Kendimce... Yazılar
Hicri Uluçay

FUTBOLUN BİLİNMEYEN TARİHİ FİNAL BİLETİ HAKEMİN CEBİNDE

03 Kasım 2026 10:12
Bir stadyum düşünün; son düdük çalmış, kimse yerinden ayrılmıyor. Skorbordda iki kocaman sıfır var. Futbolcular yüz yirmi dakika boyunca koşmuş, ikili mücadelelere girmiş, son güçlerine kadar direnmiş. Tribünler ise hâlâ bir galip bekliyor. Fakat gözler artık kalelerde değil, soyunma odalarına açılan tünelde. Finale kimin çıkacağı orada belli olacak.

Üstelik topa bir daha dokunulmadan.

Futbolda paranın belirleyici olduğunu hep söyleriz. Transfer bütçelerini, zengin kulüpleri, milyonluk sözleşmeleri kastederiz. Oysa bir Avrupa Şampiyonası’nda para, bu sözün mecazını ortadan kaldırıp doğrudan sonucu belirlemişti. Hakemin cebinden çıkan küçücük bir madeni para, bir ülkeyi finale taşımıştı.

Takvim 5 Haziran 1968’i gösteriyordu. Yer, Napoli’nin San Paolo Stadı. Avrupa Şampiyonası yarı finalinde ev sahibi İtalya ile Sovyetler Birliği karşı karşıyaydı.

O yıllarda finaller, bugünkü gibi çok sayıda takımın katıldığı, haftalar süren bir organizasyon değildi. Elemeleri geçen dört millî takım, şampiyonluk için İtalya’da buluşmuştu. Diğer yarı finalin eşleşmesi İngiltere–Yugoslavya’ydı. Napoli’de turu geçen takım, kupaya bir maç uzaklıkta olacaktı.

Ne var ki sahada hesaplar kolay tutmuyordu.

İtalya’nın oyun kurucusu Gianni Rivera daha karşılaşmanın başlarında sakatlanmıştı. O maçta uygulanan kurallar, sakatlanan oyuncunun yerine yedekten bir futbolcu alınmasına izin vermiyordu. Dino Zoff, yıllar sonra karşılaşmanın neredeyse tamamını on kişi gibi oynadıklarını anlatacaktı. Hücumda önemli bir silahını kaybeden İtalya, savunmada ayakta kalmaya çalışıyordu.

Kötü hava şartları mücadeleyi daha da zorlaştırıyordu. Zoff gole izin vermiyor, Sovyetler Birliği rakibinin direncini kıramıyordu. Normal süre golsüz sona erdi. Uzatma bölümünde İtalyan savunmacı Bercellino da sakatlandı. Yorgunluğa sakatlıklar eklenmiş, İtalya’nın işi iyice güçleşmişti. Derken uzatmaların sonlarına doğru Domenghini’nin şutu direkten döndü.

O top ağlarla buluşsaydı, bugün başka bir hikâye anlatıyor olacaktık. Fakat direk, bu hikâyenin yönünü değiştirmedi.

Batı Alman hakem Kurt Tschenscher son düdüğünü çaldığında eşitlik bozulmamıştı. Bugün olsa teknik direktörler penaltı kullanacak oyuncuları belirler, futbolcular orta yuvarlakta kenetlenir, kaleciler son hazırlıklarını yapardı. Oysa Napoli’de finalisti belirlemek için başvurulacak yöntem başkaydı:

Yazı tura.

Maçtan önce kale ve başlama vuruşu seçimi için görmeye alıştığımız para, bu kez maçtan sonra ortaya çıkıyordu. Görevi de hayli büyümüştü. Artık kimin başlayacağını değil, kimin finale çıkacağını belirleyecekti.

Yüz yirmi dakika boyunca yapılan bütün koşular, kazanılan ikili mücadeleler, kurtarılan şutlar geride kalmıştı. Şimdi iki takımın önünde de aynı ihtimal vardı: Yüzde elli.

Hakem, İtalya kaptanı Giacinto Facchetti ile Sovyet kaptan Albert Şesternyov’u soyunma odaları bölümüne götürdü. Tribünlerdeki on binlerce seyirci, gözleri önünde oynanan karşılaşmanın sonucunu tünelden gelecek haberle öğrenecekti.

