Çağın En Popüler Sporu: Dijital Zorbalık
Özellikle gençler için çok endişe verici bulduğum bir şey oldu her zaman dijital ortamda, anonimliğe sığınıp yapılan zorbalıklar... Kuşağım; internet yaygınlaşmadan önce biraz büyümüştü, internette yapılacak şeyler çok kısıtlıyken kimliğini az da olsa inşa etti, başka türlü tehlikelerle kuşatılmıştık belki fakat bu kısmı görece rahat atlattık gibi... Bugün için aynı şeyi söylemek zor... Yakından gözlemleme fırsatı (!) bulduğum ve boyutunun uzaktan gördüğümden çok daha endişe verici olduğunu fark ettiğim bir şeyden söz edelim istedim bugün...
İnsanın paylaşma, anlaşma ihtiyacından sanat, iletişim ve bunların teknolojisi doğuyor hep değil mi? Yani tiyatro, tiyatro olmadan önce, ateş başında anlatılan, canlandırılan bir av hikayesiydi... İletişim aracıydı, bir sohbet fırsatıydı... En içindeki çekirdeğe baktığımızda, her sanat dalı için bir iletişim kaygısını görüyoruz. Elbette teknolojinin de bu konudaki katkısını yadsımıyoruz. İcatların da önemli bir kısmı iletişim kurmak için, hatta sağlık da iletişimimizi uzun tutmak için değil mi biraz? Sevdiklerimiz, sevmediklerimiz, katıldıklarımız ve katılmadıklarımızla geniş bir iletişim ağının içerisindeyiz... İletişimin hızlanması, kitle iletişim araçlarıyla kurulan tek taraflı iletişimin özellikle yorum yoluyla tek taraflı olmaktan çıkışı aslında iletişimin niteliğini artırması gereken bir şeydi... Ancak gün sonunda mesele, karşınızda olsa iki lafı bir araya getiremeyecek, hoş karşınızda değilken de pek getiremeyen kimselerin, kimseyi ilgilendirmeyen fikirlerini birtakım anahtar kelimelerle ifade etmeye çalışma çabasına dönüştü. Biraz mağarada gibiyiz sanki... Anahtar kelimeleri toparlayıp, bize ne anlattığını anlamaya çalışıyoruz...
Kitle iletişim araçları ve ulaştığı kitle günbegün artarken, elbette ilgilendiğimiz ve ilgilenmediğimiz pek çok şey karşımıza çıkıyor... Kişisel beğenilerimizin ancak kişisel beğenilerimiz söz konusu olduğunda ve sadece biz ve çevremiz için bir anlamı olduğunu unutuyoruz galiba... İlginç buluyorum, bana ne diyor mesela... Bakıyorum, ben izlemiş/okumuş sevmişim... Seni ilgilendirmiyorsa, galiba orada olmamalısın değil mi? Normali bu... Fakat öyle değil... Hayatta söz hakkı kısıtlı olanlar, beğenmedikleri bir şeyler arıyorlar galiba anonim kimlikleriyle... Küfür edebiliyor mesela, bir önceki yazımın altında gördüm... Halbuki kendisini ilgilendirmeyen bir şeyle etkileşim kurmak zorunda değildi... Fakat garip ki, içindeki nefret, sadece kendisini rahatsız etmesin, birilerini de üzsün istiyor...
Fikirlerimiz önemli tabii ki fakat kimi zaman daha önemli olan onları nasıl ifade ettiğimiz... Nitelikli bir sohbet, bir eleştiri kuşkusuz kişiye katkısı olan bir şeye dönüşecektir... Mesela yazarlık derslerini, nitelikli eleştiri üzerine kurgularız... Şahsi olmayan eleştirilerle, işi konuşuruz. Fakat ismi bile olmayan biri gelip sana küfür edebiliyor, yüzünü görme şansın bulunmayan bir başkası (belki de aynısı) çirkin olduğunu söyleyebiliyor... Bu esnada güzelliğini de sergilemekte değilsin üstelik... Hoş olsa bile gerek yok da... Bağlamdan da uzak, onu demek istedim...
