CUMARTESİ YAZILARI BAŞLAMADAN ÖNCE NASIL BİTECEĞİ ÖĞREN
İnsan bazen işini kötü yaptığı için değil, sırasını yanlış kurduğu için yenilir. Bazen büyük bir gayretle çalışır, hiçbir ayrıntıyı ihmal etmez, ortaya kusursuz görünen bir eser çıkarır; fakat çıkış kapısını düşünmeyi unutur. Sonunda başarısız olmaz belki ama başarıyla yanlış yere varır.
Hayatın en sessiz fakat en pahalı hatalarından biri budur: Başlamayı bilmek, fakat nasıl bitireceğini düşünmemek.
Oysa her başlangıç, kendi içinde bir son taşır. Söylenen bir sözün varacağı bir kalp, atılan bir imzanın doğuracağı bir sorumluluk, yapılan bir yatırımın ödenecek bedeli, verilen bir kararın değişecek hayatları vardır. İnsan çoğu zaman başlangıcın heyecanına kapılır; alkışı, kazancı, zaferi ve ilk adımı görür. Fakat yolun sonunda kendisini bekleyen köşeyi hesaba katmaz.
Futbol sahasında bunun çok yalın bir karşılığı vardır: İyi futbolcu, top ayağına geldikten sonra değil, gelmeden önce düşünür. Başını kaldırır, çevresini kontrol eder, arkadaşının koşusunu ve rakibin yerini görür. Topla buluştuğu anda vereceği kararı çoktan vermiştir. Çünkü futbol, yalnızca ayağın değil, birkaç saniye sonrasını görebilen aklın oyunudur.
Kahta’nın tozlu sahalarında öğrenilen ilk derslerden biri de buydu: Topu almadan önce nereye göndereceğini bileceksin. Çocukluk heyecanıyla gelişigüzel vurulan bazı toplar kaleye değil, tel örgülerin üzerinden başka sokaklara giderdi. Kenardakiler gülüşür, çocuklar topun peşinden koşardı. Yıllar sonra anlaşılıyor ki hayat da hesapsız vurulan o toplara benziyor; niyetimiz güzel olsa bile yönümüz belli değilse kendimizi hiç ummadığımız yerlerde bulabiliyoruz.
Profesyonel sahalarda da kural değişmez. Gol, çoğu zaman top kaleye girdiği anda değil; oyuncunun başını kaldırdığı, boşluğu gördüğü ve doğru kararı verdiği anda doğar. Ayağın yaptığı, zihnin birkaç saniye önce bitirdiği işi tamamlamaktır.
Toprağın dilini bilen çiftçi de tohumu avucundan bırakmadan önce gökyüzüne bakar. Yağmurun zamanını, toprağın nemini, mevsimin huyunu düşünür. Çünkü yanlış zamanda toprağa düşen tohum yalnızca boşa gitmez; gelecek hasadı da eksiltir. Usta marangoz tahtayı kesmeden önce iki kez ölçer. Mimar, binanın yalnızca temelini değil, içinde yaşayacak insanların yıllar sonraki ihtiyaçlarını da düşünür. Kaptan, limandan ayrılırken denizin o anki sakinliğine değil, yol boyunca değişebilecek rüzgâra bakar.
Bunların hiçbiri korkaklık değildir. Tam tersine, cesaretin akılla buluşmuş hâlidir.
Aristoteles’in “telos” kavramı da bize bunu hatırlatır: Her eylem, içinde bir amaç taşır. Bir şeyin değerini yalnızca nasıl başladığı değil, hangi sonuca hizmet ettiği belirler. Nereye varmak istediğini bilmeyen insan için hızın fazla bir anlamı yoktur. Çünkü yanlış yolda hızlanmak, yalnızca yanlış yere daha erken ulaşmaktır.
Bugünün dünyası ise başlangıçları fazlasıyla seviyor. Temel atma törenlerini, büyük ilanları, iddialı hedefleri, yeni projeleri, parlak vaatleri alkışlıyoruz. Fakat aynı heyecanı işin sonunu düşünürken göstermiyoruz. Bir bina yapılırken bakımını, bir yol açılırken trafiğini, bir şehir büyütülürken suyunu, yeşilini ve çocukların yürüyeceği kaldırımları hesaba katmıyoruz. İlk gün güzel görünen kararların yıllar sonra hangi toplumsal bedelleri doğuracağını konuşmuyoruz.
