TÜNELDEN ŞEHİR ÇIKARMAK KÖRFEZRAY KOCAELİ’YE ÇAĞ ATLATIR MI?
Bir işçi yatağından kalkar, çocuğunu uyandırmamak için kapıyı sessizce kapatır, durağa yetişmek üzere sokağa çıkar. Bir sağlık çalışanı nöbetine, bir öğrenci dersine, bir esnaf dükkânına gitmeye çalışır. Hepsinin yolu bir yerde D-100’e, bir kavşağa, bir servis aracına ya da ağır ağır ilerleyen bir otomobil kuyruğuna düşer.
Kocaeli insanı çoğu zaman kilometrelere değil, beklemeye yenilir.
Çünkü bir şehrin insandan aldığı en kıymetli şey para değil, zamandır. Trafikte kaybedilen her yarım saat; çocuğun başını okşamaktan, bir dostla içilen çaydan, dinlenmekten, okumaktan ve yaşamaktan eksilir. İnsan akşam evine döndüğünde yalnızca bedeni değil, kendisine ayıracağı saatler de yorulmuştur.
İşte KörfezRay’a yalnızca bir ulaşım yatırımı olarak değil, Kocaeli insanına kaybettiği zamanı geri verme ihtimali olarak bakmak gerekir.
Güncel projeye göre hattın ilk etabı 29,1 kilometre uzunluğunda ve 19 istasyondan oluşacak. Körfez’den başlayıp Derince ve İzmit üzerinden Kartepe’ye ulaşacak; fabrikaları, hastaneleri, otogarı, mahalleleri ve kent merkezini aynı omurgada buluşturacak. Açılış yılında günde yaklaşık 300 bin, ilerleyen yıllarda ise 500 bin yolcu taşıması öngörülüyor.
Kâğıt üzerinde bunlar büyük rakamlar.
Fakat büyük projeleri gerçekten büyük yapan, betonun miktarı ya da tünelin uzunluğu değildir. Onları büyük yapan, sıradan bir insanın hayatında meydana getirdikleri küçük ama kalıcı değişikliklerdir.
KörfezRay’ın büyüklüğü de bir gün Kartepe’de yaşayan bir gencin İzmit’teki okuluna kaç dakikada gidebildiğiyle, Derince’deki yaşlı bir yurttaşın hastaneye kaç aktarmayla ulaşabildiğiyle, Körfez’de vardiyadan çıkan bir işçinin evine ne kadar erken dönebildiğiyle ölçülecek.
Elbette böylesine büyük projeler yalnızca masa başında hazırlanan takvimlerle ilerlemiyor. Kocaeli’nin zemin yapısı, yeraltı suyu, istasyonların derinliği, kamulaştırma süreçleri ve ülkenin ekonomik şartları, yerin altında yürütülen çalışmanın hızını etkileyebiliyor.
Kamuoyuna daha önce 2028 yılı hedef olarak açıklandı. Haziran 2026 tarihli çevresel ve sosyal etki değerlendirmesi programında ise inşaat ile test ve devreye alma sürecinin 2 Ocak 2029’da tamamlanması öngörülüyor. Ağustos ayında yapılan kamuoyu toplantısında da tasarımlar kesinleştikten sonra takvimin yeniden şekillenebileceği ve sözleşme süresinin uzayabileceği belirtildi.
Bu tabloyu yalnızca bir gecikme tartışması olarak okumamak gerekir. Yer altında ilerleyen her metre; zemini, suyu, binaları ve insan güvenliğini birlikte düşünmeyi gerektiriyor. Önemli olan projeyi bir tarihe yetiştirmek uğruna güvenlikten ve işin niteliğinden ödün vermek değil; tasarımlar kesinleştiğinde Kocaeli halkıyla gerçekçi bir takvim paylaşmaktır.
Projede “aşamalı teslim” ihtimalinden de söz ediliyor. Hangi bölümün önce tamamlanacağı, testlerin ne zaman başlayacağı ve yolculu işletmeye hangi aşamada geçileceği netleştiğinde bunların anlaşılır biçimde kamuoyuna açıklanması, şehrin projeye duyduğu güveni güçlendirecektir.