Hadsizlik giderek büyüyor, mutsuzluk da öyle... Elbette birçok şeyle ilgili bu toplumsal, kültürel çöküş... Kimsenin rehabilitesini de üstlenecek değiliz... Diyorum ya, ben isimsiz/yüzsüz/ne idiği belirsiz ve saldırgan bir yorumu ciddiye almayabilirim, gözümün önünden çekerim fakat internet hayatımızın bir gerçeği... Bu atmosfer, kendini koruyamayacak, çirkin olduğunu düşünecek ya da çirkin olmamayı hayatının merkezine koyabilecek birçok insanı zorbalama fırsatı yaratıyor bu zavallılara... Çocukları korumak harika ama mesela üretimden de mi uzak tutacağız onları? Kameradan uzak tuttuk diyelim, nasıl bu sürünün içine bırakacağız düzgün yetişmiş çocuklarımızı?
Zorbalık, internetin her daim yükselen değeri... Eleştirinin de sesini kısıyor üstelik... İnsan bunu dikkate almamaya, görmezden gelmeye öylesine alışıyor ki, belki değerli bir eleştiri/öneri bu gürültünün içinde kayboluyor... Bir kişiye yaptığı zorbalık, bir anlayışa yayılıyor böylece... Yorum okumayı çok severdim bir izleyici olduğum zamanlarda... Doğru düzgün yorumların içinde görünce o saldırgan yorumu, yazık ne mutsuz, deli midir der geçerdim... Kendine doğrultulduğunda, o kadar rahat geçilmiyor elbette... Zor da geçilmiyor kuşkusuz, uyku uyuyamıyor değilsin... Sadece şunu düşünüyorum istemsiz; bir insanın nasıl bu kadar çok boş vakti olabilir ve nasıl kendisini, isminin bile bilinmediği bir ortamda, birini rahatsız/mutsuz/huzursuz hissettirmeye çalışmakla tanımlar...
Gogol’ün Tiyatrodan Çıkış diye bir oyunu var, Müfettiş’in çok gerisinde kaldığı için oldukça az bilinir, minicik bir oyundur... Aynı oyundan çıkmış bir sürü insanın gelip geçtiği bir tiyatronun kapısında geçer. Biri bayılmıştır, biri nefret etmiştir, biri orasını düzeltmek ister, diğeri şurasını... Fakat oyun bitmiştir, üretim gerçekleşmiştir, temsil yapılmıştır. Geriye sadece dedikodu ve kuru gürültü kalmıştır. Bir de oradan bir şeyler alanlar, kazananlar...
İçinde bulunduğumuz çağ, haddinden fazla seçenek arasında ne yapacağımızı şaşırdığımız bir çağ... Benim benimsediğim yol şu; makyaj videolarıyla ilgilenmiyorum ve beni ilgilendirmiyorlar. Makyaj videosunun altına gidip “ne boş beleş insanlarsınız, kırk ton makyaj yapsan çirkinsin, git aç bir kitap oku rezil kadın” falan yazmıyorum, böyle düşünmüyorum da zaten... Çünkü beni ilgilendirmiyor. Ben izlemiyorum fakat onu izlemekten keyif alan insanlar tanıyorum... Demek ki o video benim için çekilmemiş değil mi?
Kitle iletişiminin alıp yürümesi, her şeyin şahsi olarak senin- benim için yapıldığı anlamına gelmiyor. Birçok beğeni, birçok ilgi alanı var değil mi dünyada? Ben ahşap işçiliğiyle ilgilenmiyor, ahşap işçiliğiyle ilgili bir videonun da altına “bize ne, çirkin adam, yok ol, kaybol” yazmıyorum. Tavsiye ederim. Hem gerek yok, hem değersiz, hem de biraz üzücü bence...
Neyse, dijital zorbalığı kenarından köşesinden yaşayınca, biraz dertleşmek istedim... Belki çok daha fazla zorbalığa maruz kalanlar için bir destek olur... Filtre kalmadı bu çağda... Yazarlık dersinde şöyle yapardım, güzel veya kötü demek yasak, kötü olanın ne olduğunu tespit et, ona yardım et. Onu üzmeye çalışmıyorsun ya da mutlu etmeye, onu geliştirmeye çalışıyorsun. İşleyeni de aksayanı da söyle... Eğer, sözünün bir değeri olmasını istiyorsan, öfkeyle, nefretle, kinle ifade etmemelisin... Sürekli bağıran birini kimse dinlemek istemez, saldırganın da fikirleri pek değerli olmaz...
