Yaşanmış Kadın Hikayeleri Bazı insanlar dünyaya şanslı gelir…
Kadın olmak zaten ağırdır bu dünyada…
Ama yoksul bir evde, sevgisiz bir babanın gölgesinde büyüyen bir kız çocuğu olmak; insanın omzuna daha çocuk yaşta taş bağlar.
İşte Hanife öyle bir kızdı.
Atölyemin olduğu yıllardı. Sabahları dükkânın kepengini açarken demirin soğuk sesi sokakta yankılanırdı. İçeride dikiş makinelerinin ritmik sesi, kadınların yorgun ama dirençli nefesi birbirine karışırdı. Kumaş tozu havada ince bir sis gibi dolaşır, çay ocağından yükselen buhar yoksulluğun içine küçücük bir sıcaklık bırakırdı.
Her gün kapıdan bir kadın girerdi: “İş var mı abla?”
Çünkü kadınlar en çok da hayatta kalmak için çalışırdı.
Bir gün kapının önünde Hanife belirdi.
Üzerinde rengi solmuş ince bir hırka vardı. Kolları o kadar zayıftı ki kumaş boşlukta sallanıyordu sanki. Yüzü bembeyazdı; yalnızca soğuktan değil, yaşadıklarından beyazlamış bir yüz… Gözlerinin altında mor halkalar vardı. Ama en çok gözleri konuşuyordu.
İnsan bazen birinin gözlerine bakınca anlar… O çocuk çok ağlamıştır dersiniz.
Sessizce, “Makine biliyorum… Elemana ihtiyacınız var mı?” dedi.
Sesi bile çekiniyordu sanki.
“Gel bakalım,” dedim.
Makinenin başına geçti. Ellerini kumaşa koyarken titriyordu. Bir insanın korkusu bazen hareketlerinden anlaşılır. Yanına yaklaştığımda omuzları kasılıyor, biri bağıracakmış gibi irkiliyordu. Sevgi görmeyen çocuklar böyledir… Merhamete bile korkarak yaklaşırlar.
Bir sabah aniden yere yığıldı.
Makinenin demir sesi sustu. Kadınlar telaşla etrafına koştu. Yüzüne su çarptık. Gözlerini açtığında dudakları kupkuruydu.
Sonra öğrendik…
Günlerdir doğru düzgün yemek yememişti.
Bir annenin evladını aç yatırması kolay değildir. Ama bazen kadınlar çaresizliğin içinde ezilir. Şiddetin olduğu evlerde önce umut ölür. Sonra sesler kısılır. Sonra kadın susar… En sonunda çocuklar aç büyür.
İçim dayanmadı.
Yanımda çalışan başka bir kadını evine gönderdim. Döndüğünde yüzü bembeyazdı.
“Ev bomboş,” dedi. “Yerde doğru düzgün halı bile yok. Çocuklar betonun üstünde oturuyor. Ev buz gibi…”
O an boğazıma bir düğüm oturdu.
Bir ev düşünün… Tenceresi kaynamıyor. Duvarları nem kokuyor. Çocukların ayağı üşüyor. Ama bir adam, elindeki parayı içkiye veriyor.
İşte kadınların en büyük savaşı bazen tam da burada başlıyor: Hayatta kalmaya çalışırken bile korunamamak…
Araştırdıkça öğrendim. Hanife’nin babası sürekli içiyor, eve para getirmiyor, annesini ve çocuklarını dövüyordu. Hanife’nin kazandığı üç kuruşa bile el koyuyordu.
Dayanamadım, adamı aradım.
“Kızınız çalışıyor ama şiddet görüyor. Neden bunu yapıyorsunuz?” dedim.
Önce bağırdı. Sonra tehdit etti. En sonunda da para istedi.
O an şunu çok ağır hissettim: Kadınların en büyük çaresizliği bazen devlet kapısından önce kendi evinin kapısında başlıyor.
Koştum… Kadın derneklerine gittim. Sosyal Hizmetler Müdürlüğü’ne başvurdum. Valiliğe şikâyet ettim.
Ama o yıllarda kadın olmak bugünkünden daha da yalnızdı. Her yerde aynı cümleyi duyuyordum:
“Annenin şikâyetçi olması gerekiyor.”
Ama Hanife’nin annesi korkuyordu.
Çünkü bazı kadınlar yıllarca şiddet görünce korkuyu kader sanıyor. Sesini çıkarırsa daha kötü şeyler olacağını düşünüyor. Kendi canından vazgeçiyor ama çocuklarının başına bir şey gelir diye susuyor.
Kadınların suskunluğu çoğu zaman güçsüzlük değil, hayatta kalma çabasıdır.
Hanife en çok eve gitmekten korkuyordu.
Mesai bitince kapının önünde oyalanıyordu. Herkes çıkınca bile çantasını toplamıyor, sessizce oturuyordu. Çünkü bizim atölyede duyduğu şey yalnızca makine sesi değildi…
Orada huzur vardı.
