Oyu Var Gönlü Yok Oyu Var Gönlü Yok
Ama siyasette çok fazla konuşulmayan başka bir seçmen var.
Üstelik belki de önümüzdeki seçimlerin sonucunu anlamak için en az kararsızlar kadar dikkatle bakmamız gereken bir seçmen.
Peki Kim Bu Seçmen?
Aslında kararını vermiş gibi görünen ama verdiği karardan pek de mutlu olmayan seçmen…
Bir partiye yıllardır oy veriyor. Belki ailesinden öyle görmüş. Belki dünya görüşü o partiye daha yakın. Belki kendisini yıllardır o siyasi kimliğin içinde tanımlıyor. Belki de başka bir partiye oy vermeyi hâlâ kendisine yakıştıramıyor.
Sandığa gittiğinde eli yine bildiği yere gidiyor ama içinden de bir ses yükseliyor:
“Ben gerçekten hâlâ burada mıyım?”
İşte gönülsüz seçmen tam olarak burada karşımıza çıkıyor.
Kararsız seçmen hangi partiye oy vereceğine henüz karar vermemiştir.
Gönülsüz seçmenin durumu farklıdır.
Onun bir adresi vardır ama o adreste artık eskisi kadar huzurlu değildir.
Oy vermek başka, gönül vermek başka
Siyasette yıllarca seçmen davranışını anlamak için çoğunlukla aynı soruyu sorduk:
“Kime oy veriyorsunuz?”
Oysa bugün başka bir soruya daha ihtiyacımız var:
“Neden hâlâ ona oy veriyorsunuz?”
İkisi aynı şey değil.
Bir insan bir siyasi partiye oy vermeye devam edebilir ama o partiyi eskisi kadar güçlü biçimde desteklemeyebilir.
Partisiyle ilgili bir haber çıktığında eskiden hemen savunurken artık susabilir.
Bir yanlış gördüğünde “Olur böyle şeyler” demek yerine eleştirmeye başlayabilir.
Liderine güveni azalmış olabilir.
Partisinin kullandığı dilden rahatsız olabilir.
Kendi sorunlarının artık görülmediğini düşünebilir.
Ama seçim anketinde hâlâ aynı partinin seçmeni olarak görünür.
İşte sandıktaki oy ile gönüldeki oy burada birbirinden ayrılmaya başlıyor.
Ve siyasetin önemli yanılgılarından biri de burada ortaya çıkıyor:
Bir seçmenin oyunu almak, onun gönlünü kazandığınız anlamına gelmez.
“Nasıl olsa bize oy verir” demeyin
Bir siyasi partinin kendi seçmeniyle ilgili kurabileceği en tehlikeli cümlelerden biri sanırım şudur:
“Nasıl olsa bize oy verir.”
Siyasette “nasıl olsa” diye başlayan cümlelerden biraz korkmak gerekiyor.
Çünkü hiçbir seçmenin oyu tapulu arazi değildir.
Bir insan size beş seçim boyunca oy vermiş olabilir. Altıncı seçimde de verebilir.
Ama mesele yalnızca sandığa atılan oy değildir.
Asıl mesele o insanın sizinle kurduğu bağdır.
Üstelik bu bağın zayıflaması bir sabah aniden gerçekleşmez.
Önce heyecan kaybolur.
Sonra savunma isteği azalır.
Eskiden partisinin eleştirildiği yerde hemen itiraz eden seçmen artık susmaya başlar.
Ardından eleştiri gelir.
Sonra belki şu cümleyi duyarsınız:
“Ben de zaten memnun değilim.”
Bence siyasetin asıl dikkat etmesi gereken cümlelerden biri budur.
Çünkü seçmen bazen oyunu değiştirmeden çok önce duygusal olarak uzaklaşmaya başlar.
“Benim gidecek başka yerim yok”
Gönülsüz seçmenin ilginç tarafı da burada.
Kendi partisine kızgındır ama diğer partiye de yakın değildir.
Liderini eleştirir ama karşısındaki lidere de güvenmez.
“Bir daha oy vermeyeceğim” der, seçim günü gelir, yine aynı partiye oy verir.
Peki neden?
Çünkü siyasal tercihler yalnızca seçim vaatleriyle oluşmaz.
İnsanların geçmişleri, aileleri, çevreleri, değerleri, korkuları, umutları ve alışkanlıkları da sandığa gider.
Bazen seçmenin içinde şöyle bir duygu oluşur:
“Kızıyorum ama benim gidecek başka yerim yok.”
İşte siyasi partilerin asıl düşünmesi gereken nokta burasıdır.
Çünkü böyle düşünen seçmen hâlâ sizin seçmeniniz olabilir ama artık sizin güçlü destekçiniz değildir.
Bir bakıma kapının eşiğinde bekliyordur.
