Kendimce... Yazılar
Hicri Uluçay

YAŞANMIŞ HİKÂYELER KENDİNİ KİLİTLEYEN ADAM

09 Ağustos 2026 08:57
Pazar sabahlarının kendine has bir sessizliği vardır. Şehrin gürültüsü henüz uyanmamıştır. İnsan, eline aldığı çayla birlikte biraz kendine döner. İşte tam böyle bir sabahta, tarihin en ilginç çalışma hikâyelerinden birini anlatmak istiyorum. Çünkü bu hikâyenin kahramanı yalnızca büyük bir yazar değil; aynı zamanda kendi en büyük rakibini yenmeyi başaran bir insandır.
Yıl 1830…
 
Fransa’nın ünlü yazarı Victor Hugo, yayınevine yeni romanını teslim edeceğine söz vermişti. Fakat her gün başka bir işle oyalanıyor, dost toplantılarına katılıyor, uzun yürüyüşlere çıkıyor, davetleri geri çeviremiyor ve romanını bir türlü bitiremiyordu. Son teslim tarihi yaklaştıkça yalnızca kitabı değil, itibarı da tehlikeye girmeye başlamıştı.
 
O günlerde Hugo çok önemli bir gerçeği fark etti.
 
Sorun kalemi değildi.
 
Sorun ilham eksikliği de değildi.
 
Sorun, sürekli kaçabileceği kapıların açık olmasıydı.
 
Bunun üzerine bugün bile duyulduğunda insanı şaşırtan sıra dışı bir karar aldı.
 
Hizmetçisini çağırdı. Dışarı çıkabileceği bütün kıyafetlerini toplattı ve kilitli bir sandığa kaldırttı. Kendisine yalnızca evde giyilebilecek sade bir giysi bıraktı. Artık dışarı çıkması neredeyse imkânsızdı. Ne dost meclislerine gidebilirdi ne de sokaklarda oyalanabilirdi.
 
Önünde yalnızca iki seçenek vardı:
 
Ya yazacak…
 
Ya da dört duvar arasında oturacaktı.
 
Victor Hugo yazmayı seçti.
 
Aylar boyunca masasının başından neredeyse hiç kalkmadan çalıştı. Sonunda söz verdiği romanını tamamladı. O eser, bugün dünya edebiyatının unutulmaz klasiklerinden biri olan Notre-Dame de Paris oldu. Aradan yaklaşık iki yüzyıl geçmesine rağmen hâlâ milyonlarca insan tarafından okunuyor.
 
Bu hikâyenin en etkileyici yanı ise romanın kendisinden çok, yazılış biçimidir.
 
Çünkü Victor Hugo bize büyük başarının bazen daha fazla özgürlükle değil, daha doğru sınırlarla geldiğini gösterdi.
 
Bugün hepimiz zamanımızın azlığından şikâyet ediyoruz. Oysa çoğu zaman eksik olan zaman değil, dikkattir. Telefonun tek bir bildirimi, kısa diye açılan bir video, “beş dakika bakayım” diye girilen sosyal medya, farkına varmadan saatlerimizi alıp götürüyor.
 
Belki de modern insanın en büyük lüksü zaman değil, dikkatini koruyabilmektir.
 
Başarılı insanlar çoğu zaman kendilerini motive etmeyi beklemezler. Bunun yerine, onları hedeflerinden uzaklaştıracak şeyleri hayatlarından çıkarırlar. Çünkü disiplin bazen kendini zorlamak değil, kendini ayartacak yolları kapatmaktır.
 
Hepimizin hayatında bitirmeyi ertelediği bir kitap, yazmayı düşündüğü bir mektup, kurmayı hayal ettiği bir iş ya da uzun zamandır başlamak istediği bir hedef vardır. Çoğu zaman bizi durduran şey imkânsızlık değil; dikkatimizin sürekli başka yönlere çekilmesidir.
 
Victor Hugo’nun kilitlediği şey aslında kıyafetleri değildi.
 
Ertelemeydi.
 
Belki de bazen başarıya giden en kısa yol, kendimize yeni kapılar açmak değil; bizi hedefimizden uzaklaştıran birkaç kapıyı cesaretle kapatabilmektir.
 
Çünkü insanın hayattaki en büyük mücadelesi, başkalarıyla değil; her gün aynada gördüğü o tanıdık yüzle yaptığı mücadeledir. Ve o mücadeleyi kazananlar, yalnızca büyük eserler bırakmaz; kendi hayatlarının da yazarı olurlar.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X