Bir sofraya birlikte oturmak… Korkmadan konuşmak… Bağırılmadan yaşamak… Bazı insanlar için sıradan olan şeyler, Hanife için hayaldi.
Bazen bizde kalmak istiyordu. Çünkü insan, şiddetin olduğu eve değil; kendini insan gibi hissettiği yere ait hisseder.
Ama zaman geçti…
Hanife değişmeye başladı.
Bir sevgilisi vardı. Sevgiye aç büyüyen kız çocukları, kendilerine biraz yakın davranan ilk kişiye bütün kalbiyle tutunur bazen. Çünkü korunmayı aşk sanarlar.
İşe geç geliyor, aklı başka yerlere gidiyordu. Gözlerinde artık başka bir dalgınlık vardı.
Bir gün atölyede büyük bir kavga çıktı. Öfkeden makineyi tekmeliyordu. O an içimde hem kırgınlık hem çaresizlik vardı.
Şalteri indirdim.
Ve işine son verdim.
Kolay mıydı? Değildi.
Çünkü bazen bir kadını kurtarmaya çalışırken kendi yüreğiniz parçalanır.
Sonra öğrendim… Hamile kalmıştı.
İçimde fırtına koptu.
Çünkü biliyordum… Bir kadın sevgisizlikten büyürse, yanlış sevgilere sığınabiliyor.
Bir süre sonra çocuğu aldırdığını öğrendim. Ayrılmıştı da…
Defalarca geri gelip işe girmek istedi. Gözlerinde pişmanlık vardı. Ama kabul etmedim.
Çünkü hayat bazı dersleri insanın kalbine acıyla yazıyor.
Aradan yıllar geçti…
Ama Hanife’nin o solgun yüzü, korkarak konuşması, eve gitmemek için kapının önünde oyalanışı hâlâ aklımdan çıkmadı.
Ben bu hayatta çok kadın gördüm…
Sessizce dayak yiyen, Aç kalan, Kendi kazandığı paraya bile dokunamayan, Korkudan konuşamayan kadınlar…
Ve şunu öğrendim: Bir kadının yarasını bazen sadece başka bir kadın anlayabiliyor.
Belki ben Hanife’nin hayatını tamamen değiştiremedim. Belki onu kurtaramadım da…
Ama hikâyesini unutmadım.
Çünkü bazı kadınlar yaşadıklarıyla kaybolup gidiyor. Kimse onların açlığını, Korkusunu, Sessiz çığlığını bilmiyor.
Ben artık gerçek kadın hikâyeleri yazan bir kadın olarak biliyorum ki; Her yaranın ardında duyulmayan bir hayat var.
Ve ben, sesi çıkmayan kadınların sesi olmaya devam edeceğim.
Çünkü bir kadın anlatırsa yalnızca hikâye yazmış olmaz… Başka bir kadının karanlıkta kalan hayatına da ışık yakar
- Toplam 4 yorum
Cevahir Emir 09:50 - 20 Mayıs 2026
Off off
Rabia 03:55 - 20 Mayıs 2026
Tebrik ediyorum Kadriye hanım.Çok iyi ifade etmişsiniz kadınların çaresizliğini....
Rabia 01:10 - 20 Mayıs 2026
Duyguları derinlere ve iliklerime kadar hissettim gözlerimde yaşla okudum ,iyiki sensin kadriye yıldız Akcan sen harika bir kadın ve ışıksın iyiki varsın sen her kadına emek ve sevgi güç verensin
Nurcan ilter 00:13 - 20 Mayıs 2026
Çok güzel anlamışsınız daha kadın olmadan anne olmadan hayatın yükünü acımasızca yükletildiği hayatları...Ve yine ilk gördükleri şefkatli kollara hiç düşünmeden düşüşü ve yine mutsuzluğu..Herzaman kadınları güçlendirmek bilinçlendirmek hayata kazandırmak için yaptıklarınızı hemcinsiniz olarak gururla izliyoruz..Daha birçok kadının yüreğine dokunup hayata kazandıracağınız günlere...
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Ben de bir zamanlar çocuktum… 21 Ağustos 2026 Cuma
- Ertelediğimiz Şey Hayat Değil, Kendimiz Yaşamak… 23 Haziran 2026 Salı
- Yaşamın içinde kadın hikayeleri 9 11 Haziran 2026 Perşembe
- Kıymet Neyle Ölçülür? 02 Haziran 2026 Salı
- Bayram Geliyor... 24 Mayıs 2026 Pazar
- Adı Sevda’ydı… 04 Mayıs 2026 Pazartesi
- Aceleyle başlıyoruz güne… 27 Nisan 2026 Pazartesi
- Bazı kadınlar vardır… 20 Nisan 2026 Pazartesi
- Buraya bir mutluluk bırakıyorum… 13 Nisan 2026 Pazartesi
- Yaşamın İçinde Kadın Hikayeleri 2 05 Nisan 2026 Pazar