Kendimce... Yazılar
Hicri Uluçay

ARTIK HİÇ KİMSE “BİLMİYORUM” DEMİYOR ARTIK HİÇ KİMSE “BİLMİYORUM” DEMİYOR

06 Ağustos 2026 00:01
Bir zamanlar “Bilmiyorum.” demek, öğrenmenin başlangıcıydı.İnsan bilmediğini kabul eder, sorar, araştırır, dinler ve sonunda öğrenirdi. Çünkü bilgiye giden yol, önce cehaletini fark etmekten geçerdi.

Bugün ise tuhaf bir çağın içindeyiz.

Artık neredeyse hiç kimse “Bilmiyorum.” demiyor.

Sanki her konuda mutlaka bir fikrimiz olmak, her soruya anında cevap vermek ve her tartışmada son sözü söylemek zorundaymışız gibi yaşıyoruz. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmanın normalleştiği bir dönemin içindeyiz.

Bir deprem oluyor; jeologlardan önce milyonlarca yorum yapılıyor.

Ekonomi konuşuluyor; herkes kendi hesabına göre ülkenin maliye bakanı kesiliyor.

Bir sağlık haberi çıkıyor; doktorların yıllarca eğitim alarak ulaştığı bilgiler, birkaç dakikalık videolarla tartışılır hâle geliyor.

Bir futbol maçı bitiyor; milyonlarca teknik direktör aynı anda ekran başına geçiyor.

Sosyal medya sayesinde herkesin sesi var. Bu, kuşkusuz büyük bir kazanım. Ancak sesin çoğalması, bilginin de çoğaldığı anlamına gelmiyor. Hatta bazen tam tersine, doğru bilgi; yüksek sesin, hızlı yorumun ve kesin hükümlerin arasında kaybolup gidiyor.

Eskiden bilgiye ulaşmak zordu, bugün ise bilgiye ulaşmak hiç olmadığı kadar kolay. Fakat kolay ulaşılabilen bilgi, kolayca anlaşılan bilgi demek değildir. Çünkü bilgi ile bilgelik arasında görünmeyen ama çok önemli bir köprü vardır: Düşünmek.

İnsan zihni belirsizliği sevmez. Bilmediğini kabul etmek, egomuzu rahatsız eder. Bu yüzden çoğu zaman eksik bilgilerimizi kesin cümlelerle tamamlamaya çalışırız. Oysa gerçek özgüven, her soruya cevap vermek değil; gerektiğinde “Bu konuda yeterince bilgim yok.” diyebilmektir.

Dünyanın en büyük bilim insanlarına baktığınızda ortak bir özellik görürsünüz. Onlar, en kesin konuşması beklenen kişiler olmalarına rağmen, cümlelerini çoğu zaman “Mevcut verilere göre…”, “Şimdilik bildiklerimiz…”, “Araştırmalar bunu gösteriyor…” diye kurarlar. Çünkü bilim, kesinliğin değil; sorgulamanın üzerine inşa edilir.

Sokrates’in yüzyıllardır hafızalarda yaşayan şu sözü boşuna söylenmemiştir: “Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir.” Bu cümle aslında bilgisizliğin değil, gerçek bilgeliğin ifadesidir. Çünkü insan ne kadar öğrenirse, bilmediklerinin ne kadar büyük olduğunu da o kadar iyi fark eder.

Yapay zekâ çağında bu gerçek daha da önem kazandı. Artık bir sorunun cevabına saniyeler içinde ulaşabiliyoruz. Ancak yeni çağın asıl meselesi cevap bulmak değil; doğru cevabı yanlış olandan ayırabilmek, kaynağı sorgulayabilmek ve eleştirel düşünebilmektir. Teknoloji bize bilgi sunabilir; fakat muhakeme yeteneğini hâlâ insan geliştirmek zorundadır.

Belki de bugün çocuklarımıza öğreteceğimiz en değerli cümle, her sorunun cevabını ezberlemek değil; gerektiğinde rahatlıkla “Bilmiyorum ama öğrenebilirim.” diyebilmektir. Çünkü öğrenmenin kapısını açan anahtar, her şeyi bildiğini sanmak değil; bilmediklerini fark edebilmektir.

Toplumlar yalnızca bilgiyle değil, aynı zamanda entelektüel tevazuyla da gelişir. Farklı fikirlere kulak verebilen, yanıldığını kabul edebilen ve yeni bilgiler ışığında düşüncesini değiştirebilen insanlar; hem kendilerini hem de yaşadıkları toplumu ileri taşırlar. Oysa her konuda kesin konuşmanın alışkanlık hâline geldiği toplumlarda tartışma çoğalır, anlayış azalır; gürültü artar, hakikat ise sessizleşir.

Belki de çağımızın en cesur cümlesi, en yüksek sesle söylenen değil; en samimi şekilde dile getirilen şu iki kelimedir:

“Bilmiyorum.”

Çünkü cehalet, bilmemek değildir.

Cehalet; bilmediği hâlde biliyormuş gibi konuşmaktır.

Bilgelik ise, insanın gerektiğinde tevazu ile durup, öğrenmeye açık bir yürekle şu cümleyi kurabilmesidir:

“Bilmiyorum… Ama öğrenebilirim.”

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X