Kendimce... Yazılar
Hicri Uluçay

DOSTLUK ÜZERİNE DOSTLUK ÜZERİNE

05 Kasım 2026 07:46
Beş kişiyi sayarken babamı nereye yazacağım?

“İnsan, sürekli görüştüğü beş kişinin ortalamasıdır” sözünü okuyunca kendi beş kişimi saymaya başladım. Daha ilkinde hesabım şaştı. Babamı 29 Mart 2002’de kaybettim. Son sohbetimizin üzerinden yirmi dört yıl geçti. Ama bugün bile bir karar vereceğim zaman “Babam sağ olsaydı buna ne derdi?” diye düşündüğüm oluyor. Şimdi ben o sırada kiminle görüşmüş oluyorum?

Yine de sözün hakkını yemeyelim. Eski bir dostla tartışmanın gençlikte pek bilinmeyen bir tehlikesi vardır. Yirmi yıl önce size anlatıp da bir türlü kabul ettiremediği fikri, gün gelir, büyük bir ciddiyetle ona anlatırsınız. Sözünüzü kesmeyip sonuna kadar dinlerse talihlisiniz. Hele bir de “Yahu, sen eskiden böyle düşünmezdin,” derse ayıklayın bakalım, o fikrin neresi sizin, neresi onun? Dostluğun telif hakkı olsaydı hepimiz birbirimize borçlu çıkardık.

Aristoteles, Nikomakhos’a Etik’te dostların birlikte ne yaptıklarına bakar. Kimi zar atar, kimi ava çıkar, kimi oturup felsefe konuşur. Birbirimizde beğendiğimiz huyları böyle, aynı uğraşı paylaşırken ediniriz. Bunu en iyi, bir arkadaşınızdan ödünç aldığınız kitabı okurken anlarsınız. Bir satırın altını kurşun kalemle iki kere çizmiştir. Siz olsanız belki durmadan geçeceksiniz. Ama onu tanıyorsunuz. “Burada ne buldu acaba?” deyip cümleyi baştan alıyorsunuz. O akşam evde tek başınızasınız, aynı satırı iki kişi okuyorsunuz.

Peki, bir dostun bende iz bırakması için sonunda onunla aynı fikirde olmam şart mı? Bu soruyu düşünürken aklım Platon’un Kriton diyaloğundaki o sabaha gitti. Atina’da henüz gün ağarmamış. Ölüme mahkûm edilen Sokrates hücresinde uyuyor. Onu kaçmaya razı etmek için gelen eski dostu Kriton ise başucunda oturmuş, uyanmasını bekliyor. Ölümü bekleyenin uyuyabilmesi, onu kurtarmaya geleninse gözüne uyku girmemesi dokunuyor insana.

Kriton hazırlığını yapmış. Para bulunur, dostlar yardım eder, gidilecek yer de var. Sokrates’i kaybetme korkusuna bir de el âlemin ne diyeceği eklenmiş. Yarın birileri çıkıp parasına kıyamadığı için arkadaşını ölüme bıraktığını söylerse? Doğrusu, Kriton’a hak veriyorum. Sevdiğin insanı oradan çıkarabileceğine inanacaksın, sonra da eve tek başına döneceksin. Bunu başkalarına anlatırsın belki. Gece uykun kaçtığında kendine nasıl anlatacaksın?

Sokrates ise dostundan para bulmaktan da güç bir şey istiyor. Bunca yıl birlikte tartıştıkları doğruları şimdi bir daha gözden geçirecekler. Kaçmak gerçekten doğru mu, yoksa bu kez ölüm kapıya dayandığı için mi doğru görünüyor? Kriton dostunu kurtarmaya gelmişken kendini bu soruyla karşı karşıya buluyor. Ben o sabah ikisinden hangisinin yanında oturmak isterdim, bilemiyorum. İnsanın canını kurtarmak isteyen bir dostu olması ne büyük talih. O dosta, hatırını incitmek pahasına, düşündüğünü söyleyebilmesi de öyle.

Biz o kadar çetin kararlarla sınanmıyoruz belki ama bir dostun hatırını gözetmekle ona hak vermeyi sık sık birbirine karıştırıyoruz. Diyelim ki eski bir arkadaşıma kırılmışım. Söylediği sözü, sesindeki sertliğe kadar hatırlıyor, bir dostuma anlatıyorum. Dostum beni dinliyor, sonra “Peki Hicri, o sözü söylemeden hemen önce sen ona ne demiştin?” diye soruyor. İşte orada duruyorum. Onun cümlesini kelimesi kelimesine hatırlayan ben, kendi cümlemi toparlayamıyorum. Meğer hikâyeyi tam haklı çıktığım yerden başlatmışım.

O sohbetten bana ne kalır? Belki aylar sonra yine birine içerler, başımdan geçeni anlatmaya koyulurum. Bu kez daha ilk cümlede kendimi düzeltirim. “Dur hele, önce ben ne dedim, onu da anlatayım.” Masada dostumun sandalyesi boştur. Yine de söze nereden başlayacağımı o değiştirmiştir. Şimdi dönüp kendime soruyorum. Ben bir arkadaşımı, anlattığı hikâyenin başına döndürecek kadar dikkatle dinliyor muyum? Dahası, bana aynı iyiliği ikinci kez yapabilir mi? Yoksa ilk itirazında yüzümü öyle bir asmışımdır ki artık çayını içip “Sen haklısın Hicri,” demeyi mi yeğliyordur?

Beş kişiyi sayarken hep ilk sırada takılıp kalıyorum. Babam sağ olsaydı bu yazıyı ona da okurdum. Belki en beğendiğim cümlenin tam ortasında beni durdurur, hiç aklıma gelmeyen bir şey söylerdi. Ne söylerdi, bilmiyorum. Galiba en çok bunu özlüyorum. Cevabını kendim vermek zorunda kalmadan babama bir şey sorabilmeyi.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X