Kendimce... Yazılar
Hicri Uluçay

ANNELER GÜNÜ KUTLU OLSUN Anne: İnsanın Dünyaya Açılan İlk Penceresi

10 Mayıs 2026 10:41
Bazı kelimeler vardır…Söylendiği anda insanın içindeki bütün yaşlar aynı anda ayağa kalkar.“Anne” gibi…

Çocukken başka söylenir o kelime…
Gençken başka…
İnsan yaş aldıkça ise bambaşka bir derinlik kazanır.

Çünkü insan büyüdüğünü ilk kez, annesinin ellerine baktığında anlar.

Bir zamanlar kendisini taşıyan ellerin artık yavaşladığını görmek…
Hayatın insana yaptığı en sessiz öğretidir.

Yarın Anneler Günü…

Ama benim için bu gün yalnızca bir takvim günü değil.

Bir ömrün içinden geçen fedakârlıkların, uykusuz gecelerin, duaların, gözyaşlarının ve sessizce yük taşımış kadınların hatırlandığı derin bir hayat muhasebesi…

Bugün zihnimde iki kadın var…

Biri beni dünyaya getiren annem Fatma…
Diğeri ise hayat yolculuğumda omzuma omuz veren sevgili eşim Enise…

İnsan gençken annesini yalnızca “anne” sanıyor.

Oysa yıllar geçtikçe anlıyor ki…

Anne dediğin şey bazen bir evin direğidir…
Bazen yoklukta kaynamaya devam eden bir tencere…
Bazen evladının üzerine titreyen bir dua…
Bazen gece herkes uyurken karanlıkta edilen sessiz bir niyazdır.

Ben annemi düşündüğümde sadece bir insanı hatırlamıyorum…

Bir dönemi hatırlıyorum.

Anadolu’yu hatırlıyorum…
Toprağın kokusunu…
Yokluğum içindeki asaleti…
Azla yetinmeyi…
Şükretmeyi…
Ve her şeye rağmen dimdik kalabilmeyi…

Çünkü bizim annelerimiz sadece çocuk büyütmedi.

Bir ahlak taşıdı…
Bir kültür taşıdı…
Bir nesli ayakta tuttu.

Bugün dönüp eski fotoğraflara baktığımda içimi en çok titreten şeylerden biri şu oluyor:

Bir zamanlar elinden tuttuğumuzu sandığımız insanlar, aslında bizi hayata tutunduruyormuş…

Hastane odasında annemin elini tuttuğum o anı düşündükçe, hayatın bütün gürültüsü susuyor içimde.

Çünkü insan bazı gerçekleri geç öğreniyor.

Çocukken annemizin bizi koruduğunu sanıyoruz…
Ama aslında insan ömrü boyunca annesinin duasının içinde yaşıyor.

Ve anne gidince…

Ev aynı ev oluyor belki…
Sokak aynı sokak…
Şehir aynı şehir…

Ama dünyanın sesi değişiyor.

Çünkü insanın içindeki “eve dönüş hissi” biraz eksiliyor.

Sonra hayat devam ediyor…

İnsan bu kez başka bir şeyi fark ediyor:

Bir kadının fedakârlığı sadece annelikle sınırlı değil.

Yıllarca aynı sofrayı paylaşan, zor günlerde yanında duran, insanın sessizliğini bile anlayan eşler de hayatın görünmeyen kahramanları oluyor.

İşte bu yüzden bugün sevgili eşim Enise’ye de ayrı bir parantez açmak istiyorum.

Çünkü bazı kadınlar yalnızca çocuk büyütmez…
Bir hayatı taşır.

Bazen insanın düştüğü yerde elinden tutar…
Bazen herkes giderken yanında kalır…
Bazen tek bir cümleyle insanın içindeki bütün yorgunluğu alır.

Hayat bana yıllar içinde şunu öğretti:

Bir insanın annesine duyduğu saygı,
eşine gösterdiği sevgide devam eder.

Çünkü sevgi dediğimiz şey aslında bir aktarım meselesidir.

Annesinden merhamet gören insan, merhameti büyütür.
Şefkat gören insan, şefkati çoğaltır.

Belki de bu yüzden anneler yalnızca çocuk doğurmaz…

Bir toplumun vicdanını büyütür.

Bugün dünyada hâlâ güzel insanlar varsa…
Hâlâ sofraya ekmek koyarken başkasını düşünenler varsa…
Hâlâ kimse görmeden iyilik yapanlar varsa…

Bilin ki bir annenin emeği hâlâ bu dünyanın içinde dolaşıyordur.

Ve şimdi yıllar sonra dönüp hayatıma baktığımda şunu çok net görüyorum:

İnsan hayatta birçok şeyi kaybedebilir…
Para… makam… güç… gençlik…

Ama annesinin sesini özlemeyi asla bırakmıyor.

Çünkü anne…

İnsanın dünyaya baktığı ilk pencere oluyor.

Ve bazı pencereler kapansa bile,
içeri bıraktığı ışık ömür boyu insanın içinde yaşamaya devam ediyor…

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X