3 Eylül 2026 itibarıyla projenin toplam fiziki ilerlemesi yüzde 27,64, tünel kazılarındaki ilerleme ise yüzde 15,83 olarak açıklandı. Altı tünel açma makinesi çalışıyor, 19 istasyonun 17’sinde faaliyet yürütülüyor. Bu rakamlar, yerin altında görünmeyen büyük emeğin ve Kocaeli’nin zorlu zeminiyle yürütülen mühendislik mücadelesinin de ölçüsüdür.
Projenin istasyon istasyon ilerleyişi, test süreci ve öngörülen hizmet tarihi belirli aralıklarla paylaşılırsa, Kocaeli halkı kendisini yalnızca bekleyen değil, şehrinin en büyük yatırımlarından birini adım adım izleyen bir ortak gibi hisseder. Çünkü şeffaflık büyük projeleri küçültmez; aksine güveni büyütür.
Asıl mesele ise metro tünelleri tamamlandıktan sonra başlayacak.
Bir metro hattı, tek başına trafik sorununu çözmez. Metro bir omurgadır; fakat şehrin damarları otobüsler, minibüsler, tramvay, tren, vapur, bisiklet yolu ve kaldırımlardır. Omurga ile damarlar birbirine bağlanmazsa sistem yaşayamaz.
İnsan evinden çıktığında güvenli bir kaldırım bulamıyor, istasyona ulaşmak için tehlikeli kavşaklardan geçiyor, Akçaray’dan indiğinde yeniden ücret ödüyor, vapurdan metroya yetişemiyor ya da asansör çalışmadığı için merdivenlerin başında kalıyorsa, yerin altındaki milyarlar yerin üstündeki yolculuğu kolaylaştıramaz.
KörfezRay; Akçaray, TCDD trenleri, vapurlar, belediye otobüsleri, özel halk otobüsleri ve minibüslerle tek bir ulaşım sistemi gibi çalışmalıdır. Tek bilet, süreli ücretsiz ya da indirimli aktarma, ortak yolculuk uygulaması ve birbirini bekleyen tarifeler kurulmalıdır. Otobüs ve minibüsler metroyla yarışan paralel hatlar olmaktan çıkarılıp mahalleleri ve sanayi vardiyalarını istasyonlara taşıyan besleyici hatlara dönüştürülmelidir. Elbette bu dönüşüm, ulaşım esnafını yok sayarak değil, onunla konuşarak yapılmalıdır.
Otopark meselesi de önemlidir. Kent merkezindeki istasyonların çevresini büyük otoparklarla doldurmak, otomobili şehrin kalbine kadar davet eder. Park et-devam et alanları Körfez, Kartepe ve kentin girişlerindeki uygun çeper istasyonlarda kurulmalı; İzmit merkezinde kazanılan alan yayaya, ağaca, meydana ve bisiklete bırakılmalıdır.
Dünyadaki başarılı örnekler bize metronun yalnızca bir tren olmadığını gösteriyor.
İspanya’nın eski sanayi kenti Bilbao’da demiryolu yatırımları, çevresindeki parklar, meydanlar, konutlar ve kıyı düzenlemeleriyle birlikte ele alındı. Ametzola’da istasyon yapılırken 36 bin metrekarelik bir park ve 900 konut da planlandı. Barakaldo’da çelik sanayisinin yıllarca kullandığı 600 bin metrekareyi aşan alan yeniden şehre kazandırıldı; bunun 200 bin metrekaresi yeşil alan ve yürüyüş yollarına ayrıldı.
Bilbao’nun Kocaeli’ye söylediği şudur: İstasyon yalnızca insanların yerin altına indiği bir merdiven değildir; mahallenin yeniden kurulduğu yerdir.
Seka Park, Derince ve Körfez’de istasyonların çevresi kıyıya açılan yaya yolları, küçük meydanlar, yeşil alanlar ve kültürel duraklarla birlikte düşünülmelidir. Seka Park’taki çalışmalarda ortaya çıkan Nikomedia kalıntıları da bir gecikme sebebi gibi görülmemelidir. Orada kurulacak istasyon, Kocaeli’nin toprağın altında kalan tarihini günümüz insanıyla buluşturan bir “Nikomedia kapısı” olabilir.
