CUMARTESİ YAZILARI Tuğlalar, Duvarlar ve Zihnin Görmediği Kapılar
Bazı duvarlar vardır; taştan değildir, tuğladan örülmemiştir, önünde güvenlik görevlisi de yoktur. Ama insanın karşısına dikildi mi, Çin Seddi’nden daha uzun, kale surlarından daha aşılmaz görünür. İşin garip tarafı şudur: O duvarların ustası çoğu zaman bizizdir.
Üstelik inşaatına da büyük bir törenle başlamayız. Sessiz sedasız öreriz. Bir tuğlanın üzerine “Ya olmazsa?” yazarız. Yanına “Ya başarısız olursam?”ı koyarız. Üstüne “İnsanlar ne der?” gelir. Biraz geçmişte yaşadığımız hayal kırıklıklarından harç yapar, birkaç kötü hatırayı da aralarına sıkıştırırız. Sonra geri çekilip kendi yaptığımız duvara bakar ve hayretle söyleniriz:
“Bu duvarı aşmak mümkün değil!”
İnsan bazen kendi yaptığı inşaata yabancılaşan tuhaf bir müteahhittir.
Oysa hayatımızı belirleyen şey her zaman karşımıza çıkan engeller değildir; o engeller hakkında zihnimizde kurduğumuz hikâyelerdir.
Aynı sahada iki futbolcu düşünün. İkisinin de önüne aynı top geliyor. Biri, “Ya kaybedersem?” diye düşünüyor. Diğeri, “İşte benim anım” diyor. Top aynı top, kale aynı kale, tribün aynı tribün… Hatta karşılarındaki rakip bile aynı. Ama birinin ayağına korku bağlanırken diğerinin ayağına cesaret geliyor.
Aradaki fark bazen yetenek değildir. Zihnin önümüze koyduğu görünmez duvarlardır.
Korkunun en ilginç tarafı da budur zaten. Gerçekleşmiş bir felaketten değil, henüz gerçekleşmemiş bir ihtimalden korkarız. Daha maç başlamadan mağlup olur, daha kapıyı çalmadan reddedilir, daha yola çıkmadan kayboluruz. Başımıza gelmemiş olayların acısını peşin peşin öderiz.
İnsanoğlu bazı konularda gerçekten ilginçtir; geleceğin faturasını bugünden ödemekte üzerine yoktur.
Pirelerle ilgili yıllardır anlatılan meşhur bir hikâye vardır. Pirelerin üzeri kapatılmış bir kavanoza konulduğu, her sıçrayışlarında kapağa çarptıkları ve bir süre sonra kapağın yüksekliğini aşmamayı öğrendikleri söylenir. Hikâyenin devamı daha çarpıcıdır: Kapak kaldırıldığında bile pireler eski yüksekliklerinin üzerine çıkmazlar.
Bu anlatı bilimsel bir deneyden çok güçlü bir metafor olarak düşünülmeli. Çünkü insanın hayatında gerçekten böyle görünmez kapaklar vardır.
Bir zamanlar yapamadığımız bir şeyi, bugün de yapamayacağımızı düşünürüz. Bir kere reddedildiysek yeniden kapı çalmaktan çekiniriz. Bir kere düştüysek koşmaktan korkarız. Birinin yıllar önce söylediği “Sen bunu yapamazsın” cümlesini öylesine benimseriz ki, söyleyen kişi çoktan unutmuştur ama biz hâlâ onun cümlesini taşırız.
Kapak kalkmıştır.
Ama biz hâlâ eğilerek yürürüz.
İnsanın en ağır esareti belki de budur: Gerçekte artık var olmayan sınırların hayatımızı yönetmesine izin vermek.
Kimse bize “Yapamazsın” demeden önce bazen biz kendimize söyleriz. Kimse yolumuzu kesmeden dururuz. Kimse kapıyı yüzümüze kapatmadan geri döneriz. Sonra yıllar geçer ve insanın içine küçük ama can sıkıcı bir soru düşer:
“Acaba deneseydim ne olurdu?”
Hayatın en ağır “keşke”lerinden biri budur. Çünkü başarısızlığın acısı zamanla geçebilir; denenmemiş ihtimaller ise insanın zihninde yıllarca yaşamaya devam eder.
Elbette korkusuz olmak mümkün değildir. Zaten mesele korkuyu yok etmek de değildir. Korku bazen gereklidir; bizi uçurumun kenarında durdurur, tehlikeye karşı uyarır, düşünmeden atacağımız adımların önüne geçer. Yani korku doğru yerde bir fren, yanlış yerde çekilmiş bir el frenidir.
Sorun korkmak değil, direksiyonu korkuya bırakmaktır.
Belki bu yüzden insanın zaman zaman kendisine sorması gereken basit ama zor bir soru vardır:
“Önümde gerçekten bir duvar mı var, yoksa ben mi duvar olduğunu düşünüyorum?”
Çünkü bazı kapılar gerçekten kilitlidir. Bazı yollar gerçekten kapalıdır. Bazı engelleri küçümsemek de hayatın gerçeklerini inkâr etmek olur. Ama insanın trajedisi gerçek duvarlara çarpması değil; çoğu zaman olmayan duvarların önünde yıllarca beklemesidir.
Belki önümüzde duran şey dört metre yüksekliğinde bir duvar değildir.
Belki yalnızca yerinden oynatılması gereken tek bir tuğladır.
İlk telefon…
İlk başvuru…
İlk özür…
İlk “hayır”…
İlk “ben bunu deneyeceğim” cümlesi…
İnsan bazen bütün duvarı yıkmak zorunda değildir. Bir tuğlayı çekmesi yeterlidir. Çünkü o ilk tuğla yerinden çıktığında duvarın içinden ışık görünür.
Ve insan o anda şaşkınlıkla fark eder:
Yıllardır dışarı çıkmak için duvarı aşmaya çalışıyormuş…
Oysa biraz ilerisinde bir kapı varmış.
Cumartesi’nin Notu
Hayatınızdaki bütün duvarları bugün yıkmaya çalışmayın.
Sadece bir tanesine dikkatlice bakın.
Belki de mesele duvarın yüksekliği değildir.
Biz yıllardır kapıyı yanlış yerde arıyoruzdur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- BÜYÜCÜNÜN DEĞİŞTİREMEDİĞİ YÜREK 17 Eylül 2026 Perşembe
- BEKLEMEK Mİ, HAYATI ERTELEMEK Mİ? 16 Eylül 2026 Çarşamba
- BİR İLMEKLE GELECEĞİ DOKUMAK: HEREKE HALISI YENİDEN DOĞABİLİR Mİ? 15 Eylül 2026 Salı
- AYNI KULÜBEYE 15 Eylül 2026 Salı
- KARNEYE YAZILMAYAN DERSLER 14 Eylül 2026 Pazartesi
- İĞNEDEN KORKAN ALTIN KOLLU ADAM 13 Eylül 2026 Pazar
- İnsan sahip olduklarıyla değil, bağ kurabildikleriyle zenginleşir 12 Eylül 2026 Cumartesi
- İKİ AĞACIN GÖLGESİNDE 10 Eylül 2026 Perşembe
- PEKİ NEDEN EKSİKSİN? 10 Eylül 2026 Perşembe
- SURDAN METROPOLE 09 Eylül 2026 Çarşamba