Kendimce... Yazılar
Hicri Uluçay

CUMARTESİ YAZILARI BİZ Mİ DEĞİŞTİK, YOKSA ZAMAN MI HIZLANDI?

20 Haziran 2026 12:47
Son yıllarda en sık kurduğumuz cümlelerden biri şu:“Ne çabuk geçti…”Bir bayram bitiyor.Bir mevsim sona eriyor.

Bir yılı daha uğurluyoruz.

Ve sanki zaman eskisinden daha hızlı akıyormuş gibi hissediyoruz.

Peki gerçekten öyle mi?

Saatler hızlandı mı?

Dünya daha hızlı mı dönüyor?

Yoksa değişen şey zaman değil de biz miyiz?

Bir zamanlar insanlar zamanı bugünkü gibi telefon ekranlarından takip etmiyordu.

Saatlerin yaygın olmadığı dönemlerde gemilerde, saraylarda ve kervanlarda kum saatleri kullanılırdı.

İnsanlar zamanın akışını gözleriyle görürdü.

Kum taneleri yavaş yavaş aşağı inerdi.

Zaman görünürdü.

Bugün ise zaman görünmüyor.

Belki de bu yüzden onu daha kolay kaybediyoruz.

Düşünün…

Bundan yüz yıl önce İstanbul’dan Ankara’ya gitmek günler sürebiliyordu.

Mektuplar haftalar sonra yerine ulaşıyordu.

Bir fotoğraf çekmek bile özel bir olay sayılıyordu.

Bugün aynı yol birkaç saatte tamamlanıyor.

Bir mesaj saniyeler içinde dünyanın öbür ucuna ulaşıyor.

Bir gün içinde yüzlerce fotoğraf çekebiliyoruz.

Ama ilginç bir şekilde, zamandan tasarruf ettikçe zamanımızın azaldığından şikâyet ediyoruz.

Bu nasıl bir çelişkidir?

Bilim insanları bunun nedenlerinden birinin “yenilik” olduğunu söylüyor.

Beynimiz ilk kez yaşadığı olayları daha güçlü kaydediyor.

Bu yüzden çocukluk yılları hafızamızda geniş yer kaplıyor.

İlk okul günü…

İlk bisiklet…

İlk maç…

İlk yolculuk…

Hepsi zihinde derin izler bırakıyor.

Fakat yıllar geçtikçe hayatımızın büyük bölümü alışkanlıklardan oluşmaya başlıyor.

Birbirine benzeyen günler ise hafızada daha az yer tutuyor.

Belki de zamanın hızlanması değil, hatıraların seyrekleşmesi bizi yanıltıyor.

Tarihin en büyük komutanlarından biri olan Napoleon Bonaparte sürgün yıllarında geçmiş savaşlarını anlatırken, bazı anları dün yaşanmış gibi hatırladığını söyler.

Oysa üzerinden yıllar geçmiştir.

Demek ki insan zihni zamanı takvimlerle değil, iz bırakan anlarla ölçüyor.

Belki de bir günün uzunluğu saatlerle değil, içinde yaşananlarla belirleniyor.

Bir başka ilginç örnek de fotoğraflardır.

Eskiden bir film rulosunda 24 ya da 36 kare bulunurdu.

İnsanlar deklanşöre basmadan önce düşünürdü.

Bugün ise cebimizde binlerce fotoğraf taşıyoruz.

Ama kaçını gerçekten hatırlıyoruz?

Belki de mesele ne kadar çok şey kaydettiğimiz değil, ne kadarını yaşayabildiğimizdir.

Antik Yunan filozofu Heraclitus:

“Bir insan aynı nehirde iki kez yıkanamaz.”

der.

Çünkü nehir değişmiştir.

İnsan değişmiştir.

Hayat değişmiştir.

Belki de zamanın bize vermek istediği ders budur.

Hiçbir şey aynı kalmaz.

Ama çoğu zaman değişimi fark edecek kadar yavaşlamayız.

Belki de bugün sormamız gereken soru şudur:

Zaman neden hızlı geçiyor?

değil…

Neden bazı günleri yıllar sonra bile hatırlarken, bazı yılları birkaç cümleyle geçiştiriyoruz?

Çünkü insan ömrünü takvim yapraklarıyla değil, hatıralarıyla yaşar.

Belki de zaman hızlanmadı.

Biz zamanı yaşamaktan çok tüketmeye başladık.

Bir sonraki güne yetişmeye çalışırken bugünü kaçırıyoruz.

Bir sonraki mevsimi planlarken içinde bulunduğumuz mevsimi unutuyoruz.

Oysa hayat, gelecek hafta değil…

Şu an yaşanıyor.

Ve yıllar sonra dönüp baktığımızda hatırlayacağımız şey, kaç yıl yaşadığımız değil;

Bir ömrün içine kaç unutulmaz an sığdırabildiğimiz olacak.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X