Sonra hep birlikte, kırmızıya boyadığımız bir şehrin küçücük köşesinde sıkışıp kalıyoruz.
Bu yalnızca yöneticilerin, şehir plancılarının ya da büyük şirketlerin meselesi de değildir. Hepimizin hayatında benzer köşeler bulunur. Öfkeyle yazılan bir mesajın karşı tarafta açacağı yarayı, kolayca alınan bir borcun aylar sonra getireceği yükü, kazanmak uğruna tüketilen yılların insandan neleri götüreceğini çoğu zaman sonradan fark ederiz. Bir cümleyi söylerken haklı çıkmayı düşünür, o cümlenin bir ilişkiyi nasıl bitirebileceğini düşünmeyiz.
Elbette “sonunu düşünmek”, hayatı bütünüyle hesaplara teslim etmek değildir. İnsan her ihtimali bilemez; hayat bazen en ayrıntılı planları bile tek hamlede değiştirebilir. Yola çıkmak için bütün taşların yerine oturmasını bekleyenler de çoğu zaman hiç başlayamaz. Mesele geleceği kusursuz biçimde tahmin etmek değil; kararlarımızın muhtemel sonuçlarına karşı sorumluluk duymaktır.
Harita değişebilir ama pusula kaybolmamalıdır.
Bazen planladığımız son gerçekleşmez. Bazen rüzgâr yön değiştirir, yol kapanır, takım arkadaşımız beklediğimiz koşuyu yapmaz. Böyle anlarda insanı kurtaran şey, körü körüne eski plana bağlı kalmak değil; neden yola çıktığını hatırlayarak yeni bir yol çizebilmektir. Öngörü, geleceği zincire vurmak değil; değiştiğinde ona hazırlıksız yakalanmamaktır.
Tablodaki adamın önünde de hâlâ bir seçenek vardır: Kusursuz zemini korumak için köşede beklemek ya da ayakkabılarının boyanmasını göze alarak oradan çıkmak. Çünkü bazı anlarda iz bırakmak, sıkışıp kalmaktan daha iyidir. Hayat bizden her zaman tertemiz ayakkabılarla yürümemizi değil, doğru kapıdan çıkabilmemizi ister.
Cumartesi sabahının dinginliğinde insanın kendisine sorabileceği sade fakat zor bir soru var:
“Şu anda boyadığım dünya, beni hangi köşeye götürüyor?”
Bu soru bir işe başlarken, bir karar verirken, bir söz söylerken ve yeni bir yola çıkarken hatırlanabilirse birçok pişmanlık daha doğmadan önlenebilir. Çünkü olgunluk, yalnızca fırçayı iyi kullanmak değildir; hangi köşeden başlayacağını ve çıkış kapısını ne zaman açık bırakacağını da bilmektir.
Hayat hepimize bir fırça ve sayısız renk verir. Duvarları hangi renge boyayacağımız bize kalmıştır. Fakat işe başlamadan önce kapının nerede olduğuna bakmak gerekir.
Çünkü iyi bir başlangıç, heyecan ister.
İyi bir son ise öngörü, sabır ve sorumluluk…
Ve bazen insanın bütün hayatını kurtaran şey, boyanmamış küçücük bir yer değil; zamanında fark edilmiş bir çıkış kapısıdır.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- FİNAL BİLETİ HAKEMİN CEBİNDE 03 Kasım 2026 Salı
- BOŞUNA MI? 02 Kasım 2026 Pazartesi
- AYAĞINA TAKILAN HAYAT 01 Kasım 2026 Pazar
- MANTIĞIN SINIRINDA, OLANAKSIZIN KIYISINDA 30 Ekim 2026 Cuma
- KAF DAĞI’NIN ARDINDAKİ KUŞ 30 Ekim 2026 Cuma
- BİR SANAT DEVRİNE!.. 29 Ekim 2026 Perşembe
- BİR İMPARATOR GELDİ, BİR KÖŞK KALDI 27 Ekim 2026 Salı
- HERKES GİTTİ, KALECİ KALDI! 26 Ekim 2026 Pazartesi
- BEKLEDİĞİMİZ KUŞ NEDEN GELMİYOR? 26 Ekim 2026 Pazartesi
- YUNUS’UN NEFESİ, CEBİMİZDEKİ SURETİ 24 Ekim 2026 Cumartesi