Bir Lira Üç Kuruşun Anlattığı Hikâye Bir Lira Üç Kuruşun Anlattığı Hikâye
Bir partinin seçim beyannamesini okumadan önce nasıl konuştuğuna, eleştirilere nasıl cevap verdiğine, beklenmedik bir olay karşısında nasıl davrandığına bakarız. Çünkü insan, karşısındakini en çok hazırlıksız yakalandığı anlarda tanır.
Dün gündemi meşgul eden "1 lira 3 kuruş" tartışmasını okurken aklımdan geçen ilk düşünce buydu.
Ankara Büyükşehir Belediyesi eski başkanının Yeni Parti'nin bağış hesabına 1 lira 3 kuruş göndermesi, ardından Yeni Parti'nin bu bağışı iade ederek dekontunu paylaşması, ilk bakışta sosyal medyada yaşanan sıradan bir polemik gibi görünebilir.
Nitekim tartışmalar da bunun üzerinden yürüdü.
Kimileri gönderilen parayı konuştu.
Kimileri verilen cevabı.
Kimileri haklı aradı, kimileri haksız.
Ama ben bütün bu tartışmanın içinde başka bir sorunun gözden kaçtığını düşündüm.
Acaba gerçekten konuştuğumuz şey 1 lira 3 kuruş muydu?
Yoksa yeni kurulan bir siyasi partinin kendisini topluma nasıl anlatmayı tercih ettiği miydi?
Çünkü siyasette bazen olaylar bahane, verilen mesaj asıl meseledir.
Bir siyasi parti kurmak kolay değildir.
Yeni bir isim bulabilirsiniz, yeni bir logo tasarlayabilirsiniz, yeni bir program hazırlayabilirsiniz.
Fakat bütün bunlardan daha zor bir şey var.
İnsanlara gerçekten "yeni" olduğunuzu hissettirebilmek.
İşte bunun yolu da çoğu zaman büyük mitinglerden değil, küçük anlardan geçer.
Beklenmedik bir eleştiri...
Anlık bir kriz...
Bir provokasyon...
Ya da küçücük bir bağış...
Çünkü seçmen bazen uzun konuşmaları değil, o an verilen tepkiyi hafızasına kaydeder.
İşte bu yüzden Yeni Parti'nin verdiği cevap bence sadece bir bağışın iadesi olarak okunmamalı.
Bu cevap aynı zamanda bir iletişim tercihidir.
Uzun bir açıklama yapılabilirdi.
Saatler sürecek polemiklere girilebilirdi.
Karşılıklı suçlamalarla konu günlerce uzatılabilirdi.
Ama farklı bir yol seçildi.
Tek bir dekont paylaşıldı, kısa bir açıklama yapıldı. Gerisi kamuoyunun değerlendirmesine bırakıldı.
Bu tercih bilinçli midir, tesadüf müdür, bunu bugünden bilemeyiz.
Fakat şu gerçeği biliyoruz:
Yeni kurulan her siyasi parti, sadece eski partisinden ayrıldığını değil, neden farklı olduğunu da anlatmak zorunda. Üstelik bunu yalnızca programıyla değil, günlük hayattaki refleksleriyle göstermek zorunda.
Tam da bu nedenle bu olay bana başka bir soruyu düşündürdü.
Yeni Parti'nin asıl sınavı CHP'den ayrılması mı yoksa CHP'den farklı bir siyasal iletişim anlayışı geliştirebilmesi mi?
Bence üzerinde durulması gereken nokta tam da burası.
Çünkü seçmen sadece vaatleri karşılaştırmaz. Üslupları da karşılaştırır.
Sadece liderleri izlemez, verilen tepkileri de izler.
Sadece söylenen sözleri dinlemez, sessizlikleri bile not eder.
Bugün siyaset, eskisine göre çok daha hızlı akıyor. Saatler süren televizyon programlarının yerini birkaç saniyelik videolar aldı.
Sayfalarca açıklamaların yerini tek bir görsel alabiliyor.
İnsan hafızası da buna göre çalışıyor. Bir konuşmanın ayrıntılarını unutuyoruz. Ama tek bir kareyi yıllarca hatırlıyoruz.
Belki de bu yüzden artık siyasette bazen bir fotoğraf, bir yürüyüş, bir karanfil ya da bir dekont; uzun nutuklardan daha fazla şey anlatabiliyor.
Elbette tek bir olaydan yola çıkarak kesin hükümler vermek doğru olmaz.
Bir siyasi hareketin dili, zaman içinde oluşur. Bir örnekle değil, tekrar eden tercihlerle anlaşılır.
Bu yüzden bugün "Yeni Parti artık bambaşka bir iletişim anlayışı benimsedi." demek de erken olur.
Ama tam tersini söylemek için de erken.
Belki de 1 lira 3 kuruş meselesi, yıllar sonra dönüp baktığımızda sıradan bir polemik olarak hatırlanacak.
Belki de yeni bir siyasal iletişim tarzının ilk işaretlerinden biri olarak...
Bunu zaman gösterecek.
Ama ben bu yazıyı bitirirken aklımda hâlâ aynı soru var.
Bir siyasi partiyi gerçekten "yeni" yapan şey, logosu ve adı mıdır? Yoksa aynı olay karşısında eski alışkanlıklardan farklı bir hikâye anlatabilme cesareti midir?
Ne dersiniz?
- Toplam 1 yorum
Kudret Köksoy 06:57 - 04 Ağustos 2026
Sinem Hocam düşüncelerini bitirirken sorduğun;Logo,isim ve eski alışkanlıklarının farklı bir hikaye yanında salon siyaseti yerine sokak ve halkla temas siyasetinin daha çok ön planda olduğu farkettiriyor...
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Ömür Törpüleri, Huzur Kemirgenleri ve Duygu Korsanları 04 Eylül 2026 Cuma
- ZÜBÜK 5G 27 Ağustos 2026 Perşembe
- Oyu Var Gönlü Yok 20 Ağustos 2026 Perşembe
- Kriz Konuşmaz, İletişim Konuşur 07 Ağustos 2026 Cuma
- Sahiciliğin Siyasal Karşılığı 31 Temmuz 2026 Cuma