Hong Kong ve Tokyo’nun deneyimi başka bir gerçeği gösteriyor: Metro geldiğinde istasyon çevresindeki toprak değerlenir. Bu değer artışının tamamı birkaç arsa sahibinin kazancına dönüşmemelidir. Kamu yatırımının yarattığı kazancın bir bölümü yine metroya, meydanlara, yaya yollarına, erişilebilir konuta ve mahalle esnafına dönmelidir. Aksi halde metro yoksulun ulaşımını kolaylaştırırken, yükselen kiralar onu yaşadığı mahalleden uzaklaştırabilir.
Almanya’nın çok merkezli sanayi bölgesi Ren-Ruhr ise farklı şehir ve işletmecileri tek ulaşım ağı altında buluşturuyor. Kocaeli’nin de ihtiyacı tam olarak budur: Yolcu, hangi aracın hangi kuruma ait olduğunu düşünmeden, tek sistem içinde yolculuk edebilmelidir.
Bu dönüşüm artık bir tercih değil, ihtiyaçtır. Kocaeli’nin kayıtlı araç sayısı 2025 sonundan 2026 Ağustosuna kadar 31 binden fazla arttı. Bu, araç stokuna günde ortalama 129 yeni kayıt eklenmesi demektir. Her yeni yol kısa sürede yeni otomobillerle dolarken, şehri yalnızca daha fazla asfaltla rahatlatmaya çalışmak susuzluğu deniz suyu içerek gidermeye benzer.
KörfezRay bu gidişi değiştirebilir.
Ama bunun için istasyonların çevresindeki 800 metrelik alanlar şimdiden yürünebilirlik, aydınlatma, güvenli geçiş, engelli erişimi ve bisiklet bağlantıları bakımından incelenmelidir. Deprem, zemin, yeraltı suyu ve yapı güvenliğine her aşamada öncelik verilmeli; hattın yalnızca hızlı değil, herkes için güvenli ve erişilebilir olması sağlanmalıdır.
Bir gün tüneller bitecek.
İlk tren karanlığın içinden çıkıp perona yanaşacak. Kapıları açıldığında içeriye yalnızca yolcular binmeyecek; yıllardır trafikte yorulan bir şehrin umudu da binecek. O trende işe giden işçi, hastaneye yetişen yaşlı, okuluna koşan genç ve çocuğuyla yolculuk eden bir anne olacak.
İşte o gün asıl soru, trenin ne kadar hızlı gittiği değil, şehrin insanına ne kadar hayat geri verdiği olacak.
KörfezRay Kocaeli’ye çağ atlatabilir.
Ama çağ atlamak, yerin altında tünel açmakla tamamlanmaz. Çağ atlamak; yerin üstünde insanı otomobilden, beklemekten, korkudan, erişimsizlikten ve kaybolan zamandan kurtarmaktır.
Bir kente çağ atlatan şey tünelin uzunluğu değil, o tünelin insanın hayatından kaç saat kurtardığıdır.
Ray döşemek mühendisliğin işidir.
O rayın çevresinde adil, güvenli ve yaşanabilir bir şehir kurmak ise siyasetçinin, plancının ve hepimizin imtihanıdır.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- SARAYIN KAPISI, ŞEHRİN HAFIZASI 04 Kasım 2026 Çarşamba
- FİNAL BİLETİ HAKEMİN CEBİNDE 03 Kasım 2026 Salı
- BOŞUNA MI? 02 Kasım 2026 Pazartesi
- AYAĞINA TAKILAN HAYAT 01 Kasım 2026 Pazar
- MANTIĞIN SINIRINDA, OLANAKSIZIN KIYISINDA 30 Ekim 2026 Cuma
- KAF DAĞI’NIN ARDINDAKİ KUŞ 30 Ekim 2026 Cuma
- BİR SANAT DEVRİNE!.. 29 Ekim 2026 Perşembe
- BİR İMPARATOR GELDİ, BİR KÖŞK KALDI 27 Ekim 2026 Salı
- HERKES GİTTİ, KALECİ KALDI! 26 Ekim 2026 Pazartesi
- BEKLEDİĞİMİZ KUŞ NEDEN GELMİYOR? 26 Ekim 2026 Pazartesi