyifli bir egzersiz olurdu sanırım... Benim bulduklarımın dışında, Ankara yolunda bir mola yerinden Ceren’in getirdiği altın yaldızlı geyiği de anmak gerekir burada, bir koleksiyon düzmek türlü şakaları getiriyor yanında, tabii benim için, Klimt’in The Kiss tablosunu geyiklerle yorumladığı harika eserini de es geçmemek gerek... Almira’nın yanlış hatırlamıyorsam bir reklamdan getirdiği boynuzlu tacım, dolma kalemimin üzerindeki geyik kafası silüeti, dövmelerim, Slovakya’dan gelirken boynuzlarıyla 7-8 kez vedalaşmış geyiğim, babamı kaybedince Hazal’ın “lazım” diye yolladığı geyikli fotoğraf çerçevesi ve niceleri. Bir şeyi sevmeye başlayınca, sevdikleriniz de onu görmeye başlıyor galiba... Toplamanın en tatlı yanı, birilerinin seni somut olarak gördüğünü fark etmek oluyor...
 
Benim için bir şeyler toplayan herkese teşekkürler elbette... Koleksiyon geniş, tek tek anmak mümkün olmadı... Fakat aslolan, bir “şeyi” bile sevebilmek gibi geliyor bazen bana... Kuşkusuz tümü kaynağında duran insanlar yüzünden kıymetli, elbette geyiklerim olmadığında zora düşmem, yalnız biri için değerli olduğu için saçma sapan bir şeye kıymet verebilmek sevginin en öz hali sanırım...
 
Bir nesnenin gözünden kendinizi düşünsenize, farklı olacak söz veriyorum. Yazmak için bir egzersiz evet ama düşünmek için de fena bir yol sayılmaz... Oradan bir yerden  bakmak hikayeyi kolaylaştırıyor gibi geliyor bana çünkü...
 
Sevdiğiniz her şeyle keyifli bir gün dilerim...
Sevgil-ler!

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X