CUMARTESİ YAZILARI İÇİMİZDEKİ MİSAFİRLER
Asıl mesele, kimsenin görmediği yerde insanın kendi kendisiyle nasıl konuştuğudur.
Çünkü her insanın içinde farklı sesler yaşar.
Bir ses umut verir.
“Bir daha dene” der.
“Daha iyisini yapabilirsin” der.
“İnsanlara güvenmekten vazgeçme” der.
Bir başka ses ise tam tersini fısıldar.
“Boşuna uğraşıyorsun” der.
“Herkes kendi çıkarını düşünür” der.
“Sen de bırak gitsin” der.
Aslında hayatımızın büyük kısmı dışarıdaki insanlarla değil, içerideki bu seslerle mücadele ederek geçer.
Bir başarısızlıktan sonra ayağa kalkıp kalkamayacağımızı…
Bir haksızlık gördüğümüzde öfkeye mi yoksa sağduyuya mı teslim olacağımızı…
Bir dostumuzun başarısına sevinip sevinemeyeceğimizi…
Bir hata yaptığımızda kendimizi affedip edemeyeceğimizi…
Bu iç konuşmalar belirler.
Anadolu’nun yaşlı insanları bunu uzun cümlelerle anlatmazdı.
“İnsanın özü neyse sözü de odur.” der geçerlerdi.
Çünkü bilirlerdi ki insan, gün içinde tekrar ettiği düşüncelere dönüşür.
Sürekli şikâyet eden biri zamanla hayattaki güzel şeyleri göremez olur.
Sürekli öfkelenen biri, sonunda haklı olduğu konularda bile haksız görünmeye başlar.
Ama umudunu koruyan, öğrenmeye devam eden ve iyiliği besleyen insanlar da zamanla başka bir karaktere dönüşür.
Belki de bu yüzden hayatın en önemli mücadelelerinden biri dışarıda değil, içeridedir.
Çoğu zaman rakibimiz başka insanlar değildir.
Kendi korkularımızdır.
Kendi öfkemizdir.
Kendi önyargılarımızdır.
Antik Roma’nın filozof imparatoru Marcus Aurelius, dünyanın en güçlü insanlarından biriydi. Emrinde ordular, önünde sayısız imkân vardı. Buna rağmen geceleri kendisine notlar yazardı. O notların büyük kısmı düşmanlarıyla ilgili değildi. Kendi öfkesiyle, sabırsızlığıyla ve kibriyle ilgiliydi. Çünkü o, insanın en zorlu savaşının dışarıdaki düşmanlarla değil, içindeki duygularla olduğunu biliyordu.
Ve insanın gerçek başarısı, başkalarını yenmesinden çok kendini yenebilmesidir.
Çünkü her gün içimizde birçok misafir ağırlıyoruz.
Kırgınlık…
Kıskançlık…
Öfke…
Sabır…
Merhamet…
Umut…
Bu misafirlerin hiçbiri kapımızı çalmadan gelmiyor.
Onları bazen biz çağırıyoruz.
Bazen de fark etmeden evimizin en güzel köşesine oturtuyoruz.
Sonra da neden huzursuz olduğumuzu merak ediyoruz.
Oysa hayatın sessiz gerçeği şudur:
İnsan, yanında en çok tuttuğu duyguya benzer.
Merhameti büyüten daha merhametli olur.
Öfkeyi büyüten daha öfkeli olur.
Umudu büyüten ise karanlık zamanlarda bile yolunu kaybetmez.
Belki de hayatın en önemli sorularından biri şudur:
Bugün içimizdeki hangi misafire yer açıyoruz?
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- BÜYÜCÜNÜN DEĞİŞTİREMEDİĞİ YÜREK 17 Eylül 2026 Perşembe
- BEKLEMEK Mİ, HAYATI ERTELEMEK Mİ? 16 Eylül 2026 Çarşamba
- BİR İLMEKLE GELECEĞİ DOKUMAK: HEREKE HALISI YENİDEN DOĞABİLİR Mİ? 15 Eylül 2026 Salı
- AYNI KULÜBEYE 15 Eylül 2026 Salı
- KARNEYE YAZILMAYAN DERSLER 14 Eylül 2026 Pazartesi
- İĞNEDEN KORKAN ALTIN KOLLU ADAM 13 Eylül 2026 Pazar
- İnsan sahip olduklarıyla değil, bağ kurabildikleriyle zenginleşir 12 Eylül 2026 Cumartesi
- İKİ AĞACIN GÖLGESİNDE 10 Eylül 2026 Perşembe
- PEKİ NEDEN EKSİKSİN? 10 Eylül 2026 Perşembe
- SURDAN METROPOLE 09 Eylül 2026 Çarşamba