​Şiddete Kayıtsız Kalmak ​Şiddete Kayıtsız Kalmak

19 Nisan 2026 14:22
Yaşamın en sinsi yanı, açıkça uygulanan şiddetten ziyade, bu şiddete tanık olup başını öte yana çevirenlerin yarattığı o derin sessizliktir. Genelde "beni sokmayan yılan bin yaşasın" felsefesiyle meşrulaştırılan bu tutum, aslında failin sırtını sıvazlayan en büyük onay mesajıdır. Şiddete sessiz kalmak; mevcut adaletsizliği kabullenmek ve o zulmün devamlılığına bizzat zemin hazırlamaktır.

Psikolojik ve sosyolojik açıdan baktığımızda, insan davranışlarının çevrelerinden gelen yankılarla şekillendiğini görürüz. Şiddet uygularken toplumdan bir itiraz yükselmediği fark edilirse, bu sessizliği "zımni bir onay" olarak heybeye konulur. Bu tepkisizlik; şiddeti olağanlaştırır, onu hayatın sıradan bir gerçeği haline getirir ve failin kendi eylemini meşru görmesine kapı aralar. Mağdur içinse toplumun sessizliği, şiddetin kendisinden çok daha ağır bir yaradır; bu durum kişinin sadece güvenini değil, adalete olan sarsılmaz inancını da yerle bir eder.

​Hayatın içine saklanan "Seyirci Etkisi", şiddet karşısındaki o pasif duruşumuzu açıklayan sarsıcı bir gerçektir. Bir olay ne kadar çok göz hapsinde cereyan ediyorsa, müdahale etme sorumluluğu o denli dağılır ve sonunda kimse parmağını oynatmaz hale gelir. Oysa bu kolektif körlük, bireysel sorumluluğumuzu asla ortadan kaldırmaz. Sokaktaki kavgaya, komşudan yükselen darp sesine ya da iş yerindeki baskıya karşı susmak; toplumsal sözleşmeyi kendi ellerimizle yırtıp atmaktır. Unutulmamalıdır ki bir toplumun huzuru, sadece yazılı yasalarla değil, bireylerin birbirinin hakkına ve hukukuna sahip çıkma iradesiyle ayakta kalır.

​Şiddete sessiz kalınan ortamda kötülük hızla yayılır, kabuk değiştirir ve eninde sonunda herkesi kuşatır. Başkasının uğradığı haksızlık karşısında yutkunanlar, o şiddet kendilerine yöneldiğinde seslerini duyuracak bir muhatap bulamazlar. Şiddetle mücadele etmek sadece devletin veya kolluk kuvvetlerinin omuzlarına bırakılacak bir vazife değildir. Toplumsal yaşantı, haksızlık karşısında ortak bir vicdan refleksi göstermeyi gerektirir. İhbarda bulunmak, mağdurun yanında durmak ya da sadece sesini yükseltmek; failin elindeki en büyük gücü, dokunulmazlık zırhını çekip alır.

​Kötülüğün zaferi için gereken tek şey, iyi insanların elini taşın altına koymamasıdır. Sessizliğimizi bozduğumuz o an, şiddetin beslendiği onay mekanizmasını da kökünden kırmış oluruz.

YORUMLAR
  • Toplam 1 yorum
Yılmaz KÖKSAL 12:49 - 02 Kasım 2026

Kıymetli dostum Bekir Ahıskalı, şiddetin yalnızca uygulayanın elinde değil, ona sessiz kalanların vicdanında da büyüdüğünü ne güzel anlatmışsın. Bazen bir insanı en çok yaralayan, uğradığı haksızlık değil, haklı olduğunu bilenlerin suskunluğudur. Unutmamalıyız ki bugün başkasının acısına sağır kalan bir toplum, yarın kendi çığlığını duyuracak kimseyi bulamaz. İnsan olmak, yalnızca kendi hakkını savunmak değil, başkasının yarasına da vicdanıyla dokunabilmektir. Kalemine, yüreğine ve susmayan vicd

0 Beğenmedim

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X