CHP’NİN GENEL MÜDÜRÜ KEMAL KILIÇDAROĞLU CHP’NİN GENEL MÜDÜRÜ KEMAL KILIÇDAROĞLU

03 Temmuz 2026 14:37
Bürokratik hayatımdan örnek vererek bugünkü yazıma başlamak istiyorum. 1978 yılında ilk yöneticiliğime atandığım Ankara YSE Müdürlüğü görevinde bir yandan önceki yönetiminin verdiği hasar tespitini yaparken diğer yandan da hizmetlere devam ettik. 

Siyasetin tam içinden geldiğim için taviz vermeden hasar tespitini yapıp kuruma fazla hasar vermeden idealist arkadaşımlar ile beraber çalışma düzenini oluşturmuş, hiç ara vermeden çalışmaya başlamıştık.

Son görev yerim olan İSU Genel Müdürlüğü’ne atandığım zaman ise ilk görev yerinde yaptığım gibi yaparak, kurumun çalışmalarını durdurmadan hasar tespiti yapmış, yaptığımız hasar tespitini basına ve kamuoyuna açıklamadan görevimize devam etmiştim.

Bazı partililerin ve özellikle muhalefete mensup siyasilerin telkinlerine rağmen yaptığımız hasar tespitini kamuoyuna açıklamamıştım. Ancak verilen hasarlar nedeni ile kamuyu zarara uğratanlar hakkında da gerek ilk görevimde gerek ise son görevimde hukuk önünde gerekli işlemleri yaptım.

Bunları şunun için anlattım. Cumhuriyetin kuruluş felsefesini ve Atatürk ilke ve inkılaplarını özümlemiş, CHP kültürü ile yetişmiş hiç kimse eylem ve işlemleri ile CHP’ye ve devlete zarar vermez. Bu hiçbir zaman kamu aleyhine yapılan eylem ve işlemlere göz yummak anlamına da gelmez.

Yargının baskısı ile CHP’den AK Partiye geçen belediyelerde yerel yönetimlerde bürokratik görev değişiklikleri olmadan, bir önceki belediye başkanı ile ilgili hasar tespitleri her gün televizyonlarda çarşaf, çarşaf yayınlanmaktadır. Dikkat ettiyseniz bunları yapanlarda devşirme CHP’liler olduğunu geçmişlerine baktığımızda görmekteyiz.

AK Parti yargıyı sadece belediyelerde yönetim değişikliği ve transferler için kullanmamış, CHP’nin yönetimin değişiminde de kullanmış, bunun sonucunda halef selef olan iki genel başkandan biri olan Kemal Kılıçdaroğlu kendisini CHP’nin Genel Müdürlüğü’ne getiren AK Parti yargısını mahcup etmemek için elinden geleni fazlası ile yaparak, genel müdürlük yaptığı yılları aratırcasına, kendinden sonra seçimle gelen Özgür Özel yönetimi hakkında her türlü karalamayı yapmaktadır.

Kemal Kılıçdaroğlu bunlarla da yetinmeyip AK Parti’nin yönetimindeki bir genel müdürlüğe atanmış bir genel müdür gibi kendinden önceki yönetimin partiye vermediği hasarları vermiş gibi her gün basına demeçler vermekte, yalanı ortaya çıkınca da haberi yokmuş gibi kendine göre uyanıklığa yatmaktadır.

Bununla da yetinmeyip gelir gelmez ülke genelinde parti çalışmalarını durdurmuş, önceki yönetimle çalışmış kişilerin işine son vermiş, AK Sarayın bir genel müdürü gibi il müdürlerine görevden alırcasına, il ve ilçe başkanlarını görevden almakta, hatta büyük bir kısmını yetkisiz bir şekilde partiden ihraç etmektedir.

Bu durum o kadar açığa çıkmıştır ki, AK Saray’ın danışmanları CHP’deki bu mutlak butlan sürecinin kontrollerinde olduğunu, hatta daha da ileri giderek süreci kendilerinin yönettiğini açıkça söyleyebilmektedirler.  

Şimdi arınma uydurması ile CHP’nin başına getirilen Kemal Kılıçdaroğlu’nun arkasından giden CHP’lilerin bir defa daha düşünmelerini istiyorum. Kemal Kılıçdaroğlu ve yandaşları gerçekten CHP’li olsalardı kendinden önceki yönetimi kötüleyerek bir gün daha CHP’nin yönetim koltuklarına oturmak adına partiye bu kadar zarar verir miydiler? Üstelik yaptıkları suçlamaların da büyük bir bölümü iftiraya dayandırır mıydılar? AK Saraydan bir danışman CHP’nin başına getirilseydi, bu kadar zarar verebilir miydi? Mutlak butlandan sonra CHP’nin oylarının yüzde 5’llerin altına düştüğünün farkında değil midirler?  

İyi niyetle de olsa CHP bölünmesini engellemek için kendini butlancıların MYK’sına atan, ancak bugüne kadara MYK’da alınan kararların hiçbirine muhalefet şerhi bile koyamayan, ağabeylik söylemleri ile ortalıkta dolaşan, örgütlerde görev almak için gazetelere demeçler veren, sosyal medyada paylaşımlar yapan, geldikleri ve gelecekleri koltuklarda AK Sarayın elemanları tarafından dolaylı olarak kullanılacaklarını bilmelidirler.

Şunu da bilmelidirler ki, yüzde 99 ile yüzde 1’lik bir ayrışma asla bir bölünme değildir. Eğer bu noktadan sonra bunu da anlamıyorsalar, diyecek tek şey sizde ihanetin içindesiniz.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X