Ben bu hikâyede en çok o bekleyişe takılıyorum. Sahadayken elinizden gelen bir şey mutlaka vardır. Boş alana koşu yaparsınız, rakibinizi takip edersiniz, pas istersiniz. Son bir hamleyle topa yetişmeye çalışırsınız. Burada ise yapacak hiçbir şey kalmamıştı. Ne teknik direktörün kenardan vereceği bir talimat ne de bir futbolcunun bireysel becerisi sonucu değiştirebilirdi. Kaptanınız gidiyor, siz bekliyordunuz.

Facchetti’nin yıllar sonra anlattığına göre takım arkadaşı Burgnich’in içi rahattı. Yazı turada seçimi Facchetti’nin yapacağını öğrenince onun şansına güvenmişti.

Anlaşılan o gün iyi kalecinin, sağlam savunmanın ve becerikli hücumcuların yanında bir de şanslı kaptan gerekiyordu. Teknik direktörlük kurslarında böyle bir kadro tercihinin anlatıldığını sanmıyorum.

Hakem parayı attı. Facchetti’nin tahmini doğru çıktı. İtalya finale yükseldi.

Kaptan sevinçle geri koştu. Kendi anlatımına göre daha koridordayken bağırmaya başlamıştı. Tribünler onun sevincini görünce sonucu anladı. San Paolo’da, top ağlara gitmeden gol sevinci yaşanıyordu.

Sovyetler Birliği ise gol yemeden final şansını kaybetmişti. Normal sürede de uzatmalarda da rakibine yenilmemiş, buna rağmen üçüncülük maçına çıkmak zorunda kalmıştı.

Bir futbolcu için anlatması da kabullenmesi de kolay olmasa gerek. Hangi pozisyonu yeniden düşüneceksiniz? Hangi hatanızı düzelteceksiniz? Bir sonraki antrenmanda yazı tura çalışacak hâliniz yok ya…

Kural buydu. Ama bir kararın kurala uygun olması, insanın içine sinmesine her zaman yetmiyor.

Üstelik hikâyenin tuhaflığı burada bitmiyor. İtalya, 8 Haziran’da Roma’da Yugoslavya ile final oynadı. O karşılaşma da uzatmalar sonunda 1-1 bitti. Bu kez para atılmadı. Final için geçerli olan uygulama farklıydı; beraberlik hâlinde maç tekrarlanacaktı.

İki takım, iki gün sonra yeniden sahaya çıktı. İtalya, Riva ve Anastasi’nin golleriyle 2-0 kazandı ve Avrupa şampiyonu oldu.

Yarı finalde yüz yirmi dakikanın çözemediğini yazı tura çözmüştü. Finalde ise futbolculara bir maç daha oynama hakkı tanınmıştı. Aynı turnuvada, aynı beraberliğin iki ayrı karşılığı vardı.

Burada hakkını teslim etmek gerekir: İtalya kupayı yazı turayla kazanmadı. Finale yazı turayla çıktı, şampiyonluğu tekrar maçında attığı gollerle elde etti. O günkü futbolcuların emeğini küçümsemek de bu hikâyeye haksızlık olur. Asıl şaşırtıcı olan, böylesine büyük bir organizasyonda final biletinin bir madeni paraya emanet edilmesiydi.

Futbol zamanla bu uygulamadan uzaklaştı. Beraberlikle biten eleme maçlarında kazananı belirlemek için seri penaltı atışları, 1970’te Uluslararası Futbol Birliği Kurulu tarafından kabul edildi. Elbette penaltılarda da şansın payı vardır. Ancak topun başında bir futbolcu, kale çizgisinde bir kaleci bulunur. Birinin vuruşu, diğerinin kurtarışı sonucu değiştirebilir. Mücadelenin son sözü yine sahada söylenir.

Napoli’de ise son söz, beş frankındı.

İtalya Futbol Federasyonu’nun müze kaydına göre o gün kullanılan para, 1932 basımı beş İsviçre frangıydı. Yıllar sonra bağışlanarak futbol müzesindeki yerini aldı.

Formaların, kramponların, kupaların arasında duran bir madeni para…

Vitrinin önünden geçerken insanın dikkatini bile çekmeyebilir. Oysa o küçük para, bir zamanlar koskoca bir stadyumu bekletmiş, bir takıma final sevinci, diğerine hayal kırıklığı yaşatmıştı.

O gün maçın kaderini belirleyen ne bir golcüydü ne de bir oyun kurucu.

Üzerinde forma bile yoktu.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X