Çirkinlerin Tarihi: Masalları Hep Kazananlar mı Yazar?: THE UGLY STEPSISTER
Disney’in sterilize ettiği o toz pembe Külkedisi dünyasında parlayan cam ayakkabı, saf ve güzel Cinderella’nın ayağına olurken; üvey kız kardeşler hem ruhları hem de yüzleriyle daha baştan mahkûm edilmiştir. Ancak 2025 çıkışlı Norveç-Polonya-İsveç-Danimarka ortak yapımı "The Ugly Stepsister", bu steril illüzyonu kökünden sarsıyor. Kısa filmlerinde kadın bedeni, güzellik obsesyonu ve toplumsal yabancılaşmayı grotesk bir dille işleyen yönetmen Emilie Blichfeldt, ilk uzun metrajında masalın yönünü ötekinin perspektifine çeviriyor. Blichfeldt, Grimm Kardeşler’in o kanlı ve çiğ köklerine sadık kalarak, klasik masalın yapısını söküyor ve karşımıza modern dünyanın güzellik faşizmini tokat gibi çarpan, Lars von Trier karanlığı ile Amélie masalsılığının evlendiği rahatsız edici bir başyapıt çıkarıyor.
Film, en radikal yapısöküm hamlesini daha hikâyenin kurulum aşamasında, Külkedisi’nin babası üzerinden yapıyor. Klasik masallarda vicdan azabı çekmemiz için tamamen iyilik timsali olarak çizilen o "idealist" baba figürü gidiyor; yerine borç batağında yüzen, parasızlıktan ölen babasını aylarca gömemeyen trajik bir realite geliyor. Babanın zengin bir kadınla evlenme sebebi masalsı bir aşk ya da çocuklarına anne bulma arzusu değil; tamamen ekonomik bir çaresizlik ve borçları kapatma derdi olarak kurgulanıyor. Bu hamle, anlatının merkezini mağdur ve masum Külkedisi’nden alıp, tarihin kenara ittiği çirkin üvey kız kardeş Elvira’ya kaydırarak anlatıyı sınıfsal ve gerçekçi bir zemine oturtuyor. Geleneksel anlatılarda sadece ana karakterin mutluluğuna hizmet eden birer engel veya karikatür olarak çizilen üvey kız kardeş, bu finansal çürümenin ortasında etten kemikten, arzuları ve yaraları olan trajedi karşıtı bir özneye dönüşüyor.
Yönetmen, seyirciye şu can alıcı soruyu soruyor: “Bizim kötü olarak bildiğimiz karakter, gerçekten kötü müydü; yoksa hikayeyi anlatan (kazanan) taraf onu öyle göstermeyi mi seçti?” Film, masalın o toz pembe illüzyonunu dağıtırken, sarayların, baloların ve hatta çekirdek ailelerin aslında ne kadar dışlayıcı, aristokratik ve şekilci yapılar olduğunu gözler önüne seriyor. İyiliğin ve kötülüğün bu denli grileşmesi, klasik masalların yüzyıllardır dayattığı siyah-beyaz ahlak anlayışını kökünden sarsıyor.
Filmin en güçlü ve günümüz dünyasıyla doğrudan dirsek teması kuran bağlamı ise kuşkusuz güzellik standartları ve toplumsal baskı. Film boyunca üvey kız kardeşin maruz kaldığı dışlanma, sadece o hayali krallığın değil, modern dünyanın da aynası niteliğinde. Özellikle dans dersi sahnesi, bu estetik faşizminin çiğliğini yüzümüze çarpıyor. Elvira, yeteneğiyle baş dansçı olmak istediğinde, dans hocasının onu sadece ve sadece çirkin olduğu için en arkaya fırlatması ve ardından kurduğu o ikiyüzlü, acımasız cümle: "Yazık, boşa harcanmış bir yetenek." Bu an, filmin manifestosu gibi. Sistem sana açıkça şunu söylüyor: Ne kadar yetenekli, ne kadar tutkulu olursan ol; eğer vitrinin egemen estetik normlara uymuyorsa, sen arkada kalmaya ve yok sayılmaya mahkûmsun.
Masaldaki o meşhur ayağı ayakkabıya sığdırmak için parmaklarını/topuğunu kesme metaforu da tam olarak bu dans sahnesindeki dışlanmışlıkla besleniyor; filmde modern kadının estetik algılara, sıfır beden dayatmalarına ve toplumsal kabul görme arzusuna kurban edilişinin sert bir eleştirisine dönüşüyor. Karakterin yaşadığı yabancılaşma ve üzerindeki kusursuz olma baskısı, günümüz siber zorbalık ve beden olumlama (body positivity) tartışmalarına göz kırpıyor. Film, kadının toplumdaki değerinin sadece görsel bir meta veya prens tarafından seçilmeye değer bir nesne indirgenmesini açıkça eleştiriyor. Elvira'nın çirkinliği, onun bir kusuru değil; aslında sisteme uyum sağlamayı reddeden ya da sistemin dışına itilen her bireyin ortak yarası haline geliyor.
"The Ugly Stepsister", izleyiciye alışık olduğu o sahte "sonsuza dek mutlu yaşadılar" tesellisini vermiyor. Aksine, aynayı kırıyor ve bize o kırıklardan sızan gerçek, kusurlu ama çok daha insani bir hikaye sunuyor. Klasik masalların çocuksu saflığının altındaki patriyarkal, ekonomik ve şekilci alt metinleri başarıyla deşifre eden film, sinemada taze bir nefes.
Son tahlilde film, parlayan cam ayakkabıya ve o parıltılı sahnelere layık görülmeyenlerin, sırf görünüşü yüzünden yeteneğine yazık edilenlerin, o ayakkabının kalıbına girmek için ruhunu ve bedenini hırpalamak zorunda kalan tüm çirkinlerin hak iadesi niteliğinde.
- Toplam 1 yorum
Hayat 15:35 - 20 Temmuz 2026
İyi ki yazmışsınız bu filmi yeni duydum izlicem
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Ve Ateş Bizi Tüketiyor 30 Ekim 2026 Cuma
- HAFIZASINI YİTİREN BİR TOPLUMUN GÜNLÜĞÜ 22 Ekim 2026 Perşembe
- Gerçeğin Dinlenmeye Doymaz Rahatlığı 12 Ekim 2026 Pazartesi
- Post-Truth Çağında Linçin Konforu 03 Eylül 2026 Perşembe
- ACILAR MASAL OLSUN 29 Ağustos 2026 Cumartesi
- TANRI ARTIK SAÇLARIMI OKŞAMIYOR 25 Temmuz 2026 Cumartesi
- Abim, Ben ve William Shakespeare 19 Mart 2026 Perşembe
- 8 Mart: Çiçek Değil, Hafıza Günü 08 Mart 2026 Pazar
- HAFIZANIN KIYISINDA 02 Mart 2026 Pazartesi
- ANLAŞILMANIN İNCE YAĞMURU 25 Şubat 2026 Çarşamba