Kendimce... Yazılar
Hicri Uluçay

Bazı İnsanlar Konuşmaz… İçine Dokunur

04 Nisan 2026 09:17
Akşamüstüydü…Gün, yavaş yavaş omuzlarından yükünü indiriyor,şehir biraz sakinliğe çekiliyordu.

Bir kafede oturmuş, kalabalığı izliyordum.

Masalar dolu…
Sesler birbirine karışmış…
Herkes konuşuyor.

 Ama garip bir şey var…

Bu kadar sözün içinde,
insan bazen gerçek bir cümleyi duyamıyor.

İşte tam o anda düşündüm:

Hayatta bazı insanlar vardır…

Ne çok yüksek sesle konuşurlar,
ne uzun uzun cümleler kurarlar,
ne de “beni dinleyin” derler.
 
Ama bir şey söylerler…
ve nedense o söz, kalabalığın içinden geçip gelir,
seni bulur,
senin içine oturur.
 
Aradan gün geçer, ay geçer, bazen yıl geçer…
sen o cümleyi unutmazsın.
 
Çünkü insanın hayatında iz bırakan şey,
çoğu zaman bağıran sözler değil;
yerini bulan sözlerdir.
 
Ben buna yıllardır hem hayatta, hem dost meclislerinde, hem sahanın kenarında çok rastladım.
Bazen bir öğretmenin sınıfta söylediği tek cümle, bir öğrencinin ömrüne yön verir.
Bazen bir babanın sofrada evladına söylediği sade bir söz, yıllar sonra bile insanın kulağında kalır.
Bazen de en sıkıştığın anda bir dostunun,

“Geçer abi, dik dur” demesi, omzuna konmuş görünmez bir el gibi seni ayağa kaldırır.

Demek ki mesele sadece konuşmak değil.
Mesele… insana değerek konuşmak.
 
Bugün herkes bir şey söylüyor.
Televizyonlar konuşuyor.
Telefonlar konuşuyor.
Ekranlar konuşuyor.
Sosyal medya sabah akşam konuşuyor.

Ama ne garip değil mi?

Bunca sözün içinde insan bazen bir tek gerçek cümleye hasret kalıyor.

Çünkü söz çoğaldı…
ama anlam seyrekleşti.
 
Oysa güzel konuşmak dediğimiz şey, süslü kelimeler dizmek değildir.
İnsanın karşısındakine,
“Ben seni anlıyorum” hissi verebilmesidir.
 
Bazen bir insanı etkileyen şey bilgi değil, samimiyettir.
Bazen kusursuz cümle değil, içtenliktir.
Bazen de anlatılan konu değil, anlatanın yüreğidir.
 
Zaten bu yüzden aynı cümleyi iki kişi söyler,
birininki havada kalır, ötekininki kalbe iner.
 
Çünkü söz ağızdan çıkar ama,
yerini kalpte bulur.
 
Ben hep şuna inanmışımdır:
İnsan, bildiğiyle değil sadece…
hissettirdiğiyle de hatırlanır.
 
Birini yıllar sonra neden hatırlarız?
Çok şey bildiği için mi?
Belki.
 
Ama çoğu zaman bundan daha fazlası vardır.
Bize iyi geldiği için hatırlarız.
Bir cümlesiyle karanlık bir günümüzü aydınlattığı için hatırlarız.
Bizi yargılamadan dinlediği için hatırlarız.
Konuşurken gösteriş yapmadığı, gerçekten dokunduğu için hatırlarız.
 
İyi konuşmak biraz da budur zaten.
Bilgiyi kibirden ayıklamak…
fikri gösterişten kurtarmak…
ve sözü, insanın kalbine değecek kadar sadeleştirmek.
 
Eskiler boşuna “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır” dememiş.
Bu sözün içinde sadece nezaket yoktur;
insan tabiatına dair büyük bir bilgi vardır.
 
İnsan sertlikten önce kapanır,
samimiyete doğru açılır.
 
Belki de bu yüzden,
hayatımızın dönüm noktaları çoğu zaman büyük nutuklarla değil,
küçük ama sahici cümlelerle gelir.
 
Bir “yanındayım” ile…
Bir “sen bunu yaparsın” ile…
Bir “korkma, başla” ile…
 
Kimi söz vardır, sadece kulağa gelir.
Kimi söz vardır, insanın kaderine karışır.
 
İşte güzel konuşmanın sırrı da tam burada saklıdır.
 
Sözü süslemek değil…
söze ruh vermek.
 
Karşındakine bilgi taşımak değil sadece…
ona bir duygu, bir güven, bir ışık bırakmak.
 
Çünkü insan bazen aklıyla ikna olur…
ama çoğu zaman yüreğiyle yön değiştirir.
 
Ve galiba asıl mesele şu:
Bu hayattan geçerken ardımızda ne bırakıyoruz?
 
Gürültü mü?
Yorgunluk mu?
Boş cümleler mi?
 
Yoksa bir insanın en zor gününde dönüp hatırlayacağı,
içine su serpen bir çift söz mü?
 
Belki de insanın gerçek izi…
yürüdüğü yollarda değil,
dokunduğu kalplerde kalır.
 
Ve bir gün,
bu dünyadan sessizce çekilip gittiğimizde…
 
Arkamızdan şöyle denirse yeter:
“İyi konuşurdu” değil…
“İnsanın içine iyi gelirdi.”

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X