Kendimce... Yazılar
Hicri Uluçay

TAŞLARIN HAFIZASI BÜYÜKDERBENT HİKMETİYE CAMİİ

08 Temmuz 2026 00:00
Şehirlerin de insanlar gibi bir hafızası vardır. O hafızayı yaşatanlar ise sadece kitaplar ya da arşivler değildir. Yüzyıllardır ayakta duran camiler, köprüler, çeşmeler ve çınarlar, bir şehrin sessiz tanıklarıdır. Kartepe’nin Büyükderbent Mahallesi’nde bulunan Hikmetiye Camii de işte bu sessiz tanıklardan biridir. Her gün önünden yüzlerce insan geçer. Kimisi işe yetişir, kimisi okul yolundadır, kimisi de günlük telaşın içinde başını bile kaldırmadan yürür. Oysa o mütevazı yapının taşları, bir asrı aşan bir geçmişi sessizce bugüne taşımaktadır.

Hikmetiye Camii’nin hikâyesi, yalnızca bir ibadethanenin inşa edilmesinden ibaret değildir. Bu hikâyenin temelinde bir annenin yüreğine düşen tarifsiz acı vardır. Sultan II. Abdülhamid döneminde sarayda görev yapan Habibe Hanım, Japonya dönüşünde batan Ertuğrul Fırkateyni faciasında oğlunu kaybeder. Evlat acısını ömrünün sonuna kadar taşıyan Habibe Hanım, Büyükderbent’teki arazisini bir cami yapılması şartıyla bağışlar. Onun vefatının ardından Sultan II. Abdülhamid’in desteğiyle 1899 yılında Hikmetiye Camii inşa edilir. Saray maddi katkı sağlar, köy halkı ise emeğini ve imkânlarını ortaya koyar. Böylece bir annenin gözyaşı, bugün hâlâ insanlara huzur veren bir mabede dönüşür.

Aradan geçen yıllar boyunca Hikmetiye Camii sadece namaz kılınan bir mekân olmadı. Bayram sabahlarında sevinçlere, cenazelerde hüzünlere, asker uğurlamalarına, kandil gecelerine ve çocukların ilk safa durdukları günlere şahitlik etti. Nice imamlar geldi geçti, nice nesiller değişti ama o avluda edilen dualar hiç eksilmedi.

Elbette zaman hiçbir yapıyı es geçmez. Hikmetiye Camii de depremler gördü, fırtınalar atlattı. Özellikle 1999 Marmara Depremi’nde minaresi ağır hasar aldı. Ancak Büyükderbent halkı bu emaneti kaderine terk etmedi. Yapılan restorasyonlarla cami yeniden ayağa kaldırıldı ve tarihi kimliği korunarak gelecek nesillere emanet edildi. Çünkü bazı yapılar yalnızca taş ve harçtan ibaret değildir; onlar bir toplumun ortak hafızasıdır.

Bugün şehirler hızla büyüyor. Yeni yollar açılıyor, yüksek binalar yükseliyor, meydanlar değişiyor. Fakat gelişmişlik sadece betonla ölçülmez. Bir şehrin gerçek zenginliği, geçmişine gösterdiği saygıyla anlaşılır. Tarihine sahip çıkan şehirler geleceğini daha sağlam kurar. Köklerini unutan toplumlar ise ne kadar büyürse büyüsün, rüzgâr karşısında ayakta kalmakta zorlanır.

Büyükderbent Hikmetiye Camii bize tam da bunu hatırlatıyor. Yüz yılı aşkın süredir aynı gökyüzüne yükselen ezan sesi, aslında geçmiş ile gelecek arasında kurulan görünmez bir köprüdür. O köprüden sadece insanlar değil, hatıralar, gelenekler ve değerler de geçmektedir.

Bir gün yolunuz Büyükderbent’e düşerse birkaç dakikanızı ayırın. Hikmetiye Camii’nin avlusunda sessizce durun. Taşlarına dikkatle bakın. Belki size hiçbir söz söylemeyecek. Ama biraz dinlerseniz, o taşların içinde bir annenin duasını, bir köyün emeğini ve bir şehrin hafızasını hissedeceksiniz. Çünkü bazı eserler konuşmaz; onları anlayabilmek için sadece gönülle dinlemek yeterlidir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X