ZÜBÜK 5G ZÜBÜK 5G

27 Ağustos 2026 22:01
Zübük’ü hatırlıyor musunuz?Aziz Nesin’in yıllar önce anlattığı o meşhur karakteri…

Aradan yıllar geçti.

Türkiye değişti, siyaset değişti, teknoloji değişti.

Zübük de değişti.

Eskiden kasaba meydanında dolaşıyordu.

Şimdi cebimizde.

Üstelik hızlı.

5G.

Yanlış anlaşılmasın. Ben bugün bir kişiden söz etmiyorum.

Bir siyaset yapma biçiminden söz ediyorum.

Çünkü isimler değişiyor, partiler değişiyor, liderler değişiyor ama bazı siyasi yöntemlerin ömrü nedense pek uzun oluyor.

Peki yeni Zübük siyaseti nasıl çalışıyor?

Aslında yöntem çok karmaşık değil.

Önce kendinize bir kitle buluyorsunuz.

Ama sıradan bir destekçi kitlesi değil.

Kızgın olacak.

Kırgın olacak.

Kendisini haksızlığa uğramış hissedecek.

Birilerine öfkeli olacak.

Sonra o duyguları yatıştırmak yerine biraz daha köpürtüyorsunuz.

Çünkü sakin insan düşünür.

Öfkeli insan ise önce tepki verir.

İşte yeni Zübük siyasetinin kapısı tam burada açılıyor.

Önce yarayı bul

Her toplumun yaraları vardır.

Ekonomik sıkıntılar…

Adaletsizlik duygusu…

Kimlik meseleleri…

Geçmişten kalan kırgınlıklar…

Gelecek korkusu…

İşsizlik…

Yoksulluk…

Kendini değersiz hissetme…

Siyaset elbette bunlarla ilgilenecek.

Zaten siyaset biraz da insanların sorunlarına çözüm üretme işi değil midir?

Ama burada önemli bir fark var.

Bir siyasetçi yarayı iyileştirmeye çalışır.

Bir başkası ise o yaranın kapanmasını pek istemez.

Çünkü bazı siyaset biçimleri çözümden değil, yaranın sürekli açık kalmasından beslenir.

İnsanlara sürekli şunu söylersiniz:

“Sana haksızlık yaptılar.”

“Seni dışladılar.”

“Seni küçümsediler.”

“Senin hakkını yediler.”

Bunların gerçekten yaşandığı durumlar elbette olabilir.

Sorun bunları dile getirmek değildir.

Sorun, insanların yaşadığı gerçek mağduriyetleri çözmek yerine onları sürekli yeniden üretmek ve siyasi bağlılığın malzemesi hâline getirmektir.

Çünkü öfke bir süre sonra siyasi yakıta dönüşür.

Ve öfkeyle çalışan bir siyaset, o deponun boşalmasını pek istemez.

Sonra bir düşman bul

Kitle kızgın.

Peki şimdi?

Öfkenin bir adresi olması gerekiyor.

İşte o zaman “biz” ve “onlar” başlıyor.

Biz iyiyiz.

Onlar kötü.

Biz halkız.

Onlar halktan kopuk.

Biz vatanseveriz.

Onlar değil.

Biz mağduruz.

Onlar zalim.

Dikkat edin, artık politika konuşmuyoruz.

Ekonomi nasıl düzelecek?

Eğitim nasıl iyileşecek?

Gençler neden ülkeden gitmek istiyor?

Gelir dağılımındaki sorun nasıl çözülecek?

Bunların hepsi yavaş yavaş ikinci plana düşüyor.

Çünkü siyaset sorun çözme alanından çıkıp taraftarlık alanına giriyor.

Ve taraftarlığın siyasetçi açısından oldukça kullanışlı bir tarafı vardır:

Takımınız kötü oynasa da desteklersiniz.

İşte siyasette tehlike tam burada başlar.

Vatandaş seçmen olmaktan çıkıp taraftar olduğunda siyasetçinin işi kolaylaşır.

Çünkü seçmen hesap sorar.

Taraftar çoğu zaman önce formasına bakar.

Değerler de sıraya girer

Sonra sıra toplumun hassas olduğu değerlere gelir.

Vatan…

Bayrak…

Din…

Atatürk…

Adalet…

Özgürlük…

Demokrasi…

Halk…

Hangisi gerekiyorsa.

Burada mesele hangi değerin kullanıldığı değildir.

Mesele o değerin gerçekten savunulup savunulmadığıdır.

Çünkü değerler siyasetin ahlaki pusulası olmaktan çıkıp siyasi iletişimin malzemesine dönüştüğünde tuhaf bir durum ortaya çıkar:

İnsanlar değeri değil, o değeri en yüksek sesle söylediğini düşündükleri kişiyi savunmaya başlar.

Oysa bir değeri çok söylemekle o değere uygun davranmak aynı şey değildir.

Demokrasi demek kolaydır.

Demokrat olmak daha zordur.

Adalet demek kolaydır.

Kendinizden olmayana da adil davranmak daha zordur.

Özgürlük demek kolaydır.

Sizin gibi düşünmeyenin özgürlüğünü savunmak daha zordur.

Vatan demek kolaydır.

Vatanın insanına karşı sorumluluk almak daha zordur.

Siyasette kelimelerin değil, davranışların sınavı vardır.

Biraz mağdur, biraz kahraman

Yeni Zübük siyasetinin en ilginç taraflarından biri de burada ortaya çıkıyor.

Siyasi aktör aynı anda hem mağdur hem kahraman olabiliyor.

Bir taraftan:

“Herkes bana karşı.”

Diğer taraftan:

“Bir tek ben bunlarla mücadele edebilirim.”

