Mavi Bir Bulut mu, Gökyüzünün Kendisi mi?

26 Temmuz 2026 16:37
Geçen gün evde çocukların arasındaki bir sohbet kulaklarıma çalındı. Oğlum 9, yeğenim 5 yaşında iki çocuk, salonda oturmuş evrenin en kadim ve en çetrefilli sorularından birini tartışıyorlardı: "Allah nerede?"
9 yaşındaki oğlum biraz da abilik edasıyla ve yüce bir kavramı konumlandırmanın verdiği o doğal refleksle yanıtladı: "Gökyüzünde!"​
 
​5 yaşındaki ufaklık ise zihnindeki somut dünyadan bir parça koparıp hemen ekledi: "Yani Allah bulut mu?"
​O an durup düşündüm. Yetişkinler olarak filozofların yüzyıllardır üzerine kütüphaneler dolusu kitap yazdığı soyut kavramları, bir çocuğun o berrak ve yalın dünyasına nasıl aktarabiliriz? Düşüncelerimizin henüz şekillendiği, gözümüzle görmediğimiz hiçbir şeye tam anlamıyla inanamadığımız o çocukluk günlerimiz nerede kaldı?
​Somut Aklın Soyut Yolculuğu
 
​Çocuk psikolojisinde çok temel bir kural vardır: Zihin, gelişirken somuttan soyuta doğru bir merdiven tırmanır.
​5 yaşındaki bir çocuk için soyut dünya henüz kapılarını açmamıştır. Sevgi, adalet, inanç ya da zaman gibi kavramlar onlar için ancak fiziksel bir nesneye dönüştüğünde anlam kazanır. Sevgiyi sarılmakla, zamanı çizgi filmin bitişiyle, yaratıcıyı ise tepemizde süzülen mavi bir bulutla eşleştirmeleri bu yüzdendir. Onlara "Allah zamandan ve mekândan münezzehtir" derseniz, zihinlerinde kocaman bir boşluk açarsınız.
 
​9 yaşına geldiğinde ise çocuk, somut dünyanın sınırlarını zorlamaya başlar. Ama hâlâ tutunacak bir dala ihtiyacı vardır. "Gökyüzü" yanıtı, tam da bu geçiş döneminin bir sembolüdür: İnsan erişemeyecek kadar yüksek, ama varlığı gözle görülecek kadar somut.
 
​Görünmeyeni Görmek: Rüzgarı ve Sevgiyi Anlatmak
​Peki, gözümüzle göremediğimiz ama varlığını kalbimizle bildiğimiz kavramları çocuklara anlatmanın yolu nedir?
​Cevap aslında çok basit: Doğanın ve duyguların dilini konuşmak.
 
​Çocuğunuza rüzgarı gösteremezsiniz ama yüzüne estiğinde serinliğini, ağacın dalını kımıldattığını hissettirebilirsiniz. Ona cebinizden "üç gram sevgi" çıkarıp veremezsiniz ama kucağınıza alıp sarıldığınızda o sevgiyi zihninde değil, tam da kalbinin ortasında hissettirirsiniz.
 
​İşte soyut kavramların anahtarı buradadır. Allah’ı, sevgiyi ya da merhameti anlatırken onları bir yere hapsetmek ya da bir nesneye benzetmek yerine; onların bıraktığı "izleri" anlatmak gerekir. Allah bir bulut değildir; ama o buluttan düşen ve toprağı canlandıran yağmurun içindeki iyiliktir.
 
Korku Değil, Merak ve Sevgi
​Biz yetişkinler bazen bu tür sorular karşısında panikleriz. "Yanlış bir şey söyler miyim?", "İnancına zarar verir miyim?" kaygısıyla konuyu kapatmaya veya kestirip atmaya çalışırız. Oysa çocukların bu soruları, evreni ve varoluşu anlama çabasının en muazzam göstergesidir.
 
​Cevaplarımızda korkudan, cezalandırıcı ifadelerden ya da aşırı karmaşık teolojik tanımlardan kaçınmak; bunun yerine güven, koruma ve sevgi odaklı bir dil kurmak en doğrusudur.
 
​Bir daha çocuğunuz size "Allah nerede?" ya da "Sevgi ne renktir?" diye sorduğunda tebessüm edin. Çünkü o an, bir insanın zihninin fiziksel dünyanın ötesine, anlamların dünyasına attığı ilk adıma şahitlik ediyorsunuzdur. Ve belki de biz yetişkinlerin de arada bir o çocuk saflığına dönüp sorması gerekiyordur:
 
​Bizler soyut olanı somutlaştırırken, hayatın anlamını nerede kaybediyoruz?

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X