Peki bu seçmeni kim kazanır?
Şimdi işin en önemli yerine geldik.
Gönülsüz seçmeni kazanmanın yolu daha yüksek sesle konuşmak değildir.
Rakibi daha fazla aşağılamak hiç değildir.
Her eleştirene kızmak da değildir.
Bu seçmenin önce kendisini güvende hissetmesi gerekir.
“Buraya gelirsem geçmişim yüzünden yargılanmayacağım” diyebilmesi gerekir.
“Dün başka partiye oy verdim diye bana kötü gözle bakılmayacak” diye düşünmesi gerekir.
Çünkü insanlar siyasi görüşlerini değiştirdiklerinde geçmişlerini kapının dışında bırakmıyorlar.
Geçmişleriyle birlikte geliyorlar.
Bu nedenle siyasal iletişim yalnızca insanlara “Bize oy verin” demek değildir.
Bazen çok daha güçlü bir mesaj verebilmektir:
“Bize oy vermeseniz de sizi dinliyoruz.”
İşte siyaset dili burada değişir.
Her partinin gönülsüz seçmeni vardır
Burada özellikle altını çizmek istediğim bir nokta var.
Gönülsüz seçmen yalnızca bir siyasi partiye ait değildir.
Sağda da vardır, solda da.
Muhafazakâr seçmenin içinde de vardır, sosyal demokrat seçmenin içinde de, milliyetçi seçmenin içinde de.
Çünkü gönülsüzlük ideolojik bir kimlik değil, seçmenle siyasi yapı arasında oluşan duygusal bir mesafedir.
Bir insan partisinin temel değerlerine hâlâ inanabilir ama yönetiminden memnun olmayabilir.
Liderini destekleyebilir ama kullanılan siyasi dilden rahatsız olabilir.
Partisine oy verebilir ama artık eskisi kadar ait hissetmeyebilir.
İşte siyasal iletişimin görmesi gereken tam da bu duygudur.
Seçimi bazen en çok bağıran değil, en çok anlayan kazanır
Belki de önümüzdeki seçimleri konuşurken soruyu biraz değiştirmek gerekiyor.
“Kararsız seçmeni kim kazanacak?”
Elbette önemli.
Ama bir soru daha soralım:
“Kendi partisinden vazgeçmemiş ama gönlü kırılmış insanlara kim ulaşabilecek?”
Bence asıl meselelerden biri burada.
Kendi seçmenini yeniden heyecanlandırabilen, başka siyasi partilerin gönülsüz seçmenlerine de “Burada size de yer var” duygusunu verebilen siyasi hareket önemli bir avantaj elde eder.
Bunun için bağırmaya gerek yok.
Kutuplaştırmaya hiç gerek yok.
İnsanların geçmiş siyasi tercihlerini yüzlerine vurmaya da gerek yok.
Bazen siyasetin söylemesi gereken cümle çok basittir:
“Seni de dinliyorum.”
Çünkü seçmen yalnızca oyunun görülmesini istemez.
Kendisinin de görülmesini ister.
Saygı görmek ister.
Dinlenmek ister.
Ve en önemlisi yalnızca seçim günü hatırlanmak istemez.
Belki bundan sonra anketlere bakarken yalnızca “kararsızlar” bölümüne bakmamak gerekiyor.
Bir de kararını vermiş görünenlere bakalım.
Çünkü insan bazen kararını değiştirmeden önce duygusunu değiştirir.
Önce gönlü uzaklaşır.
Sonra dili değişir.
En son oyu değişir.
Ve siyaset yalnızca son aşamaya bakarsa seçmenin neden gittiğini anlayamaz.
Bir gün sandık açılır ve herkes şaşkınlıkla oyların neden yer değiştirdiğini konuşmaya başlar.
Oysa değişim o gece başlamamıştır.
Çok daha önce başlamıştır.
Çünkü bazen seçimlerin kaderini, nereye gideceğini bilmeyenler değil; nerede olduğunu bilen ama artık orada kalmak istemeyenler belirler.
Ve sandıkta oy yer değiştirdiğinde aslında olan çok basittir:
Gönül çoktan gitmiştir.
- Toplam 1 yorum
Celal Haznedaroğlu 14:48 - 21 Ağustos 2026
Ufuk açıcı bir yazı. Tebrikler
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Ömür Törpüleri, Huzur Kemirgenleri ve Duygu Korsanları 04 Eylül 2026 Cuma
- ZÜBÜK 5G 27 Ağustos 2026 Perşembe
- Kriz Konuşmaz, İletişim Konuşur 07 Ağustos 2026 Cuma
- Bir Lira Üç Kuruşun Anlattığı Hikâye 01 Ağustos 2026 Cumartesi
- Sahiciliğin Siyasal Karşılığı 31 Temmuz 2026 Cuma