Bir taraftan mağduriyet…

Diğer taraftan kurtarıcılık…

Oldukça kullanışlı bir karışım.

Çünkü kitle önce sizin için üzülüyor.

Sonra sizinle birlikte öfkeleniyor.

Bir süre sonra da sizi korumaya başlıyor.

Ve tam o noktada siyasi eleştiri zorlaşıyor.

Siyasetçiye yöneltilen eleştiri artık bir politikaya yönelik eleştiri olarak görülmüyor.

Gruba yapılmış bir saldırı gibi algılanıyor.

“Lideri eleştiriyorsan bizi eleştiriyorsun.”

İşte siyasal iletişim açısından tehlikeli eşiklerden biri budur.

Çünkü liderle seçmen arasındaki siyasi ilişki, yavaş yavaş duygusal bir savunma ilişkisine dönüşür.

O noktadan sonra soru sormak bile sadakatsizlik sayılmaya başlayabilir.

Oysa demokraside vatandaşın görevi siyasetçiyi korumak değildir.

Siyasetçinin görevi vatandaşa hesap vermektir.

Aradaki farkı kaybettiğimizde Zübük siyasetinin işi kolaylaşır.

Sonra kitlenin sırtına bin

Buraya kadar geldikten sonra artık iş daha kolay.

Kitle hazır.

Öfkesi hazır.

Düşmanı hazır.

Kahramanı hazır.

Sloganları hazır.

Bir de sosyal medya var.

Bir işaret veriliyor.

Binlerce insan aynı anda aynı şeyi paylaşabiliyor.

Birisi eleştiri mi yaptı?

Üzerine gidiliyor.

Bir gazeteci soru mu sordu?

Hemen tarafı sorgulanıyor.

Parti içinde farklı bir fikir mi çıktı?

Önce fikre değil, söyleyen kişinin sadakatine bakılıyor.

Bir süre sonra insanlar kendi kendilerini denetlemeye bile başlayabiliyor:

“Bunu söylersem bizimkilere zarar verir miyim?”

İşte o noktada siyasetçinin herkesi tek tek yönlendirmesine bile gerek kalmıyor.

Kitle birbirini yönlendirmeye başlıyor.

Hatta bazen birbirini hizaya getiriyor.

Eskinin Zübük’ünün böyle bir imkânı yoktu.

Bugünün var.

Bir zamanlar kasaba meydanında yüz kişiye ulaşmak için saatlerce konuşmak gerekiyordu.

Bugün birkaç saniyelik bir video milyonlara ulaşabiliyor.

Zübük aynı Zübük.

Çekim gücü biraz arttı.

Peki bundan kim zarar görüyor?

İlk bakışta karşı taraf gibi görünüyor.

Oysa uzun vadede en büyük zararı vatandaş görüyor.

Hatta çoğu zaman o siyasetçiyi en güçlü biçimde destekleyen vatandaş…

Çünkü gerçek sorunları konuşulmuyor.

Öfkeleri konuşuluyor.

Geçim sıkıntısı çözülmüyor.

Ama kime kızması gerektiği söyleniyor.

Çocuğunun geleceğine ilişkin kaygısı azalmıyor.

Ama bu kaygının sorumlusu olarak önüne yeni bir düşman konuluyor.

İşte burada vatandaşın kendisine çok basit bir soru sorması gerekiyor:

“Benden ne istiyorlar: düşünmemi mi, kızmamı mı?”

Bence günümüz siyasetini anlamanın en işe yarar sorularından biri bu.

Çünkü siyasette duygu elbette vardır.

Umut vardır.

Heyecan vardır.

Kızgınlık da vardır.

Bunların hiçbiri yanlış değildir.

Sorun, duygularımızın düşünmemizin önüne geçirilmesidir.

Çünkü siyaset yalnızca ne hissettiğimizi yönetmeye başlar ve aklımızı sürekli oyunun dışında bırakırsa orada durup düşünmek gerekir.

Zübük belki artık eski Zübük değil.

Meydanı değişti.

Mikrofonu değişti.

İletişim araçları değişti.

Ama yöntem fazlasıyla tanıdık:

Önce yarayı bul.

Sonra yarayı kaşı.

Öfkeyi büyüt.

Bir düşman göster.

Kendini mağdur ilan et.

Ardından kahraman ol.

Ve o öfkenin üzerine binip istediğin yere doğru git.

Bu yüzden bugün mesele Zübük’ün kim olduğunu bulmak değil.

Sağa bakarak da aramayın.

Sola bakarak da.

Çünkü isim ararsak asıl meseleyi kaçırırız.

Zübük bir isimden çok, bir siyaset yapma biçimidir.

Onu tanımanın yolu da aslında çok zor değil.

Size sürekli kime kızmanız gerektiğini söyleyen siyasetçiye bir gün siz de sorun:

“Tamam, ona kızalım da… Sen ne yapacaksın?”

Çünkü öfkeyi yönetmek başka şeydir.

Ülkeyi yönetmek başka.

Aradan yıllar geçti.

Teknoloji ilerledi.

Siyasetin araçları değişti.

Zübük de çekim gücünü artırdı.

Artık 5G.

Ama hâlâ en çok aynı yerde çekmiyor:

Soru soran vatandaşın yanında.

 

YORUMLAR
  • Toplam 2 yorum
Celal Haznedaroğlu 21:52 - 28 Ağustos 2026

Aziz Nesin'den günümüze "zübük" sözcüğü anlam olarak alanını genişletti ve siz bu makale izle çok güzel dile getirdiniz. Kaleminize sağlık.

0 Beğenmedim
Kudret Köksoy 14:33 - 28 Ağustos 2026

Sinem'ciğim kalemine ve emeklerine sağlık...Çok güzel teşhisler koymuşun..

0 Beğenmedim

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X