Tekrar görüşene dek, vaktinizi güzel ve pozitif şeylerle değerlendirenlerden olduğunuzu umarım... Henüz sonunu görmedim ancak belli ki hayat bu kadar faydasız olmak için çok kısa... Her gün pamuk arasına sıkışmış bir fasulyeyi sulamak, şu kuru gürültüden çok daha anlamlı... Biliyorum ki böyle şeyleri ciddiye almamak, yok gibi davranmak gerekiyor... Biliyorum ki, zaten tam olarak amaçsız varlıkları için bir anlam arıyor, biri onları duysun, ciddiye alsın diye çırpınıyorlar... Sadece bir kereliğine görmezden gelmeyeyim dedim... Sorun ne bilmiyorum, yeterince sevilmemek mi, kendini fazla önemsemek mi, komik olduğunu düşünmek mi, birinin üzerinde tahakküm kurunca varlığını anlamlı hissetmek mi? Gerçekten bilmiyorum. Fakat sevgili zorbalar; eminim yapacak daha iyi işler bulabilirsiniz... İnsanları kendine zarar verecek hale getirip, sonra günah çıkaranlar da, her saniye zorbaladıkları çocuk hayatını trajik bir şekilde kaybedince ne yaptığını anlayanlar da sizdiniz.
Ben sizi tanıyorum. Çok gördüm. Mutsuz olduğunuzu da anlıyorum... Yalnız başkasını da mutsuz ederek, sen mutlu olamazsın... Hoşuna gidecek, seni mutlu edecek bir şeyler bulmalısın... Konuyu böylece kapatıyorum... Ortak bir sorun, çağı ele geçirmiş bir garabet olduğu için söz konusu etmek ve maalesef bunun normalleştirilecek tarafı olmadığın, bunun normal olmadığını, var olma mücadelesi veren aklı başında gençlere, biraz geçkin bir hanım olarak hatırlatmak istedim...
İlginizi çekeni, hoşunuza gideni, kendi arzu ettiğinizi paylaşmakta özgürsünüz çünkü internet tam olarak bu iletişim ihtiyacının ürünü... Özgür olmadığınız şey; zorbalık ve nefret... Bir de kanka koca internette gördüğün her şey senin için yapılıyor olabilir mi? Kimsin sen, dünyanın patronu mu, dünya internet müdürü mü? Bizim neden senin ilgilenmediğin şeylerle ilgili bir şeyler okumak izlemek gibi bir hakkımız olmasın ki? Tekrar görüşene dek zorbalara git bir iş, hobi bir şey bul diyor, zorbalığa uğrayanlara sıkıca sarılıyorum!
Sevgi-ler!
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Kaç Kez Yeniden Başlayabiliriz ve Sıfırlanmak Üzerine Notlar 31 Ekim 2026 Cumartesi
- Beklemeyi Beklerken 24 Ekim 2026 Cumartesi
- Tiyatronun Çöpçüsü, Hatıra İstifçisi 17 Ekim 2026 Cumartesi
- Eşyaların Hafızası ve Bir Yazarlık Egzersizi 10 Ekim 2026 Cumartesi
- Bir İşe Yarar mı? 08 Ekim 2026 Perşembe
- Yanlış Yerlerdeki Yalnızlıklarımız 01 Ekim 2026 Perşembe
- Dramatik İhtimaller, Aşklar, Yanılgılar 20 Eylül 2026 Pazar
- Elveda ve Bütün O Seyir Zevki İçin Teşekkürler... 09 Eylül 2026 Çarşamba
- Biraz Soruna İhtiyacımız Var ya da Yazarın Alet Çantası 19 Ağustos 2026 Çarşamba
- Bir Yol Bulmak ya da Bir Yol Açmak... 11 Temmuz 2026 Cumartesi